Akademi Ödülleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akademi Ödülleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2026

Sinners



Yönetmen: Ryan Coogler
Oyuncular: Michael B. Jordan, Hailee Steinfeld,  Wunmi Mosaku, Miles Caton, Delroy Lindo
Süre: 138 dakika
Yapım Tarihi: 17 Nisan 2025
Ülke: Amerika
IMBD: 7.5/10 

Benim Puanım: 2/10

    Selamlar değerli okuyucular. Bu yayınımda size Hollywood sinemasının nasıl ayaklar altına alındığını anlatacağım bu örnek film sayesinde. Rezil bir filmin nasıl insanların gözüne sokulduğunu göreceğiz elbette.

    Sizler de diğer bir çok insan gibi Amerika'nın manipülasyonu filmler ve diziler aracılığıyla yaptığını biliyorsunuzdur. Bunu eskiden çok da belli etmeyerek yaparlardı. Fakat artık görmekteyiz ki "Yeter ki biz mesajımızı verelim de kalite ne olursa olsun önemli değil" der olmuşlar. Bunun da en büyük ispatı bu filmdir.



    Öncelikle filmin aldığı ödülleri hatırlayalım:

  • En İyi Özgün Müzik (Skor)
  • En İyi Görüntü Yönetimi
  • En İyi Özgün Senaryo
  • En İyi Erkek Oyuncu (Michael B. Jordan)


    En iyi özgün müzik
    Benim özellikle en takıldığım konu bu
dalda verilen ödül idi. Ben delta blues hayranı olarak diğer çoğu insanın bu konuda çok fikri olmadığını düşünüyorum çünkü bu müzik türü 40lı yıllarda miadını tamamladı. Demode olduğu için de pek çok kişi tarafından dinlenmeyen konumunda bulunmakta.
    Bu tip müzikler genellikle pes tonlardaki gitar akor geçişleriyle ve araların slide hareketleriyle süslenerek yapılan ve buna şiirsel bir dille okunan müzisyenin derdini anlattığı vokal eşlik eden bir müzik tipidir. Müzik bu tarzda bir araç olarak kullanılır önemli olan vokalin anlattığı çarpıcı hikayedir. Müzikteki hikayenin önemli olmasından kaynaklı müzikteki riff'ler genellikle birbirine benzer. Bu müzik türünde o kadar çok şey denenmiştir ki artık özgün bir yapım görünmesi mümkün değildir. Filmdeki müziklerde de benim her zaman aşına olduğum Delta Blues ve klasik Amerikan country müziği vardı.
    Kısaca anlatmak gerekirse bu ödülü ortalama Serdar Ortaç şarkısı bile kazanır bu filmdeki müziklerin karşısında. En tepki gösterdiğim ödül buydu, bir film müziği teması haline getirmesi ödül alacağın anlamına gelmez!


    En iyi görüntü yönetimi
    Bir diğer saçmalık olarak nitelendirebileceğim ödül ise bu ödül oldu. Yani yapay zekadan bozma sahneler, kendini çok belli eden greenbox tekniği, rezalet ötesi ışıklandırma... daha ne anlatabilirim bilmiyorum. En iyi görüntü yönetimi ödülünü hak edecek kesinlikle hiçbir şey yapmamış bu film. Kesinlikle bu ödülü en hak etmeyen film. Bu filme bu ödülü vermek demek, akademi ödülleri geçmişindeki tüm filmlere hakaret etmek demek. 
    Bazı yorumları okudum ve insanlar kanlı kısımların, ve vampir içeren kısımların izleyiciye çok gerçekçi yansıtıldığını savunmuş. En kötü Tarantino filminde bile bu filmden daha iyi kanlı sahneler izlersiniz ve Tarantino bu dalda ödül bile almadı. Vampir içeren kısımlar ise bence Alacakaranlık filmi ile karşılaştırılabilecek kapasitede. Bu ödülün verilmiş olması tüm film geçmişine hakarettir ve bu sebepten ötürü Dolby Tiyatrosu ateşe verilmelidir! şaka şaka o kadar da ileri gitmeye gerek yok :)

