Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2025

Hayatın Anahtarını Aramak

 



Ayda ve hatta yılda bir yapmış olduğum bu "Post" işine her seferinde sıklıkla devam edeceğimi tekrar ediyorum kendi kendime. Fakat ne yazık ki istikrarım, kudretimin önüne taşı koyuyor ve takılıyorum. Yerden kalktığımda aradan aylar geçmiş oluyor ve bir "Post" daha yazayım diyorum. Bu yazıya başlamadan evvel de aslında kendime telkinde bulunuyordum. İçeriklerimi çok kişi takip etmiyor fakat, yazmak çok daha değerli bir şey. Bir takım şeyleri kayıt altına almak kişiyi zamanda ölümsüz hale getiriyor. Ben de bu sefer daha kararlı olacağını düşündüğüm bir şekilde yazılarımı yazmaya karar verdim. 

Nasıl mı? Şöyle: Son birkaç yıldır hayatım tamamen para kazanmak üzerine kuruldu, çünkü "para lazım" dı. bu süreçte evlendim, arabamı aldım ve düzenli bir hayata geçiş yaptım. Ardından fark ettim ki artık ne bir film izler ne de bir kitap okur olmuştum. Daha genç yaşlarımı da bildiğim ve halen o yaşlarda hissettiğim için yavaştan dehşete kapılmaya başladım. Bu durumun benliğimi bir sigara gibi yavaş yavaş yok ettiğini fark ettim. Bunu aslında daha önceden de fark etmiştim ama sohbet arasında fütursuzca söylenen cümleler gibi irdelemeye gerek duymadan fark etmiştim. Artık farkındayım ve bir şeyler yapmam gerektiğini biliyorum çünkü otuz yaşına geldim. Bu yazıyı okuyan sizler de lütfen gençliğinizde ve şimdiki hayatınızdaki farkları inceleyin. Kaç yaşında hissettiğiniz kişiyle birlikte inceleyin. Halen genç iseniz bunu çok erkenden fark etmeniz dileğiyle.

Bu yazıyı hem sizler hem de kendim için yazmaktayım. Dolayısıyla bir sonraki yayınlarımda neler paylaşacağımı belirtmek isterim:

Artık hiç denecek kadar film izlediğim için, popüler olmayan fakat altın değerlinde olan filmlerden, oyunlardan bahsedeceğim sizlere. Yeri geldiği zaman okuduğum kitaplardan bahsedeceğim. Eminim ki okurlarım benden çok kitap okuduğu için onları sıkıcı gelecektir benim kitaplarla ilgili yapacağım yorumlar o sebepten pek sık kitap yayını yapmayacağım. Ayrıca şundan da emin olun ki yazacağım hiçbir yazıyı üşengeçlik yapıp GPT gibi yapay zekalara yazdırmayacağım.


Bakalım ne kadar başarılı olacağım ve sizleri ne kadar etkileyebileceğim bu yolda. Umarım hepimiz hayatın anahtarını bulup kendimizi en mutlu şekilde hissedebileceğimiz yarınlara açılan o kapıyı aralayıp açabiliriz.

10 Ocak 2023

İnsanın Elinden Kayan Yaşamı

     Selamlar değerli okurlar. Buralara uğramayalı yaklaşık bir yıl oldu. Keyifle yazdığım blogum, iş hayatıma yoğunlaşmamla birlikte diğer keyifle yaptığım aktiviteler ile birlikte bir sandığa kapatıldı adeta. Yaklaşık bir yıldır ne kitap okuyabiliyorum ne de film izleyebiliyorum. Ara ara da beni rahatsız etmiyor değil bu durum fakat önüne geçemediğim bir akıntı gibi aydınlık tarafa ulaşmam engelleniyor bir şekilde. Belki de Momentos mahlaslı blog yazarı bana podcast'inde yer ayırmasa buralara uğrayacağım yoktu. Unutmuştum bile bir blogum olduğunu, geçen gün tesadüfen denk geldim de açtım blog kontrol panelini. Yanlışlıkla açmışken bir hareketlilik var mı diye bakınıp momentosun yorumunu gördüm. Yorumda momentos podcast'inde blogumu tanıtacağını söylemişti. Mutlu olmuştum ve eskisi gibi blog yazma hissine kapılmıştım. Ancak bu his çok uzun sürmedi açıkçası tekrardan unuttum kenarda yapayalnız bekleyen bir blogum olduğunu. İşte bugün tekrardan hatırladım bir blogum olduğunu ve bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm. Açtım yeni başlık sayfasını ve şu anda burada okuduğunuz satırları yazıyorum. Biliyorum başlık epey iç karartıcı fakat yazdıklarımda o kadar da karanlığa sürükleyecek bir temayı benimsemeyeceğim.

