Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2025

Hayatın Anahtarını Aramak

 



Ayda ve hatta yılda bir yapmış olduğum bu "Post" işine her seferinde sıklıkla devam edeceğimi tekrar ediyorum kendi kendime. Fakat ne yazık ki istikrarım, kudretimin önüne taşı koyuyor ve takılıyorum. Yerden kalktığımda aradan aylar geçmiş oluyor ve bir "Post" daha yazayım diyorum. Bu yazıya başlamadan evvel de aslında kendime telkinde bulunuyordum. İçeriklerimi çok kişi takip etmiyor fakat, yazmak çok daha değerli bir şey. Bir takım şeyleri kayıt altına almak kişiyi zamanda ölümsüz hale getiriyor. Ben de bu sefer daha kararlı olacağını düşündüğüm bir şekilde yazılarımı yazmaya karar verdim. 

Nasıl mı? Şöyle: Son birkaç yıldır hayatım tamamen para kazanmak üzerine kuruldu, çünkü "para lazım" dı. bu süreçte evlendim, arabamı aldım ve düzenli bir hayata geçiş yaptım. Ardından fark ettim ki artık ne bir film izler ne de bir kitap okur olmuştum. Daha genç yaşlarımı da bildiğim ve halen o yaşlarda hissettiğim için yavaştan dehşete kapılmaya başladım. Bu durumun benliğimi bir sigara gibi yavaş yavaş yok ettiğini fark ettim. Bunu aslında daha önceden de fark etmiştim ama sohbet arasında fütursuzca söylenen cümleler gibi irdelemeye gerek duymadan fark etmiştim. Artık farkındayım ve bir şeyler yapmam gerektiğini biliyorum çünkü otuz yaşına geldim. Bu yazıyı okuyan sizler de lütfen gençliğinizde ve şimdiki hayatınızdaki farkları inceleyin. Kaç yaşında hissettiğiniz kişiyle birlikte inceleyin. Halen genç iseniz bunu çok erkenden fark etmeniz dileğiyle.

Bu yazıyı hem sizler hem de kendim için yazmaktayım. Dolayısıyla bir sonraki yayınlarımda neler paylaşacağımı belirtmek isterim:

Artık hiç denecek kadar film izlediğim için, popüler olmayan fakat altın değerlinde olan filmlerden, oyunlardan bahsedeceğim sizlere. Yeri geldiği zaman okuduğum kitaplardan bahsedeceğim. Eminim ki okurlarım benden çok kitap okuduğu için onları sıkıcı gelecektir benim kitaplarla ilgili yapacağım yorumlar o sebepten pek sık kitap yayını yapmayacağım. Ayrıca şundan da emin olun ki yazacağım hiçbir yazıyı üşengeçlik yapıp GPT gibi yapay zekalara yazdırmayacağım.


Bakalım ne kadar başarılı olacağım ve sizleri ne kadar etkileyebileceğim bu yolda. Umarım hepimiz hayatın anahtarını bulup kendimizi en mutlu şekilde hissedebileceğimiz yarınlara açılan o kapıyı aralayıp açabiliriz.

10 Ocak 2023

İnsanın Elinden Kayan Yaşamı

     Selamlar değerli okurlar. Buralara uğramayalı yaklaşık bir yıl oldu. Keyifle yazdığım blogum, iş hayatıma yoğunlaşmamla birlikte diğer keyifle yaptığım aktiviteler ile birlikte bir sandığa kapatıldı adeta. Yaklaşık bir yıldır ne kitap okuyabiliyorum ne de film izleyebiliyorum. Ara ara da beni rahatsız etmiyor değil bu durum fakat önüne geçemediğim bir akıntı gibi aydınlık tarafa ulaşmam engelleniyor bir şekilde. Belki de Momentos mahlaslı blog yazarı bana podcast'inde yer ayırmasa buralara uğrayacağım yoktu. Unutmuştum bile bir blogum olduğunu, geçen gün tesadüfen denk geldim de açtım blog kontrol panelini. Yanlışlıkla açmışken bir hareketlilik var mı diye bakınıp momentosun yorumunu gördüm. Yorumda momentos podcast'inde blogumu tanıtacağını söylemişti. Mutlu olmuştum ve eskisi gibi blog yazma hissine kapılmıştım. Ancak bu his çok uzun sürmedi açıkçası tekrardan unuttum kenarda yapayalnız bekleyen bir blogum olduğunu. İşte bugün tekrardan hatırladım bir blogum olduğunu ve bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm. Açtım yeni başlık sayfasını ve şu anda burada okuduğunuz satırları yazıyorum. Biliyorum başlık epey iç karartıcı fakat yazdıklarımda o kadar da karanlığa sürükleyecek bir temayı benimsemeyeceğim.