    En İyi Özgün Senaryo
    Bu filmin "Özgün senaryoya sahip" fikri nereden geliyor hiç anlamış değilim. Eğer vampirler ile siyahileri harmanlayan bir film senaryosu yok diyorsanız "Abraham Lincoln: Vampir Avcısı" filmini hiç görmemişsiniz demektir. Bu filmi bu dalda aday yapanlar kesinlikle bu filmi duymamış olmalı. Bu film hiçbir akademi ödülü alamadı fakat kalite ve hikaye açısından bu filmi yerle bir eder sanırım. Yani diğer adaylar da özgün senaryo ödülünü almayı hak etmiyor hiç vermeyin şu ödülü yahu. Açıklama yapın "Hiçbir film en iyi özgün senaryo kategorisine uygun bulunmamıştır." diye. Bu ödülü ille de vermek istiyorsanız bir senede yüzlerce film çekiliyor. İlle de sizin empoze etmeye çalıştığınız konuda diye de yapmayın bu işi.

    En İyi Erkek Oyuncu
    Oyuncunun bu ödülü aldığını gördüğümde içten bir kahkaha patlattım. Çünkü değerli arkadaşlar bu aktörün bu ödülü almış olması demek Polat Alemdar karakterini canlandıran Necati Şaşmaz'ın 10 yıl boyunca En İyi Erkek Oyuncu oscar ödülünü alması gerekirdi. Madem ödülü bu standarda göre belirliyordunuz Necati Şaşmazın hakkını yediniz. Şaka gibi bir ödül gerçekten de. Yani hangi ödüle baksam o ödül daha beter görünüyor. Meğer ki Akademi bir en iyi filmleri seçen organizasyondansa mesajını vermeye çalışan bir fabrikaya dönüşmüş.




SONUÇ:
    Değerli okuyucular eğer içimdekinin bir nefret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kesinlikle objektif olmaya çalışarak yaptım yorumlarımı. Bu filmin bu ödül töreninde adının geçmiş olmasını diğer tüm filmlere yapılmış bir hakaret olarak görmekteyim. Bu sektörün en kuvvetli temsilcisi olan Hollywood bize artık "Biz buyuz ve gücümüzü kullanıyor" diye haykırdığını görmemek işten bile değil. Amerika dünya politikasında nasılsa film konusunda da aynı. Ben zaten Akademi ödüllerini takip etmeyi çoktan bıraktım. Amerika sineması artık bir fastfood ve inanın bana çürük bir fastfood.
    Umuyorum ki bundan bir ders alınır ve bu tür ödüllerin dağıtımının durdurulması konusunda bazı insanlar ipi eline alır. Aksi takdirde her geçen yıl daha korkunç ödüller ile karşı karşıya kalacağız...

Fikirlerinizi yorumlarda belirtmeniz beni çok mutlu edecektir, esen kalın...

27 Ocak 2022

The French Dispatch


Yönetmen: Wes Anderson
Oyuncular: Bill Murray, Timothée Chalamet, Tilda Swinton, 
Owen Wilson, Adrien Brody, Frances McDormand, Willem Dafoe, 
Edward Norton, Saoirse Ronan
Süre: 118 dakika 
Yapım Tarihi: 10 Ekim 2021
Ülke: ABD
IMBD: 7.3/10 
Benim Puanım: 8/10


    Nereden baksanız iki yıldır bu filmi bekliyordum. Ha çıktı ha çıkacak deyip covid bahane edilip erteleniyordu. Gün geçtikçe seyircinin ilgisini kaybediyordu. Tam umutlar bitmeye yakınken film beyaz perdede yerini aldı. Filmin duyurusunu ilk gördüğümde "Oyuncu kadrosuna bak be!" demiştim kendi kendime. Sonrasında filmin detaylarını incelediğimde birbirinden farklı çekim tekniklerini gördüm. Çekim teknikleri oyuncular kadar ilgimi çekmişti. Bu çekim tekniklerini tek filmde başarılı bir şekilde uygulayabileceklerine dair şüphelerim elbette mevcuttu ama yine hoşuma gitmişti işte film güzel olacaktı ve bunu hiçbir şey gölgeleyemeyecekti. Filmin gecikmesi biraz gölgelemiş olabilirdi ama yine de film güzel olacaktı.