    Hayatı pek de irdelemeden yaşıyoruz. Yapmak istediklerimizin ve bu yapmak istediklerimizin gerçekten bize mi yoksa başkasına mı ait olduğunun pek de farkında değiliz. Bu durum ise bizi kendimizden hızla  uzaklaştırmakta. Örneklendirme yapmak isterim bu durum ile ilgili: İzlemiş olduğu doğal yaşam videosu izleyen bir kişi hayal edin. Bu insan doğaya uyum sağlamakta epey zorlanacak bir insan olsun. Sırf izlediği videodaki hayattan etkilendiği için kendisinin de böyle bir yaşamdan çok hoşlanacağı yanılgısına kapılıyor ve doğa hayatını kendi isteğiymiş gibi benimsiyor. Hatta bu isteği o kadar irdelemiyor ki, doğada yaşamın evdeki gibi sıcak yataktan uyanmak, ocakta kahvaltısını yapmak, televizyon karşısında film izlemek, aynı anda telefonuna dalıp gitmek olmadığını hiçbir şekilde göremiyor. Bu anlattıklarımda yanlış anlaşılma olmasın ben tabii ki doğa yaşamına her insanın bir şekilde adapte olabileceği kanısındayım fakat bu tip bir yaşantının şehir hayatında yaşamaktan kat kat rahatsız edici olduğundan çoğu insanın gözyaşları ile geçireceği günlerden ibaret olabileceğini düşünüyorum.


    Lafı her zamanki gibi çok uzattım. Aslında demek istediğim şey şu: Kendimizi bulmakta çok zorlanıyoruz. Kendimizi bulmakta o kadar zorlanıyoruz ki başkasının keyif aldığı şeylerden biz de keyif alırız yanılgısına kapılıyoruz. Bakın deneme yanılma değil belki biz de keyif alırız demek yerine çok keyif alırım deyip irdelemeden geçiyoruz. Halbuki yapmak istediğimiz etkinliklerin üzerine detaylı bir şekilde tüm yönleriyle düşündüğümüz vakit anlıyoruz ki bu etkinlik gerçekten de hoşumuza gitmeyecek. Peki kendimizi bu etkinliğe sebepsizce adama sebebimiz nedir? cevap 
duygudaşlık. Bir etkinliği yapıp da mutlu bir insan gördüğümüz vakit beynimizin empati yönü ağır basıp o kişiyi kendimizmiş gibi görmeye çalışıyoruz ve bu son zamanlarda çok sık gördüğüm bir durum haline geldi. Dolayısıyla insanlar artık neyden hoşlanıp neyden hoşlanmadığını bilemez oldu. Kendimizden uzaklaştık değerli okurlar. Kendimizden uzaklaştığımızda ise yaşam belki de elimizden kayar oldu.

    Eğer bir şeyi istiyorsanız, onu elde etmeden önce irdeleyin ve karakter süzgecinizden geçirin. Karakter süzgecinizden geçirdiğiniz vakit etkinlik daha bilinçli ve akılda kalıcı derecede mutlu bir anıya dönüşecektir.