    Hayatı pek de irdelemeden yaşıyoruz. Yapmak istediklerimizin ve bu yapmak istediklerimizin gerçekten bize mi yoksa başkasına mı ait olduğunun pek de farkında değiliz. Bu durum ise bizi kendimizden hızla  uzaklaştırmakta. Örneklendirme yapmak isterim bu durum ile ilgili: İzlemiş olduğu doğal yaşam videosu izleyen bir kişi hayal edin. Bu insan doğaya uyum sağlamakta epey zorlanacak bir insan olsun. Sırf izlediği videodaki hayattan etkilendiği için kendisinin de böyle bir yaşamdan çok hoşlanacağı yanılgısına kapılıyor ve doğa hayatını kendi isteğiymiş gibi benimsiyor. Hatta bu isteği o kadar irdelemiyor ki, doğada yaşamın evdeki gibi sıcak yataktan uyanmak, ocakta kahvaltısını yapmak, televizyon karşısında film izlemek, aynı anda telefonuna dalıp gitmek olmadığını hiçbir şekilde göremiyor. Bu anlattıklarımda yanlış anlaşılma olmasın ben tabii ki doğa yaşamına her insanın bir şekilde adapte olabileceği kanısındayım fakat bu tip bir yaşantının şehir hayatında yaşamaktan kat kat rahatsız edici olduğundan çoğu insanın gözyaşları ile geçireceği günlerden ibaret olabileceğini düşünüyorum.


    Lafı her zamanki gibi çok uzattım. Aslında demek istediğim şey şu: Kendimizi bulmakta çok zorlanıyoruz. Kendimizi bulmakta o kadar zorlanıyoruz ki başkasının keyif aldığı şeylerden biz de keyif alırız yanılgısına kapılıyoruz. Bakın deneme yanılma değil belki biz de keyif alırız demek yerine çok keyif alırım deyip irdelemeden geçiyoruz. Halbuki yapmak istediğimiz etkinliklerin üzerine detaylı bir şekilde tüm yönleriyle düşündüğümüz vakit anlıyoruz ki bu etkinlik gerçekten de hoşumuza gitmeyecek. Peki kendimizi bu etkinliğe sebepsizce adama sebebimiz nedir? cevap 
duygudaşlık. Bir etkinliği yapıp da mutlu bir insan gördüğümüz vakit beynimizin empati yönü ağır basıp o kişiyi kendimizmiş gibi görmeye çalışıyoruz ve bu son zamanlarda çok sık gördüğüm bir durum haline geldi. Dolayısıyla insanlar artık neyden hoşlanıp neyden hoşlanmadığını bilemez oldu. Kendimizden uzaklaştık değerli okurlar. Kendimizden uzaklaştığımızda ise yaşam belki de elimizden kayar oldu.

    Eğer bir şeyi istiyorsanız, onu elde etmeden önce irdeleyin ve karakter süzgecinizden geçirin. Karakter süzgecinizden geçirdiğiniz vakit etkinlik daha bilinçli ve akılda kalıcı derecede mutlu bir anıya dönüşecektir.

23 Temmuz 2021

Son Zamanlarda Dinlediklerim #1

     Merhabalar değerli okurlar. Bu yayın standart bir yayın olacak benim için. Blog için ne kadar standart olur bilemem fakat hemen her gün yaptığım "şarkı önermek" işini blog'da da gerçekleştirmeye karar verdim. Eminim ki bu yayın serisi okuyucuların hoşuna gidecektir.

    Öncelikle şunu söylemem gerekir ki paylaşacağım şarkılar (sadece) yeni çıkış yapmış şarkılar olmayacak. Bu şarkılar şimdinin veya geçmişin ürünü olabilir. Şarkı seçimine başlıkta da belirttiğim üzere son zamanlarda sıklıkla dinliyor olduğum şarkılar yön verecek. Şarkı seçiminde ise herhangi bir türe bağlı kalmayacağım. Rock, blues, jazz, klasik ve daha nice müzik türlerini paylaşacağım yayınımda.