       Eleştirmenler açısından söylenenlere göre film, Akademi Ödülleri'nde aday olma hakkını kaybetmişti. Bu yorumları gördükçe keyfim de kaçmıştı adeta ve filmi takip etmeyi bırakmıştım dolayısıyla filmin piyasaya çıktığını da fark edememiştim. Aralık ayında filmi sinemada izleme şansım oldu. Biraz geç oldu izlemem ama güç olmadı.
        

    Film bence çok başarılı bir film idi. Kurgusu, senaryosu ve dahiyane teknikleri ile benim için izlenebilir bir film yapmışlardı. Filmi izlerken bile yüzümden tebessüm eksik olmadı. Bu anları çok seviyorum işte. Bir filmi beklersin beklersin ve ortaya Matrix 4 gibi bir film çıkacağını kurgularsın kafanda. Ama bu film hiç de öyle olmadı. Çok başarılı idi. Senaryosundaki incelik, sıcaklık ile oyuncuların ve kamera arkası ekibin başarısı filmi mükemmel hale getirmiş. Matrix 4 kadar bir pazar payı oluşturmadıkları için filmden çoğu insanın haberi olmadı. Üzülüyor muyum tabii ki hayır, çünkü bu tip sanatsal yapıdaki filmlerin reklama çok da ihtiyaçları yoktur, film kendisini gösterir kalitesi ile. Kalitesini maskelemek için sığınacağı dağlar yoktur böyle filmlerin. Lezzetsiz yapılan yiyeceği bol baharatla maskelemeye çalışmaktan farksız bir şey çünkü.

    Wes Anderson bu filmde de tarzından uzaklaşmamış. Renklerin gücü ile yoluna devam edip her bir noktadan izleyiciyi etkilemeye çalışmış. Artık Wes Anderson'ı da kaliteli yönetmenler kategorisine koyabilirim. Kendisi şu an Tim Burton ile yan yana durmakta benim sıralamama göre. Bu güzel filmi bize sundukları için yapımcıları tebrik ediyorum.

İzlemenizi şiddetle tavsiye eder, iyi günler dilerim.

01 Ağustos 2021

Merakla Beklediğim Filmler 2021

    Yıl geldi 2021'e ne kadar güzel filmler gördü bu gözler. Harika yapımlar geçirdik; fakat ne yazık son 10 yıl içinde çıkıp da kült diye nitelendirebileceğimiz çok bir film yok. Durum insanın içini burkuyor elbette, 90'lı yıllara dönüp sinemaya gitmek isterdim bu bana büyük bir zevk verirdi eminim. Sıradan hayatım çok film izlemememe karşın filmleri çok severim. Çok film izleyememe sebebim ise seçicilik denebilir. Önüme gelen viral olmuş filmleri izlemek ne yazık ki keyif vermiyor bana. Filmi izleyebilmem için öncelikle içerik ve tarzını biliyor olmam gerekir. Tabii ki son zamanlarda kendime kural koyduğum Oscar olası adayı filmleri de listeme koydum. Bu filmleri izlerken içeriğe bakmayacaktım, sadece akademi ödüllerinde aday olarak görebileceğimiz tarzda olmaları yeterli şart idi. Bu kuralı benimsemiş olmamın sebebi daha fazla film izleyebilmekten başka bir şey değil. Böyle bir kuralım olmasa doğru düzgün film izleyeceğim yok.