08 Ocak 2021

Yeni Yıl Tavsiyeleri 2021

  
  Merhabalar sayın okurlar. 2021 oldu ve ilk haftayı sağ salim bir şekilde atlattık. Kayıplarımız oldu üzüntülerimiz oldu 2020'de; fakat biz yine de bu hayat dediğimiz yolculuğa devam ettik. Bazen ne kadar isyan etsek de seviyoruz bu hayatı. Bizi epey üzse de sevebiliyoruz bir şekilde bu hayatı. Hayatı sevmediğimizi iddia etsek de yaşamak için bir takım sebepler buluyoruz kendimize. 

    Hayatımın çok büyük kısmını depresif bir insan olarak geçirdim. Sanırım insan yaşlandıkça öz eleştirisinde çok daha acımasız olabilecek kıvama geliyor. Acımasız eleştiri derken duyguları kenara iterek yapılan objektif bir eleştiri. Bedensel yaşlanmak değil tabii ki bahsettiğim yaşlılık. Zihinsel yaşlılıktan bahsediyorum. Bireysel yargıları yok sayıp irdeleyebilmekten bahsediyorum. Böyle bir irdelemeyi başarmaya başladığınız zaman bilin ki zihinsel olgunluğa bir adım atmaya başlamışsınızdır. İnsan böyle bir özeleştiri sırasında depresifliğinin nedenlerini önüne serebiliyor. Mutlu olmak istemediğiniz sürece bu çok zor oluyor; fakat mutlu olmak istediğiniz an işler değişmeye başlıyor.

    Evet 2021'e bu şekilde girdik ve bu post bir tavsiye postu olacak. 2021'de mutlu olmaya çalışmanız gerektiğinden ve mutluluğun kısa zamanlı değil de huzurla birleşip bakileşmesinden bahsedeceğim. Çoğu insan mutluluğun sadece gülümsemekten ibaret olduğunu düşünüp yanılmakta, bu kısa süreli mutluluk anlarına haz diyebiliyorum sadece. Hazlar kısa süreli olup insanı sadece bir nebze besleyen kısa süreli mutluluğu insana gösteren olgulardır. Huzur ise insana uzun süreli hatta daimi diyebileceğimiz bir rahatlıktır diyebilirim. Size tavsiyelerim de huzurlu bir mutluluğa yaklaştıracak nitelikte olabilir.

    Mutluluğun ve huzurun anahtarının toplum olmakta değil BİREY olmakta göreceksiniz.


    Öncelikle bahsetmek istediğim konu kendiniz olmanız elbette. Kişisel gelişim uzmanları her zaman sizi şekilden şekle sokmaya çalışarak ve sizlere sahip olmadığınız karakter özelliklerinin olduğuna inandırarak sahtekarlık yapmaya çalışmaktadırlar. Sizi bir kutunun içine sıkıştırmaya çalışıyorlar adeta. Bu kutuya sıkıştırma eylemini ise şişirilmiş umutlar vererek elde ediyorlar. Bu çok üzücü bir durum açıkçası. Siz kendinizde ne görüyorsanız onu yapabilirsiniz, sizi mutlu eden ve rahat hissettiren ne ise onu yapabilirsiniz. Toplum için utanç verici olarak görünen bir takım sevdiğiniz davranışlarınız vardır belki ama bence size zarar vermiyorsa çekinmeyin hiçbir şekilde. 

    Yani demek istediğim şey şu: Karakterinizi topluma göre şekillendirmeyin, olduğunuz gibi dilediğiniz gibi hareket edin. Bunu başarırsanız huzura bir adım daha yaklaşacaksınız. Elbet ki toplumda yer edinmek için bazı hareketleriniz onlara göre şekilleniyor fakat tabular öyle seviyelerde karşımıza çıkıyor ki insanları eğlendirmek şaklabanlık, felsefe yapmak ineklik, şarkı söylemek gösterişçilik halini alıyor. Hani bu saydıklarım elbette en ufak tabiri sanırım toplumun dayattıklarının. Bir eylem gerçekleştirecekken insanların bunu komik bulacağı korkusu sizi mutsuzluğa sürükler yavaş yavaş. Elbette alıştığınız bir durum olduğundan toplumun ne düşündüğünü umursamamak epey zorlayacaktır sizi ama bence bir yerden başlamadığınız sürece hiçbir zaman olmayacaktır.