    Beğendiğiniz şarkılar olursa lütfen yorumlarda belirtin. İyi günler dilerim hepinize

Niccolò Paganini - Nel cor più non mi sento, MS44


Frank Zappa - Stink Foot


Talking Heads - Once in a life time


Men I Trust - Tailwhip


Men I Trust - Show me how


ABBA - Gimme! Gimme! Gimme!


Eric Clapton - Tears in heaven


Kurt Cobain - And I Love Her (Beatles Cover)











08 Ocak 2021

Yeni Yıl Tavsiyeleri 2021

  
  Merhabalar sayın okurlar. 2021 oldu ve ilk haftayı sağ salim bir şekilde atlattık. Kayıplarımız oldu üzüntülerimiz oldu 2020'de; fakat biz yine de bu hayat dediğimiz yolculuğa devam ettik. Bazen ne kadar isyan etsek de seviyoruz bu hayatı. Bizi epey üzse de sevebiliyoruz bir şekilde bu hayatı. Hayatı sevmediğimizi iddia etsek de yaşamak için bir takım sebepler buluyoruz kendimize. 

    Hayatımın çok büyük kısmını depresif bir insan olarak geçirdim. Sanırım insan yaşlandıkça öz eleştirisinde çok daha acımasız olabilecek kıvama geliyor. Acımasız eleştiri derken duyguları kenara iterek yapılan objektif bir eleştiri. Bedensel yaşlanmak değil tabii ki bahsettiğim yaşlılık. Zihinsel yaşlılıktan bahsediyorum. Bireysel yargıları yok sayıp irdeleyebilmekten bahsediyorum. Böyle bir irdelemeyi başarmaya başladığınız zaman bilin ki zihinsel olgunluğa bir adım atmaya başlamışsınızdır. İnsan böyle bir özeleştiri sırasında depresifliğinin nedenlerini önüne serebiliyor. Mutlu olmak istemediğiniz sürece bu çok zor oluyor; fakat mutlu olmak istediğiniz an işler değişmeye başlıyor.

    Evet 2021'e bu şekilde girdik ve bu post bir tavsiye postu olacak. 2021'de mutlu olmaya çalışmanız gerektiğinden ve mutluluğun kısa zamanlı değil de huzurla birleşip bakileşmesinden bahsedeceğim. Çoğu insan mutluluğun sadece gülümsemekten ibaret olduğunu düşünüp yanılmakta, bu kısa süreli mutluluk anlarına haz diyebiliyorum sadece. Hazlar kısa süreli olup insanı sadece bir nebze besleyen kısa süreli mutluluğu insana gösteren olgulardır. Huzur ise insana uzun süreli hatta daimi diyebileceğimiz bir rahatlıktır diyebilirim. Size tavsiyelerim de huzurlu bir mutluluğa yaklaştıracak nitelikte olabilir.

    Mutluluğun ve huzurun anahtarının toplum olmakta değil BİREY olmakta göreceksiniz.


    Öncelikle bahsetmek istediğim konu kendiniz olmanız elbette. Kişisel gelişim uzmanları her zaman sizi şekilden şekle sokmaya çalışarak ve sizlere sahip olmadığınız karakter özelliklerinin olduğuna inandırarak sahtekarlık yapmaya çalışmaktadırlar. Sizi bir kutunun içine sıkıştırmaya çalışıyorlar adeta. Bu kutuya sıkıştırma eylemini ise şişirilmiş umutlar vererek elde ediyorlar. Bu çok üzücü bir durum açıkçası. Siz kendinizde ne görüyorsanız onu yapabilirsiniz, sizi mutlu eden ve rahat hissettiren ne ise onu yapabilirsiniz. Toplum için utanç verici olarak görünen bir takım sevdiğiniz davranışlarınız vardır belki ama bence size zarar vermiyorsa çekinmeyin hiçbir şekilde. 

    Yani demek istediğim şey şu: Karakterinizi topluma göre şekillendirmeyin, olduğunuz gibi dilediğiniz gibi hareket edin. Bunu başarırsanız huzura bir adım daha yaklaşacaksınız. Elbet ki toplumda yer edinmek için bazı hareketleriniz onlara göre şekilleniyor fakat tabular öyle seviyelerde karşımıza çıkıyor ki insanları eğlendirmek şaklabanlık, felsefe yapmak ineklik, şarkı söylemek gösterişçilik halini alıyor. Hani bu saydıklarım elbette en ufak tabiri sanırım toplumun dayattıklarının. Bir eylem gerçekleştirecekken insanların bunu komik bulacağı korkusu sizi mutsuzluğa sürükler yavaş yavaş. Elbette alıştığınız bir durum olduğundan toplumun ne düşündüğünü umursamamak epey zorlayacaktır sizi ama bence bir yerden başlamadığınız sürece hiçbir zaman olmayacaktır.