    Boşumuzu da yaptıktan sonra listeye geçelim, iki adet filmden kısaca bahsettim:

The French Dispatch


    Listenin ilk sırasını uzun zamandır bekliyor olduğum The French Dispatch'e vermek istiyorum. Bu film beni çok bekletti. Pandemi diye uzattıkça uzattılar filmin çıkış tarihini. geçtiğimiz kış çıkmasına garanti gözüyle bakılıyordu ve hatta Akademi ödüllerinde boy gösterecek deniyordu fakat ne yazık ki filmin çıkış tarihi yine uzatıldı. Sanırım tekrar bir aksilik çıkmazsa film bu kış seyircilerin huzuruna sunulacak.
    Oyuncu kadrosunun kaliteli olması ilk başta benim ilgimi çeken unsur oldu. İkinci olarak fragmanından gördüğüm kadarıyla harika bir görüntü yönetimine sahip olacak. Kurgu konusunda pek bir fikrim yok, senaryosu konusunda da hiçbir fikrim yok nasıl olur. Durum hikayesi gibi mi olacak yoksa olay hikayesi şeklinde mi sunulacak halen bilmemekteyim. Merakla bekliyorum bu filmi.

Babylon



    Filmden haberdar olmamın sebebi sevdiğim bir yönetmenin bu filmi yönetiyor olmasından kaynaklıdır. Sevdiğim yönetmenin ismi ise Damien Chazelle. Bildiğiniz üzere La La Land ve Whiplash adlı şaheser filmlerin yönetmen koltuğundaki kişi. First Man filminde beklenenin altında bir performans sergilemesinden ötürü bir süre sinema Damien Chazelle'in sesini duymadı (yaklaşık 1.5 yıl kadar), Ta ki Babylon adlı yapım duyurulana kadar. Sanıyorsam 2 yıl önce babylon filmini sadece ismen duyurdu kendisi ve henüz oyuncu kadrosu belli değildi. Asıl oyuncu kadrosu da açıklandıktan sonra benim merakımı çekti. Bu filmde Brad Pitt, Emma Stone, Margot Robbie'yi bir arada göreceğiz. Benim asıl ilgimi çeken isim ise Flea yani Red Hot Chilli Peppers'ın bassisti. Fleanın filmde oynuyor olması benim merakımı daha da kabarttı.
    Damien Chazelle sevmemin sebebi sanırım yönetmenlik tarzı. Çünkü sanki ben de bir film yönetiyor olsam bu adamın yönettiği şekilde yönetirdim. Bilmiyorum belki başka yaşamda kendisiyimdir kim bilir...

İyi günler dilerim değerli okurlar

19 Mart 2021

93. Akademi Ödülleri

     Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünyanın düzeni değişti bu yıl. İşte bizler evlere kapandığımızda yapılacak güzel aktivitelerden birini seçtik, film izlemeyi... Nedense geçen sene söylediğim gibi bu sene de filmler beni pek de memnun etmiş değil o kadar. Yani tabii ki çok beğendiğim filmler oldu fakat yine bir şeyler eksikti bu filmlerde. Yine de umudumu yitirmeden izlemeye devam ettim. Her neyse 2021 film sektörüne de olumsuzluklarla başlamamak gerektiğini düşünüp ve bu yılki Akademi Ödüllerinin adil bir şekilde sahiplerini bulmasını dileyerek başlayalım yayınımıza. Bu yıl pandemiden dolayı olan bir erteleme kararı ile de 26 Nisan tarihinde ödüller sahiplerini bulacak.

    Benim geçtiğimiz yıl en beğendiğim film the Trial of the Chicago 7 filmi oldu. Kurgusu güzel hazırlanmıştı ve hikayenin işleyiş biçimi beni epey etkilemişti. Bu filmi izlemenizi gerçekten tavsiye ederim. Çok güçlü bir yapıda değil fakat tatmin etme açısından gerçekten başarılı buldum ben. 

    2020 yılının sonralına doğrı çok beklediğim bir film olan Nomadland gösterime girdi. Açıkçası gerçekten de hoşuma gitti bu film. Belki de bu film için çıtayı çok da yüksek tutmadığım için beni tatmin etmiş olabilir. Film karavan hayatını anlatıyor ve kurgusal olmayan karakterlere de yer verdiğinden realist bir yapıda karşımıza çıktı. McDormand bu film ile 3. kez en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.