 
   İkinci olarak söylemek istediğim şey ise çalışın. Çalışmanın herhangi bir türlüsü sizi huzursuzluktan elbet ki uzaklaştıracaktır. İşleyen demir pas tutmaz diye de bir meşhur atasözümüz vardır. Zihinsel ve bedensel çalışma sizi ister istemez hayata bağlayacaktır. Zihinsel çalışma başlarda sıkıcı gelecektir hatta çok zorlu bir şekilde kendini gösterecektir fakat alıştıkça bundan zevk alacağınıza eminim. Yeni bilgiler öğrenmek, okuduğunuz romanlarla duygularınızı yön vermek, yazarak ve çizerek de körelmiş olan hayal gücünüze can vermek size huzura da getirecektir elbette.



    Son olarak da söylemek istediğim şey kendinize bir hobi bulmanızdır. Hobi nedir? Hobi bir işi herhangi bir karşılık beklemeksizin yapmaktır. Yani karşılık beklemeden yapmak doğru olmak çünkü bu işi yapmak size mutluluk ve huzur katacaktır. Tanımı düzeltmek gerekirse, size maddi açıdan beklenti olmadan yapılan işlerdir diyelim. Fakat buraya klişelerden ziyade daha farklı hobileri yerleştirebiliriz. Mesela; Huzurevi ziyareti, ahşap oymacılığı, yürüyüş, koşu, kitap okuma kulübü üyeliği, farklı yemekler yapmak gibi uğraşları koymak daha uygun olacaktır. Bu hobiler hayatın maddiyattan çok maneviyatın insanı huzura yaklaştırdığını öğretecektir ve öğrenilen bilgilerin de insanın ufkunu ne denli genişlettiğini gözler önüne serecektir. 

    Hayatınızı sadece para kazanmak için çalışmak ve hayatınızı idame ettirmek için gerekli olan şeyleri yapmak sizi sadece toplum yapar. Toplumdan bireye dönmek ise sadece siz isteyince ve çabalayınca olacaktır.

30 Kasım 2020

Çocukları Yöneten Yapay Ebeveynler

  Herkese merhabalar değerli okurlar. Son zamanlarda sosyal medyada, izlediğim video ve filmlerde gördüğüm ve halka sadece bir yönden bakmaya teşvik edici yapımlar gördüm. Bu yapımların sayısı o kadar arttı ki artık insanlara ulaşmanın en büyük yaş grubu, çocukları hedef almaya başladılar. Çocukları hedef almanın ne kadar tehlikeli olduğunu sanırım benim sizlere söylememe gerek yoktur. Nörolojik olarak çocuklar, çocukken ne gördüyse hayatları boyunca gördüklerini uygularlar. Çocukluğun belli dönemleri vardır ve belli yaşa gelene kadar yönetilmiş olan bir kişinin, bireysel olarak tabularını yıkması hemen hemen imkansız bir hale gelmektedir.


    Ailesi tarafından pek de umursanmayan çocuk, onu umursadığını sandığı herhangi bir şeye sarılır. Örneğin ailesine oranla daha çok destek gördüğü bir insana karşı anne veya baba rolünü rahatlıkla yükleyebilir. Bu da demek oluyor ki artık çocuğun karakterini belirleyen süreci ebeveynler yerine anne-baba modeline sahip birey oluşturur. Dolayısıyla bir çocuğun güvenli bölgesi ve hatta huzurlu bölgesi bu kişinin daima yakınında bulunur. Şimdi bu ana-baba rolünün değişmesi senaryosuna kuş bakışı bir mesafeden bakalım: Annenin ve babanın, bir çocuğun gelecek yaşantısında olacağı kişiyi belirlediğini söylemiştim. Şimdi bu anne baba ile yer değiştirmiş olan bir başka karakterin oluştuğunu düşünün. Bu karakter çocuğun artık yeni anne baba modeli olmuştur ve artık bu karakterin davranışlarına göre geleceğini belirleyecektir. Bu karakter iyi de olsa kötü de olsa artık çocuğa sahip olmuştur ve nasıl isterse o şekilde bir insan yaratacaktır. Bunun tehlikesini anlamanız için gerçek hayattan basit bir milliyetçilik örneği vereyim. Bizler doğuştan milliyetçi doğmayız, milliyetçilik bizlere öğretilir. Bu milliyetçilik uğruna korkunç şeyler de yapabiliriz, harika şeyler de yapabiliriz. Yani bu demek oluyor çocuğun anne baba modeli olan karakter bu tip bir duyguyla yetiştirilen bir çocuğu artık kölesi haline getirebilir. Görüyor musunuz bu işin ne kadar kolay olduğunu? Bir hint atasözü der ki: "
Çocuklarınızı 6 yaşına kadar bana verin, 60 yaşına kadar sizin olsun." yani kısaca 6 yaşına kadar yapacaklarımı siz 60 senede yapamazsınız.