 
   İkinci olarak söylemek istediğim şey ise çalışın. Çalışmanın herhangi bir türlüsü sizi huzursuzluktan elbet ki uzaklaştıracaktır. İşleyen demir pas tutmaz diye de bir meşhur atasözümüz vardır. Zihinsel ve bedensel çalışma sizi ister istemez hayata bağlayacaktır. Zihinsel çalışma başlarda sıkıcı gelecektir hatta çok zorlu bir şekilde kendini gösterecektir fakat alıştıkça bundan zevk alacağınıza eminim. Yeni bilgiler öğrenmek, okuduğunuz romanlarla duygularınızı yön vermek, yazarak ve çizerek de körelmiş olan hayal gücünüze can vermek size huzura da getirecektir elbette.



    Son olarak da söylemek istediğim şey kendinize bir hobi bulmanızdır. Hobi nedir? Hobi bir işi herhangi bir karşılık beklemeksizin yapmaktır. Yani karşılık beklemeden yapmak doğru olmak çünkü bu işi yapmak size mutluluk ve huzur katacaktır. Tanımı düzeltmek gerekirse, size maddi açıdan beklenti olmadan yapılan işlerdir diyelim. Fakat buraya klişelerden ziyade daha farklı hobileri yerleştirebiliriz. Mesela; Huzurevi ziyareti, ahşap oymacılığı, yürüyüş, koşu, kitap okuma kulübü üyeliği, farklı yemekler yapmak gibi uğraşları koymak daha uygun olacaktır. Bu hobiler hayatın maddiyattan çok maneviyatın insanı huzura yaklaştırdığını öğretecektir ve öğrenilen bilgilerin de insanın ufkunu ne denli genişlettiğini gözler önüne serecektir. 

    Hayatınızı sadece para kazanmak için çalışmak ve hayatınızı idame ettirmek için gerekli olan şeyleri yapmak sizi sadece toplum yapar. Toplumdan bireye dönmek ise sadece siz isteyince ve çabalayınca olacaktır.

05 Aralık 2020

2020 ile Son Kış


     Merhaba değerli okurlar. Kış ayının temsili olan Aralık ayına 4 gün önce girmiş bulunmaktayız. Aynı zamanda 2020 ile olan dostluğumuzun sonsuza dek biteceği aydayız. Sizin oralar nasıl bilmiyorum fakat İstanbul henüz soğumadı değerli okurlar. Bir gün soğudu sanıp sıkı sıkı giyiniyorum ve dışarı çıktığımda bir bakıyorum güneş açmış ve çaresiz bedenim sıcaktan terlemeye başlamış. Bu karmaşayı pek anlayabilmiş değilim. Atmosfer adeta benimle oyun oynuyor gibi. Soğuk hava diye çıktığım yolda terliyorum ve üstüne terlediğim için de hasta oluyorum. Virüs dönemi bir nezle olmak bile insanı ürkütmeye yetiyor çünkü diğer insanlara zarar verebilecek olmak kötü hissettirebiliyor. Çok şükür nezleyi birkaç güne atlattım ve sapasağlam oldum ve başkasına da bulaştırmadım.


