Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2026

İmkansız Coğrafyalar



     Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coşkun Aral'ın kaleminden, tam anlamıyla imkansız coğrafyaları bu kitapta çok daha net görebilmekteyiz.

    Çocukluğumda büyük bir Indiana Jones hayranıydım. Cesur, araştırmacı, zeki, maceracı nitelikleri beni kendine o kadar çekiyordu ki hep Indiana Jones gibi birisi olmak istemişimdir. O dönemler Indiana Jones filmleri izleyip kendime bu evrende geçen hikayeler yazardım ve bu hikayeleri canlandırırdım, gerçekten oradaymışçasına oynardım. Karakterlerle konuşurdum, savaşırdım. Bu kurgularda kendimi herkesin de yapacağı gibi kahramanın yerine koyardım. Keşifler yapar, kötülerle savaşır ve çok önemli işler yapardım. Çocukluğumda yaptığım bu kurgulardan aldığım keyfi şu yaşımda hiçbir şeyden alamıyorum ne yazık ki. Neye elimi atsam keyif veremiyor. Ya zaman harcamanın saçma olacağını ya da sıkıcı olduğunu düşünüyorum çünkü bir çoğunda kendimi göremiyorum, empati yapamıyorum. Ama bazen öyle beklemediğim yerden bu keyfin kıvılcımını yaşıyorum ki soluğumu kesilip sonuna kadar tüketesim geliyor. İşte bu kitabı da bu şekilde tanımlayabilirim. 10 yaşında benim kahramanım Indiana Jones idi fakat bu yaşımda kendisi Coşkun Aral.

    Kitap benim için o kadar sürükleyici ve bilgilendirici ki tam aradığım eserler sıralaması yapıyor olursam bu kitabı ilk sıralara yerleştiririm. Beni çocuk gibi sevindirdi çünkü.

    Bu kitapta sizleri Ortadoğu'nun en karanlık taraflarını göreceksiniz. Liderlerin ve ülkelerin hangi düzenbazlıklarla neleri yapmaya çalıştıklarını çok daha iyi anlayacaksınız. Bu kaos ve tehlikenin tam ortasında bulunan Coşkun Aral'dan, hikayeyi onun gözünden tekrar yorumlayacaksınız. Bu denli kendini riske sokacak kadar macera tutkunu olan Coşkun Aral nasıl oldu da bu yaşına kadar hayatta kaldı diyeceksiniz kendinize durup durup. Her bir paragrafı altın değerinde olan bu kitabı okumanızı şiddetle önermekteyim değerli okurlar.

09 Aralık 2020

Köpegim Charley ile Amerika Yollarında


 

    Herkese merhabalar değerli okurlar. Sizlere güzel bir gezi yazısı paylaşmak istiyorum. Bu gezi yazısında yaşamın getirdiği yorgunluğun etkisiyle yollara düşen John Steinbeck adlı yazarın 1960 yılında çıkmış olduğu yolculuğunu kendi ağzından anlatıyor. Çıktığı yolculukta neler yaptığını güzel ve özlü bir şekilde anlatmaya çalışmış yazar. Gereksiz bilgilerden uzak durup ilginç bulduğu ve tespit yapmaya değer olayları anlatmaya çalışmış kitap boyunca. Bu yüzden kitabı bir macera-yolculuk kategorisine koyamıyorum. Tıpkı Evliya Çelebi gibi memleketini gezip, gittiği yörenin beşeri ve fiziki özelliklerini güzel bir dille anlatmış. 
    Kitabın ilk çeyreğinde güzel bir noktaya değinmiş Steinbeck. "Bu yazdıklarımı okuduktan sonra benim gibi bir yolculuğa çıkarsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır. Çünkü her bir yolculuk farklı hisler içerir." der. Yani bir yolculuğa çıkacaksanız kendi hedefleriniz olmalı. Bu düşünceye sebep olan bir yazarla olan anısını anlatır. Gerçekten desteklediğim bir düşünce oldu bu; Çünkü insanlar empatiyi derin bir şekilde yapabilen canlılardır. Kişi bir insanın anısını dinlediğinde, kendisini de o anının içinde mutlu görür fakat ne yazık ki kişinin karakterine pek de uymayan bir anıdır o. Bu bir filmdeki kötü karakteri sevmeye benziyor bence. Gerçek hayatta nefret edebileceği bir insanı sırf film güzel işledi diye seviyor; portresinin olduğu tişörlerle geziyor ortalıkta. Halk ağzında buna özentilik diyoruz, daha doğrusu toplum özentiliği dememiz gerek. Çünkü bir fisyon reaksiyonunda olduğu gibi çok hızlı yayılan bir özentilik bu. Pek düşüncesizce hareket edip, insan toplum ne dediyse ona uyup toplum özentiliği gerçekleştirilmiş oluyor.