    Bir önceki paragrafta anlattıklarımı iyice anladıktan sonra asıl konumuz olan "yapay" ile ilgili olan kısma geri dönebiliriz. Son zamanlarda mutlaka görmüşsünüzdür hemen her çocuğun elinden düşmeyen tablet ve telefonlu manzaraları. Bu durumda olan çocukların ailelerine de bakmanızı istiyorum aynı zamanda. Bir çocuğun bu durumda olmasının ailelerinin büyük bir hatası olduğunu göreceksiniz. Ailesi çocuğuyla ilgilenmek yerine kolay bir yöntem olan ve çocuğun anında sesini kesmesine yarayan yöntem olarak telefonu çocuğun eline tutuştururlar. Bu davranışın ne kadar korkunç olduğunu anlamayan aileler için sorunu çözdüğünü düşünüp ayaklarını uzatıp rahatlamak kendilerine hak sayılıyor. Gelişim çağındaki bir bireyin anne-baba modeli olarak seçtiği, kesinlikle "aptal" olarak nitelendirebileceğim zihni boş insanlara karşı beslediği duyguları artık anne ve baba için besleyemiyorlar. Çocuk için anne ve babası sadece ona yemek veren ve barınma sağlayan yabancılar olmaya başlıyor. Youtube'da gördüğü tipler ise ona en yakın olan insanlar olmaya başlıyor. Şimdi hiç tanımadığı hatta yakından bile görmediği ve çocuğunuzun bu insanların yolundan gitmesi sizleri rahtsız etmiyor mu? Çocuğunuzu yabancı bir insanın eline vermezsiniz ama çocukların beynini bu insanların eline vermenin siz ebeveynler için hiçbir sıkıntısı yok öyle mi? Eğer normal geliyorsa lütfen yazdıklarımı tekrardan okuyun.

    Çocuklarınıza "Bu çocuk neden böyle oldu yahu?" diye kızmadan önce "Biz bu çocuğa ne yaptık?" diye kendinize sormanız gerekiyor. Çünkü o yaşta bir insan bilinçli bir şekilde hareket etmez tam anlamıyla, çevresinden gördüklerini uygulayarak hareket ederler. Yani çocuklarınız sizleri taklit etmeye çalışarak bu hayatı öğrenirler. İnsanlar gibi tüm memeliler de aynı şekilde gelişme dönemlerini sürdürürler. Avlanmayı ve iletişim kurmayı bu şekilde öğrenirler.

    Okuduğunuz için teşekkür ederim. Fikirlerinizi yorumda belirtirseniz çok sevinirim.






25 Ağustos 2020

"Pandemi Döneminde Okullar Açılmalı Mı?" Sorunsalı

       Merhaba değerli okurlar. Bu postta sizlere gündeme oturmuş veya oturmakta olan bir konudan bahsedeceğim. Yazıma başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Bu konuda olan tartışmaların hepsi tek taraflı düşünülmüş olduğu için hiçbir sonuca varılmış değil. Sadece birkaç tane sebepten okullar açılsın veya açılmasın diyen insanlarla dolmuş ortalık. Ben bir çok yönden inceleyeceğim bu durumu umarım bunu başarabilirim.