    Öğrencilik dönemimde Isparta'da bulundum. Oranın da havası pek değişkendi ama sevdiğim mevsim olan kış mevsimini bana doya doya yaşatıyordu. kaldığım 5 sene boyunca kış aylarında keyfim hep yerinde olmuştur oralarda. Sabahları epey zorlayıcı oluyor fakat o da gülün dikeni olsun diyelim. Karda yürümek, kara bastığımda çıkan sesleri her sene özlüyorum ve her kış ilk kar yağdığında ilk defa kara basıyormuşçasına içimi mutluluk sarıyor. İstanbul'da kış aylarında bulunamadığım için tanıdıklarımdan İstanbul'un ne halde olduğunu biliyorum. Kış aylarında İstanbul'a nadiren kar yağdığını bildiğim için, kar yağdığı zaman yasak olsa dahi sokakta yürüyüşe çıkacağım. Cezayı göze alıyorum açıkçası bunun için. Her sene beni hayata bağlayan ritüellerden birini daha es geçebileceğimi sanmıyorum. İnsanları hayata bağlayan bir sürü şey vardır, bir çoğunu hayata bağlayan ise başka insanlardı. Açıkça söylemek gerekirse benimkisi hiçbir zaman insan olmadı. Beni hayata bağlayan şey doğa ve evrende saklı, bana hayatta kalmamı söyleyen bir şeyler var adeta evrende ve bunun bir canlı olduğunu hiç sanmıyorum. Bilincimin sahip olduğu bu beden de canlı bir varlık. Dolayısıyla bu beni hayata bağlayanın doğa ve evrenden sonra bana da bağlı olduğunu söyleyebilirim. Yani hiçbir canlıya bağlı değilim yaklaşımı bir konuda yanlış oldu sanırım. Neyse biraz karmaşık oldu sanırım bu konu çok da mühim değil.

    2020 yılının son ayı için benim tavsiyem bu kötü geçmiş seneyi kötü bitirmeyin. Sevdiklerinizle zaman geçiremiyorsunuz, istediğiniz gibi seyahat edemiyorsunuz. Sizi kısıtlayan pandemi adında büyük bir güç var ortada. Bu sizin moralinizi bozmasın, bu son ayınızı kendinizi geliştirerek ve planlar yaparak geçirin. Virüs bittiğinde neler yapacağınızı düşünün ve bu yapacaklarınızla ilgili bir şeyler yapın. Yolculuk mu etmek istiyorsunuz? destinasyon belirleyin ve gideceğiniz yer ile ilgili derinlemesine araştırmalar yapın; Arkadaşlarınızla vakit geçirmek mi istiyorsunuz? Olası etkinlikleri düşünen ve şimdiden planlamaları yapmaya başlayın... Bununla ilgi bir mim bile yapılabilir. bu tip planlar insanı hayal kurmaya teşvik eder ve sizi mutlu eder. O sebepten ötürü düşünmek yapmanın yarısıdır derler; çünkü düşündüğünüz zaman o etkinlikten alacağınız keyfin bir kısmını alıyorsunuz zaten.

L. Birge Harrison - Kış Akşamında Yürüyüş

    Kış aylarına temsilen temayı da değiştirdim, arkaplanda ve yazılarda bir takım renk değişiklikleri yaptım ve daha güzel olacağını düşünerekten beğendiğim bir tema oldu. Dışarıda göremediğim kışı bloguma getirdim.

    Her birinize güzel bir aralık ayı diliyorum. Bol karlı bir aralık ayı geçmesi dileğiyle sağlıcakla kalın.

25 Ağustos 2020

"Pandemi Döneminde Okullar Açılmalı Mı?" Sorunsalı

       Merhaba değerli okurlar. Bu postta sizlere gündeme oturmuş veya oturmakta olan bir konudan bahsedeceğim. Yazıma başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Bu konuda olan tartışmaların hepsi tek taraflı düşünülmüş olduğu için hiçbir sonuca varılmış değil. Sadece birkaç tane sebepten okullar açılsın veya açılmasın diyen insanlarla dolmuş ortalık. Ben bir çok yönden inceleyeceğim bu durumu umarım bunu başarabilirim.

       Öncelikle yazının başında fikrimi söylemem istenirse bu "Okullar Açılsın" olur. Okulların açılması gerektiğini her söylememde bir takım insanlar fikrimin saçma ve aptalca olduğunu, fikrimi Avrupa  ülkelerinden örnekler vererek çürütmeye çalışıyorlar. Bir kişi bile sormuyor neden düşüncemin bu şekilde olmadığını. Bu fikre en karşı çıkan kesim ise ilkokulda çocuğu olan kitle ile üniversitenin amacının öğrenmek değil geçer not almak olduğunu sanan kitle. Ailelere çok da bir şey diyemiyorum bilgisizliklerine veriyorum çünkü çocuklarına gribin, koronadan çok daha zarar vereceğinden pek de haberleri yok. Korona gibi bir hastalığın çocukları için tehlikeli olmadığını bilmiyorlar (çocuğumun sağlığını düşünüyorum diyenler için söylüyorum). 