    Ne zaman bir şeyler anlatmaya başlasam konudan epey sapmaya başlıyorum nedense. Beynim bir yönde çalışmayı reddediyor adeta. Bir konuyu düşünürken, o konudan kopmak çok kolay olabiliyor.

    Kitap ile ilgili yorumuma tekrar dönecek olursam; kitabı okumaktan zevk alacağınızı düşünüyorum. Steinbeck, sanırım karakterinden ötürü insanlarla tanışmak için bir çabaya girmiş. İnsanların gelip oturmaları için ikna edebilmek adına karavanını güzel içkilerle doldurmuştur. Hatta kendi kendine güzel bir yöntem de geliştirmiştir insanlarla tanışmak için. Kamp için durakladığı bir yerde yakınlarda insanlar olduğunu anladığında köpeğini o insanların olduğu bölgeye doğru salar. Biraz zaman geçtikten sonra o bölgedeki insanları köpeğin yarattığı rahatsızlıktan kurtarmak için yola koyulur ve insanlarla bu şekilde konuşacak bir şey bulup tanışmış olur. Kendince geliştirdiği yöntem epey iş görüyor, aklınızda bulunsun belki kullanırsınız bu yöntemi. 

    Steinbeck yolculuğunun ilk yarısından çok keyif alıyor, her anın tadını çıkarabiliyor fakat sonrasında siyaset ve halk ilişkileri canını sıkmaya başlıyor. İster istemez bölge halkının aptalca fikirleri onu karamsarlığa itiyor bir miktar. Yolculuktan aldığı keyif bir şekilde yarılanıyor. Kendisi de diyor zaten "belli bir yere kadar geçirdiğim her an hafızamda fakat bir yerden sonraki kısımlar bulanık hatırlayamıyorum". O yüzden kitabın %90 kadarı yolculuğun ilk yarısını anlatmakta.

    Kitabın çok hoşuma gitmesine karşın ben sanırım böyle bir yolculuğa çıkmış olsam insanlarla pek de muhatap olmazdım. Steinbeck ile aramızdaki en büyük fark sanırım bu. Bu konu dışında bu tip bir yolculuğun her zaman hayallerini kurmuşumdur. Umarım sizlere de nasip olur böyle güzel ve huzurlu yolculuk. Okuduğunuz için teşekkür ederim ve iyi günler dilerim.



03 Ekim 2020

Martin Eden

   Martin Eden - Jack London İş Bankası Kültür Yayınları Fiyatları ve  Yorumları | En Ucuzu Akakçe 

Merhabalar değerli okurlar bugün bitirmiş olduğum bir diğer kitap hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Okuyanlarınız vardır elbet bu kitabı. Okumayanlar için benim için gerçekten bir öneri niteliğindedir bu kitap. Kitapta zorlukların üstesinden pes etmek gibi bir huyu olmayan bir karakterin hayatı anlatılıyor. Asla pes etmeyen bir insan nasıl olur diye merak ederseniz de açıp birkaç satır okuyabilirsiniz tabii ki