    Sound of Metal filmi gayet başarılı bir filmdi. Bu yazıyı yazarken fark ediyorum, bu film ile ilgili bir post paylaşmamışım sizlerle. Bu film bir bateristin sağır olduktan sonraki yaşadıklarını anlatıyor kısacası. Kurgusu gerçekten çok başarılıydı filmin, özgün de bir hikayeye sahipti. En iyi Özgün senaryo ödülünü alabilir bu film. Fakat nedense diğer dallarda pek de başarılı olabileceğini sanmıyorum pek. Oyunculuklar da iyiydi fakat ödül alacak kadar iyi gördüğümü söyleyemem. Kendi adaylarımı açıklarken tabii ki bu yılki oyunculuklara bakarak en iyisini seçmeye çalışacağım.




    Soul filmini yayınımda ne kadar yermiş olsam da en iyi animasyon filmi adayları arasında olmayı hak ediyor gerçekten de. Yani ne kadar gönlüm wolfwalkers'tan yana olsa da.

    Wolfwalkers filmi hakkında da bir şeyler yazmamışım ama şunu söyleyeyim ki çok da basit sayılmayan mesajlar vererek basit olan konuları farklı bir şekilde işlemeye çalışmışlar. Filmin kalitesi harikulade, kurgusu harikulade, senaryosu da harikulade. Yani önden kimi desteklediğimi bilin istedim.



   
Ma Rainey’s Black Bottom Geçtiğimiz senenin gerçekten de başarılı bulduğum bir diğer film ise bu idi. Özellikle geçtiğimiz yaz aramızdan ayrılan Chadwick Boseman bu filmde harika bir oyunculuk
sergilemiş. Hikaye olarak her Türk insanının pek de sevebileceği bir hikaye değil açıkçası. Yani sıkıcı gelebilir ama eğer jazz müzik hoşunuza gidiyorsa ve bu kültüre az çok hakimseniz bu film sizin için çok akıcı olabilir. Tavsiyemdir.

Kısaca böyle notlar düşmek iyi oldu. İşte benim için ödüllerin verilmesi gereken adaylar:

en iyi kadın oyuncu : Frances McDormand - Nomadland
en iyi erkek oyuncu : Chadwick Boseman - Ma Rainey's Black Bottom
en iyi film : Nomadland (Çok kararsız kaldım)
en iyi yardımcı erkek : Sacha Baron Cohen - the Trial of the Chicago 7
en iyi yardımcı kadın: Glenn Close - Hillbilly Elegy
en iyi animasyon : Wolfwalkers
en iyi özgün senaryo : Sound of Metal
en iyi görüntü yönetmeni : Phedon Papamichael - the Trial of the Chicago 7
en iyi yönetmen: David Fincher - Mank
en iyi uyarlama senaryo: Nomadland
en iyi görsel efekt: Tenet

05 Şubat 2020

92. Akademi Ödülleri




    Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2019 yılını tamamladık. 2019 yılı bize bir çok şey gösterdi. Bazı günler ağladık bazı günler ise güldük. Bazı günler ise film izledik. İzlediğimiz bu filmlerin bir kısmının akademide boy göstermesine de sayılı günler kaldı.
 



Yayına başlamadan önce söylemek istediğim önemli bir şey daha var. 2019'da çok film izledim ve izlediğim filmlerin hepsini buraya sığdıramayacağım için gerçekten üzgünüm. Umarım 2020'de izlediğim hemen her film için başlık açma imkanı bulabilirim.

    Geçen sene olduğu gibi bu sene de film sektörü beni pek de mutlu etmiş değil. Çok güzel filmler izledik fakat nedense filmlerde eksilen bir şeyler olmuş. Sanki hissettirmesi gereken duyguyu iyi bir şekilde hissetiremiyormuş gibi. Umarım 2020 bizi kaliteli filmler ile karşılar, sanırım 2020 beklentilerimden birisi de bu.

      Bu sene öne çıkan filmlerden bahsetmek istiyorum sizlere. İlk olarak bahsedeceğim film, 2019 yılının en çok ses getiren filmlerinden biri olan Joker olacak.