       Söz meclisten dışarı diyerek kendimi sağlama alayım öncelikle. Aileler çocukların öğrendiklerinden çok aldığı notlarla ilgilendiği için bilemiyorlar okula gitmek ile gitmemek arasındaki farkı. Aldığı nota göre ödüllendirilen bireyler, önemli olanın not olduğunu kafalarına koyuyor ve hayatını da bu şekilde yönlendiriyor. İlkokulda yüksek notlar alıp takdir toplayan arkadaşlarınızın ileriki hayatlarındaki başarısızlığı buradan gelmektedir. Eğitimin para için gerekli olduğuna inanmış ve bunu uygulamaya almış olan eğitimsiz bir aileden beklenen bir tablodur bu. Eğitimin önemini kavramamış bir ebeveynden beklenen de tabii ki okulların açılmasına karşı duruşudur. Bir konuda ailelere hak verebilirim o da çocukların virüse karşı pek bilinçli olamayacağı konusu. Çocuğun hasta olması demek bir çok kişinin hasta olması demek, çocuk virüs bilincini kafasında oturtamadıysa işte sorun gerçekten büyük noktalara varabiliyor. Eğer sistematik bir şekilde önlemler alınırsa okullar ve öğretmenler bilinçli davranırlarsa pek bir sorun yaratacağını sanmıyorum.

       Üniversite için konuşacak olursam eğer ben kesinlikle açılmasından yanayım. Sebebi çok net aslında çevremde çok üniversiteli öğrenci var ve derslerden nasıl geçtiklerini çok güzel gözlemleyebiliyorum. Henüz bir dönem geçti aradan ve o dönemde gördüğü derslerden hiçbir şey anlamayan öğrenci doldu ortalık. Üstüne bu öğrenciler yaz okulunda bir dönemi dolduracak kadar ders aldılar ve onlar için amaç olan ortalamalarını yükselttiler; çünkü yüksek ortalama onlar için para demek. Öğrencinin başlangıç derslerinin bu şekilde boş olması, kuracağı binanın temelinin sağlam olmayacağı anlamına gelmektedir. Bu yüzden eğitimin işleyebilmesi için kesinlikle üniversitelerin açılması gerekmektedir. Eğitim insanlığın elinde tutması gerektiği en önemli hazinedir. Paranın Bilgiden daha büyük bir hazine olduğunu düşünmüyorum.


       İnsanoğlu yıllar boyu oluşan bilgi birikimleriyle şu anki konumunda bulunmaktadır. Her geçen gün birikmiş olan bilgiye bir yenisi ekleniyor. Giydiğiniz tişört, kullandığınız bardak, sürdüğünüz araba hepsi bu birikimin sonucu ile gelişmektedir. Ne yazık ki insanoğlunun büyük bir bölümü bu birikimden yararlanmayı ve bu birikime bir şeyler katmayı reddetmektedir. Bu insanları çok iyi tanıyorsunuz, hepinizin çevresinde bulunan primatlardan bahsediyorum. Primat bir günde neler yapar düşündünüz mü hiç? Uykularından uyanırlar, yemeklerini yerler, sosyalleşirler, temizlenirler, canları sıkıldığında oyunlar oynarlar, seks yaparlar, kavga ederler... daha da tanıdık gelmeye başladı değil mi? Siz de bir primat mısınız yoksa kitaplarda geçen, filmelere konu olan, bu hayatta sıradan hayvansal iç güdüsü ile çizilmiş yolundan ayrılmış birer bilinçli bireyler misiniz? "Sizler paranız kadar değilsiniz"[1] Dünyada para için çalışıp paraya hizmet etmek için gelmediniz.


[1] - Chuck Palahniuk, Fight Club, 1999

17 Şubat 2017

Yeni Video - İlk Video!

       Hayatımda ilk defa bir ders videosu çekmiş olmanın mutluluğuyla yazıyorum satırları. İlk videomda burun çekmesiyle tamamlamışım cümlelerimi. Videyu düzenlersen burun çekme ve öksürme seslerini absorbe etmeye çalıştım elimden geldiği kadar, fakat olduğu kadar diyelim işte.              İnsanlara yardımcı olabilmek, onların ileride işlerine yarabilecek şeyler üretmek çok harika hissettiriyor. Belki bu videolarımın sayısını artırabilirim. Eğer artırabilirsem muazzam olur. Hem ben çok şey öğrenmiş olurum hem de videoyu izleyenler çok şey öğrenmiş olurlar.
       Bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum buradan. Bildiğiniz bir şeyler varsa, başka insanların da öğrenmesini istiyorsanız. Bir video çekin ve elinizden geldiği kadar öğretmeye çalışın. Öğreticilik kutsal bir şeydir bunu çok daha iyi anlayabiliyorum.