    Kitabın yazarı olan Jack London, üslubunu hiç bozmadan yazmış bu kitabı da. Temelde kitabın konusu Martin Eden adındaki bir gencin yazarlık macerasını anlatmaktadır. Fakat Martin Eden bu yazarlık serüvenine hiçbir bilgisi olmadan çıkmıştır ve bu yolda kendini eğitmeye çalışmıştır. Bu çabalamayı gördüğünüzde şaşıracaksınız, bir insan nasıl bu kadar hırslı olabilir diyeceksiniz. Ben gibi pek ruhsuz bir insansanız elbet ki epey ilginç gelecektir sizlere Martin karakteri. Öğrenilecek bir sürü şey barındıran bir karakter Martin Eden. O yüzden okurken ana karakterin hissettiklerini empati yaparak hissetmeye çalışmanız gerekmekte.

    Evet spoiler vermemek için konusundan daha fazla bahsetmek istemiyorum. Aslında çok da spoiler barındıramaz anlattıklarım, ben sadece okurken bazı hususları siz keşfedin diye susuyorum. Arkadaşınız gibi benimseyeceğiniz bir karakteri yavaş yavaş çözümlemek daha keyifli olacaktır.

20 Mart 2020

Morgue Sokağı Cinayeti

        Herkese merhabalar değerli okurlar, Edgar Allan Poe'nın bir başka kitabını okumanın mutluluğla yazıyorum sizler. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bu kitabı okuduğunuz zaman çok daha iyi olabileceksinir. Polisiye gibi işlenen; fakat en azından benim bir polisiye diyemeyeceğim türde bir kitaptan bahsedeceğim sizlere.
 
      Poe amcamız bizlere dikkatli olmamızın neden gerekli olduğunu anlatır gibi bir kitap yazmış. Kitabın başında bizlere çözümleme hakkında fikrinden bahsediyor ki ne anlattığını daha iyi anlayalım.

     Poe, kitapta Dupin adlı (Odak noktası olan karakter) biraz fazla pohpohlamış gibi görünüyor. Buradan Dupin'e olan hayranlığını görmekteyiz. Kitabı öyle bir anlatışı var ki sanki gerçekten yazılanları, yazarın yaşadığını sanırsınız. Diğer kitaplarda da Dupin ismini göreceğiz. Dupin Edgar Allan Poe'nun yarattığı karakter olan Dupin, aşina olduğumuz Sherlock Holmes karakterinin benzeri bir karakter. Gayet cool diye tabir edebileceğimiz işinin ehli bir karakter. Edgar Allan Poe, kitabunda Dupin karakterinden, ev arkadaşıymış gibi bahseder. Yani kahraman anlatıcının bakış açısı ile yazılmış olan bir kitaptır.
      Kitaptan keyif alacağınızı düşünüyorum çünkü dili çok kolay ve konabilir, hikaye gayet sürükleyici ve kitap kısa olduğu için pek de zamanınızı almayacak türde bir kitaptır. İlginç bir cinayet vakasını konu aldığından, durumun ilginçliği de ilginizi çekecektir.
      Her zaman yaptığım gibi bu postta da kitap hakkında daha fazla detaya girmeyeceğim. Kitap zaten kısa, anlatıp sizlere spoiler vermek istemem.

Tekrar görüşmek dileğiyle... Hepinize sağlıklı günler diliyorum.



26 Şubat 2017

Roverandom - Kitap Yorumu

       Roverandom... tuhaf bir ismi olduğu için kitabın ismini çok çabuk unutabiliyorsunuz. Kitabı okumaktayken kitabın ismini unuttuğumu fark edip kapağa baktığım çok oldu. Benim için çok farklı oldu bu kitap.
       Yazarımız "J. R. R. Tolkien". kim bu Tolkien diyecek olursanız; Şu devasa evreni olan Yüzüklerin Efendisi var ya hani, işte o evrenin yaratıcısıdır kendisi. Hayal gücünü az çok tahmin edebilirsiniz. Tolkien bu hayal gücünü Roverandom kitabında da kullanmış. Hayatının beli kısımlarında yaşadıklarından yola çıkarak oluşturmuş bu kitabı. Kısacası kitabında kendi hayatına göndermeler yapmış diyebiliriz. Kitabını ise oğluna adamıştır
     