    JOKER: DC evreninden bir hikayeyi anlatıyor bize. Joker karakterinin köküne inmemizi sağlayan bir filmi sunuyor bize. Psikolojik unsurları bünyesinde barındıran bir film olmasıyla birlikte, bu unsurları seyirciye başarılı bir şekilde aktarmış bulunmakta bu film. Filmin görüntü yönetimini gerçekten başarılı buldum, bütçesi ortalamada olan filme göre gayet güzel iş çıkarmışlar gibi görünüyor.
   Joaquin Phoenix, bu film için gerçekten çok çalıştığını göstermiş ve seyircinin de sevgisini kazanmış durumda. Tanıdığım ve eleştirilerini okuduğum çoğu insan, Phoenix hakkında fazlasıyla olumlu yorumlarda bulunuyorlar.
    Yönetmen koltuğunda oturan Todd Phillips, benim izlemekten pek de hoşlanmadığım yapımlarda yönetmenlik yapmış bir kişi. Eminim Phillips böyle çok büyük bir yapımın bir parçası olduğu için mutlu hissediyordur.
 






   THE IRISHMAN: Hepimizin çok yakından tanıdığı kadroyla sunulmuş film bize. Filmi bize netflix, sinema sektörüne attığı adımın boyutunu arttırdığını görüyoruz.

    Filmde hoşuma gitmeyen iki şey vardı; birincisi, cgi kullanımının yoğunluğu bazı kısımlarda sinirlerimi bozdu. Cgi çok yoğun kullanıldığı için bu cgi'ı hissetmek filmi izlerken rahatsız ediyordu. İkincisi, filmin uzun olması oldu. Sanki konuyu biraz da uzatmak istemişler gibi göründü. Dolu dolu bir 3 saat olması benim için gayet iyi olabilirdi.

   Oyuncular hakkında pek bir şey söylemeye gerek duymuyorum çünkü hepsi de başarılı bir iş koymuş ortaya. Özellikle Al Pacino doğallığı ile beni büyüledi. Sanki tarihteki bir kişi izliyormuşum gibi hissettim Al Pacino'nun sahnelerinde.









   ONCE UPON A TIME IN HOLLYWOOD: Çoğu kişi gibi benim de uzun bir süre beklediğim bir film oldu. Kadroda Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ve Quentin Tarantino var. Hani böyle bir kadroyu merakla beklememenin çok zor olacağını düşünüyorum. Filmi bu kadar zaman beklememe rağmen çıtayı yüksek tutmadım. Mükemmel bir film  beklemiyordum, benim beklediğim bu kadronun tatmin edici film ortaya çıkarmasıydı. Hayalimdekine çok yakın duygulara girdim filmi izlerken. Yani demem o ki film beni herçekten de tatmin etti.
    Yönetmen koltuğunda Tarantino var. İlk başlarda çok sert bir film bekliyordum açıkçası. Biraz da kan görmeyi bekliyordum filmi izlemeden önce. İnanın bana çok sert bir film olmasa bile, sert bir film izlemiş kadar etti sağolsun.
    Sanırım oyuncular hakkında konuşmaya pek gerek yok. Brad Pitt ve DiCaprio mükemmel bir oyunculuk sergilemişler. Brad Pitt'in oyunculuğunu ayrıca beğendim. Cuk diye oturmuş diyebileceğim bir karakteri canlandırıyor yine




 
  KLAUS: Sizlere kış hakkında "ŞU" postta güzel gördüğüm detaylardan bahsetmeye çalışmıştım. Bu film sanırım benim kışım için çok güzel bir film oldu. Filmde çoğumuzun bildiği bir hikayeyi yeni karakterler ekleyerek yazmış ve yönetmiş Sergio Pablos. Övgü sadece yönetmene değil emeği geçen herkese. Sanatsal açıdan bir animasyon filme göre üst seviyede olan bir yapım ortaya koymuşlar. Kesinlikle en iyi animasyon ödülünü hak ettiklerini düşünüyorum. BAFTA ödüllerinde hak ettikleri ödülü aldılar. Aynı ödülü Oscar'da da almaları dileğiyle diyeyim...












İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...