       Öncelikle yazının başında fikrimi söylemem istenirse bu "Okullar Açılsın" olur. Okulların açılması gerektiğini her söylememde bir takım insanlar fikrimin saçma ve aptalca olduğunu, fikrimi Avrupa  ülkelerinden örnekler vererek çürütmeye çalışıyorlar. Bir kişi bile sormuyor neden düşüncemin bu şekilde olmadığını. Bu fikre en karşı çıkan kesim ise ilkokulda çocuğu olan kitle ile üniversitenin amacının öğrenmek değil geçer not almak olduğunu sanan kitle. Ailelere çok da bir şey diyemiyorum bilgisizliklerine veriyorum çünkü çocuklarına gribin, koronadan çok daha zarar vereceğinden pek de haberleri yok. Korona gibi bir hastalığın çocukları için tehlikeli olmadığını bilmiyorlar (çocuğumun sağlığını düşünüyorum diyenler için söylüyorum). 


       Söz meclisten dışarı diyerek kendimi sağlama alayım öncelikle. Aileler çocukların öğrendiklerinden çok aldığı notlarla ilgilendiği için bilemiyorlar okula gitmek ile gitmemek arasındaki farkı. Aldığı nota göre ödüllendirilen bireyler, önemli olanın not olduğunu kafalarına koyuyor ve hayatını da bu şekilde yönlendiriyor. İlkokulda yüksek notlar alıp takdir toplayan arkadaşlarınızın ileriki hayatlarındaki başarısızlığı buradan gelmektedir. Eğitimin para için gerekli olduğuna inanmış ve bunu uygulamaya almış olan eğitimsiz bir aileden beklenen bir tablodur bu. Eğitimin önemini kavramamış bir ebeveynden beklenen de tabii ki okulların açılmasına karşı duruşudur. Bir konuda ailelere hak verebilirim o da çocukların virüse karşı pek bilinçli olamayacağı konusu. Çocuğun hasta olması demek bir çok kişinin hasta olması demek, çocuk virüs bilincini kafasında oturtamadıysa işte sorun gerçekten büyük noktalara varabiliyor. Eğer sistematik bir şekilde önlemler alınırsa okullar ve öğretmenler bilinçli davranırlarsa pek bir sorun yaratacağını sanmıyorum.

       Üniversite için konuşacak olursam eğer ben kesinlikle açılmasından yanayım. Sebebi çok net aslında çevremde çok üniversiteli öğrenci var ve derslerden nasıl geçtiklerini çok güzel gözlemleyebiliyorum. Henüz bir dönem geçti aradan ve o dönemde gördüğü derslerden hiçbir şey anlamayan öğrenci doldu ortalık. Üstüne bu öğrenciler yaz okulunda bir dönemi dolduracak kadar ders aldılar ve onlar için amaç olan ortalamalarını yükselttiler; çünkü yüksek ortalama onlar için para demek. Öğrencinin başlangıç derslerinin bu şekilde boş olması, kuracağı binanın temelinin sağlam olmayacağı anlamına gelmektedir. Bu yüzden eğitimin işleyebilmesi için kesinlikle üniversitelerin açılması gerekmektedir. Eğitim insanlığın elinde tutması gerektiği en önemli hazinedir. Paranın Bilgiden daha büyük bir hazine olduğunu düşünmüyorum.


       İnsanoğlu yıllar boyu oluşan bilgi birikimleriyle şu anki konumunda bulunmaktadır. Her geçen gün birikmiş olan bilgiye bir yenisi ekleniyor. Giydiğiniz tişört, kullandığınız bardak, sürdüğünüz araba hepsi bu birikimin sonucu ile gelişmektedir. Ne yazık ki insanoğlunun büyük bir bölümü bu birikimden yararlanmayı ve bu birikime bir şeyler katmayı reddetmektedir. Bu insanları çok iyi tanıyorsunuz, hepinizin çevresinde bulunan primatlardan bahsediyorum. Primat bir günde neler yapar düşündünüz mü hiç? Uykularından uyanırlar, yemeklerini yerler, sosyalleşirler, temizlenirler, canları sıkıldığında oyunlar oynarlar, seks yaparlar, kavga ederler... daha da tanıdık gelmeye başladı değil mi? Siz de bir primat mısınız yoksa kitaplarda geçen, filmelere konu olan, bu hayatta sıradan hayvansal iç güdüsü ile çizilmiş yolundan ayrılmış birer bilinçli bireyler misiniz? "Sizler paranız kadar değilsiniz"[1] Dünyada para için çalışıp paraya hizmet etmek için gelmediniz.