     Rover adında bir köpeği anlatır Roverandom kitabı. Rover adlı köpek çok mutluyken, sarı topunu ısırmayı severken bir gün karşısına bir büyücü çıkıveriyor. Büyücünün bir hareketinden dolayı çok sinirlenip yapışıyor büyücünün paçasına ve o paçadan bir karış kumaş yırtıyor. Bu harekete karşı büyücü de boş durmuyor tabiiki... son güçlü büyüsünü de Rover üzerinde kullanıyor ve Rover'ı bir oyuncak köpeğe dönüştürüp bir oyuncakçının rafına yerleştiriyor. İşte asıl macera buradan sonra başlıyor. Rover eski haline geri dönüp eski hayatında mütemadiyen yaptığı şeyleri yapmaya devam etmek istiyor. Bunun için de başından büyük maceralar geçiyor. Dünyanın uydusu olan Ay'a mı gitmiyor dersiniz; Dibinde ne olduğunu bilmediğimiz okyanusa mı dalmıyor dersiniz...

      Çok tatlı bir macera romanı olarak adlandırabiliriz. Çerezlik okunacak bir şey. Eğer bir çocuğunuz varsa, çocuğunuza mutlaka anlatmanızı gerektirecek bir hikaye.


04 Mart 2016

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört







Hayatım boyunca hep kitap yazmak istemişimdir. Belki bir zombi hikayesi belki de bir hayalet hikayesi veya bunları birbirine katıp farklı bir yapıt ortaya koymak isterdim. Ne yazık ki beceremediğim işlerden birisi de yazmak. Yani yazdıklarımla etkileyici olamam asla. Şimdi bana diyeceksiniz ki "Sen böyle düşünerek baştan kaybediyorsun" bla bla... Her zamanki klişeler. Neyse konu bu değildi. Yazmayı istediğim veya başaramadığım bir sürü şey oldu. Fakat bunların yerini doldurabilen bazı yazarlar oldu tabiki. "Yazamıyorsun madem oku" dedim kendime. Sanırım George Orwell başarısızlığımı bana unutturabilecek yazarların arasına girebilecek.

3 gün önce Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı distopik romanını satın aldım. Kitaba dün başladım ve 61. sayfaya geldim. Yazar işlediği konuyu hissettirmeyi gerçekten çok iyi biliyor. Kurduğu distopyada, o dönemdeki korkuyu ben hissettim. Karakterin ne hissettiğini hissettim. Bir kitap daha başlarında sıkar fakat bu kitap beni kendisine çekti adeta konusuyla. Romanın distopik dünyasında devlete mutlak itaat beklenen bir merkezi tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı otorite tarafından kontrol edilmektedir. Yani düşünceler bile devletin elinde. Kimse bireysel olarak düşünemez, düşünceleri bu otorite belirler ve O ne derse odur.

Sizi şaşırtmayacak ama yinede söylüyorum, kitap Can Yayınları'ndan. Açıkçası ben gerçekte okumanızı isterim. Hayal gücü çok geniş olan George Orwell o dönemde yaşamış gibi yazmış romanını. Kalemi eline alan kendisi değil de sanki beyni diyebiliyoruz okurken. Kitabı yeni aldığım için içerik hakkında çok şey yazamadım. Kitabı okusaydım da yazmazdım hıhı... Benim yazacaklarım bu kadar umarım kitabı almanıza vesile olmuşumdur. Bu beni çok mutlu eder (Vesile olduğumu nereden bileceksem artık.). Yakın zamanda, filmi izlediğim zaman da film hakkındaki fikirlerimi sizlere sunmak isterim. Bir dahaki paylaşımda görüşmek üzere...

İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...