14 Ocak 2017

Yolculuk başlıyor!..



     İlk defa kişisel bir blog yazıyorum şu an. Yaklaşık 3 saat sonra yola çıkacağım. Neden yazdığımı bilmiyorum, normalde kendim hakkımda bir şeyler yazmak pek hoşuma gitmez. Gelecek zamanda yazar mıyım onu da bilmiyorum. Bugünlük böyle farklı bir şey yapmak istedim diyelim. Monoton bir hayatın götürülerinden bir nebze uzaklaşmak için iyi bir adım olabilir.

    Bugün evim olan İstanbul'a dönüyorum. Isparta'da Süleyman Demirel Üniversitesi'nde, Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuyorum. Isparta'da okuduğumdan dolayı okul dönemi Isparta'dayım, tatil dönemlerinde de İstanbul'dayım. Yolculuk 8-9 saat sürüyor ve ben bu 8-9 saate yapacaklarımı hazırlıyorum; Kitap,dizi,film,oyun ne bulursam hazırlıyorum yolculuk için, yoksa çok sıkıcı oluyor yahu. Düşünsenize 8 saat boyunca oturup beklediğinizi. Dehşet verici bir durum ve ben dehşet verici durumlardan nefret ederim.


    Yanıma sıkılmamak için bilgisayarımı ve Sır adlı bir kitabı aldım. Bilgisayarda Celal Şengör ve İlber Ortaylının katıldığı bir program var 3.5 saat uzunluğunda. Yolumu yarılamış oluyorum bu programı izlediğimde. Bu keyif verici. Bu ara çok takım bilim insanları ve tarihçilerin ilişkilerine. Sebebini bilmiyorum ama sempati duymaya başladım bu insanlara karşı. Ne kadar sıkıcı gibi gelse de konuşmaları, (eskiden sıkılırdım.) gerçekten anlayarak dinlediğiniz zaman fazlasıyla keyif alabiliyorsunuz bu tarz söyleşilerden.



     Yanımda olan 2. item ise film arşivi. içinden 6-7 civarı izlemediğim film olduğu için onları izleyebilirim veya Breaking Bad dizisine kaldığım yerden devam edebilirim. Bu filmlere de vakit ayırdıktan sonra okuyabileceğim ve henüz başlamadığım bir kitap var elimde. Bu kitabı bir ay önce taşındığım evde buldum. İçeriği hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Merakta ediyorum çünkü kitap ile ilgili hiçbir şey okumadım araştırmadım. Neyle karşılaşacağımı yolda göreceğim bana biraz da olsun heyecan katan bu.






     Yolculuğa çıkmak insana iyi geliyor. Bunu her seferinde fark ediyorum. Her gün aynı şeyleri yaptığımız hayattan çok farklı şeyler yapıyoruz yolculuk gününde. Bir devleti paramparça ettiğinizi düşünün bir günlüğüne tüm düzeni yok ediyorsunuz. Söylediğime siyasal bir anlam yüklemeyin, düzen karşıtı bir insan değilim. Söylemek istediğim, yolculukta bir günü çok fazlasıyla farklı geçirdiğimiz ve devlette bunu betimlemek için kullanılan bir metafor. Yanlış anlaşılmalar kötü sonuçlar doğurabiliyor.
      Farklı bir şeyler yapmaktan bahsetmiştim. Monotonluktan kurtulmak için yaz ayını Amerika'da geçirmeye karar verdim Work and Travel programı ile. Mülakatı geçtim ve kayıt yaptırmaya hak kazandım. İstanbul'a gittiğimde gerekli işlemleri yapıp Amerika'ya gitmeyi garantileyeceğim.(lanet bir aksilik olmazsa.) Amerika'dan yazılar yazarım videolar çekerim çok harika bir deneyim olacak sanırım.

     İstanbul'daki evimde internet olmadığı için yolculuktayken çektiğim fotoğrafları vs. paylaşamayacağım. Gördüğüm şeyin fotoğrafını çekip buraya eklemek isterdim fakat internetsizlikten ötürü sadece gitmeden önceki şeyleri yazabiliyorum şimdilik. Belki İstanbul dönüşü bir şeyler ekleyebilirim.

İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...