[1] - Chuck Palahniuk, Fight Club, 1999

13 Ağustos 2020

Bilinçsiz Sosyal Ağ

    Merhabalar değerli okurlar, gün geçtikçe sakalım uzamaya başladı. Kökü bende tabii ki uzayacak fakat sakalın uzaması demek boşa geçen bolca zaman ve harcanmakta olan bir hayat demek. Yaz geldi, aslında geldi demek doğru olmaz çünkü ağustos'u yarılamak üzereyiz; fakat ben halen yerimde saymaktayım. Zamanın en büyük hastalığına yakalanmış sayıyorum artık kendimi: Tembellik...

    Evlerde oturarak her bir işimizi halledebildiğimiz bir çağa geçiş yapmaktayız hızla. Artık köşedeki markete gidemez olduk, yemek yemeye gidelim yerine söyle kapına gelsin muhabbeti başladı. Haliyle de günlük hayat distopya kurgularındaki gibi olmaya başladı. Yine bu tip sıradan bir gün dışarı çıkmaya karar verdim kitap almak için. Kendi kendime karar verdim o gün bari dedim kitabı telefondan okumayayım gidip alayım. Öyle de yapmak adına düştüm yola. Dolmuşa binildi ve indikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüş başlamış oldu. O sırada görmüş olduğum bir yazı dikkatimi çekti. Yolda yürürken Hacıkızı'nın(lahmacuncu) bir kampanyasına ilişti gözüm. Kampanyanın başlığında "Evde yemek yapmanıza gerek yok" yazıyordu. Bunu gördüğüm an biraz tuhaf hissettim, düşündürdü beni yolumda yürürken. Lanet bir şekilde de huzurumu bozmuştu bu yazı. Tabii ki biliyordum şirketlerin paradan başka hiçbir şeyi umursadığını ama yine de tuhaf hissetmiş bulundum işte. İnsanlığın geldiği hale dönüşmesi bir film şeridi gibi geçti aklımdan. Gün geçtikçe insanoğlu daha da tembelleşmekte. Artık insanlar da birbirini kullanmaya başladı tabii ki, yani kılını kıpırdatmadan keyfinin olmasını beklemekte. Hal böyle olunca da düşünüyorum böyle bir yaşam modeli istiyor muyum diye. Elbette isteyecek bir sürü insan olacaktır. İsteyecek olanlara tabii ki bir şey demiyorum. Herkes kendi hayatını yaşar.

    Dev şirketler... Daha fazla para kazanmak için insanların hayatlarına girmeyi ve insanları kandırarak insanların duygularıyla oynamayı kendilerine hak görüyorlar. Şimdi oradan insanların kafası yok mu da böyle şeylere kanıyorlar diye. Tabii ki herkesin aklı var fakat bu aklı sizin yönettiğiniz de şüpheli. O yüzden reklamlar insanları etkileyebilecek tipte yapılmaktadır. Yani ister istemez sizler de bu oyunun bir parçası oluyorsunuz. Tavsiye vermekten nefret ediyorum ama hiçbir şekilde şirketlere güvenmeyin. Aslında şirketleri yöneten de insanlar. İnsanlara da güvenmemek gerek. Hayat bir savaş sahası ve bu savaş sahası çok kanlı bir yer.

Kafamda bir sürü düşünce olduğundan pek spesifik yaklaşamadım konuya. Çorba gibi, sonucu olmayan bir deneme yazmayı başardım. Buraya kadar okuduysan teşekkürler seviyorum seni.

fat humans

İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...