Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2026

Sinners



Yönetmen: Ryan Coogler
Oyuncular: Michael B. Jordan, Hailee Steinfeld,  Wunmi Mosaku, Miles Caton, Delroy Lindo
Süre: 138 dakika
Yapım Tarihi: 17 Nisan 2025
Ülke: Amerika
IMBD: 7.5/10 

Benim Puanım: 2/10

    Selamlar değerli okuyucular. Bu yayınımda size Hollywood sinemasının nasıl ayaklar altına alındığını anlatacağım bu örnek film sayesinde. Rezil bir filmin nasıl insanların gözüne sokulduğunu göreceğiz elbette.

    Sizler de diğer bir çok insan gibi Amerika'nın manipülasyonu filmler ve diziler aracılığıyla yaptığını biliyorsunuzdur. Bunu eskiden çok da belli etmeyerek yaparlardı. Fakat artık görmekteyiz ki "Yeter ki biz mesajımızı verelim de kalite ne olursa olsun önemli değil" der olmuşlar. Bunun da en büyük ispatı bu filmdir.



    Öncelikle filmin aldığı ödülleri hatırlayalım:

  • En İyi Özgün Müzik (Skor)
  • En İyi Görüntü Yönetimi
  • En İyi Özgün Senaryo
  • En İyi Erkek Oyuncu (Michael B. Jordan)


    En iyi özgün müzik
    Benim özellikle en takıldığım konu bu
dalda verilen ödül idi. Ben delta blues hayranı olarak diğer çoğu insanın bu konuda çok fikri olmadığını düşünüyorum çünkü bu müzik türü 40lı yıllarda miadını tamamladı. Demode olduğu için de pek çok kişi tarafından dinlenmeyen konumunda bulunmakta.
    Bu tip müzikler genellikle pes tonlardaki gitar akor geçişleriyle ve araların slide hareketleriyle süslenerek yapılan ve buna şiirsel bir dille okunan müzisyenin derdini anlattığı vokal eşlik eden bir müzik tipidir. Müzik bu tarzda bir araç olarak kullanılır önemli olan vokalin anlattığı çarpıcı hikayedir. Müzikteki hikayenin önemli olmasından kaynaklı müzikteki riff'ler genellikle birbirine benzer. Bu müzik türünde o kadar çok şey denenmiştir ki artık özgün bir yapım görünmesi mümkün değildir. Filmdeki müziklerde de benim her zaman aşına olduğum Delta Blues ve klasik Amerikan country müziği vardı.
    Kısaca anlatmak gerekirse bu ödülü ortalama Serdar Ortaç şarkısı bile kazanır bu filmdeki müziklerin karşısında. En tepki gösterdiğim ödül buydu, bir film müziği teması haline getirmesi ödül alacağın anlamına gelmez!


    En iyi görüntü yönetimi
    Bir diğer saçmalık olarak nitelendirebileceğim ödül ise bu ödül oldu. Yani yapay zekadan bozma sahneler, kendini çok belli eden greenbox tekniği, rezalet ötesi ışıklandırma... daha ne anlatabilirim bilmiyorum. En iyi görüntü yönetimi ödülünü hak edecek kesinlikle hiçbir şey yapmamış bu film. Kesinlikle bu ödülü en hak etmeyen film. Bu filme bu ödülü vermek demek, akademi ödülleri geçmişindeki tüm filmlere hakaret etmek demek. 
    Bazı yorumları okudum ve insanlar kanlı kısımların, ve vampir içeren kısımların izleyiciye çok gerçekçi yansıtıldığını savunmuş. En kötü Tarantino filminde bile bu filmden daha iyi kanlı sahneler izlersiniz ve Tarantino bu dalda ödül bile almadı. Vampir içeren kısımlar ise bence Alacakaranlık filmi ile karşılaştırılabilecek kapasitede. Bu ödülün verilmiş olması tüm film geçmişine hakarettir ve bu sebepten ötürü Dolby Tiyatrosu ateşe verilmelidir! şaka şaka o kadar da ileri gitmeye gerek yok :)

    En İyi Özgün Senaryo
    Bu filmin "Özgün senaryoya sahip" fikri nereden geliyor hiç anlamış değilim. Eğer vampirler ile siyahileri harmanlayan bir film senaryosu yok diyorsanız "Abraham Lincoln: Vampir Avcısı" filmini hiç görmemişsiniz demektir. Bu filmi bu dalda aday yapanlar kesinlikle bu filmi duymamış olmalı. Bu film hiçbir akademi ödülü alamadı fakat kalite ve hikaye açısından bu filmi yerle bir eder sanırım. Yani diğer adaylar da özgün senaryo ödülünü almayı hak etmiyor hiç vermeyin şu ödülü yahu. Açıklama yapın "Hiçbir film en iyi özgün senaryo kategorisine uygun bulunmamıştır." diye. Bu ödülü ille de vermek istiyorsanız bir senede yüzlerce film çekiliyor. İlle de sizin empoze etmeye çalıştığınız konuda diye de yapmayın bu işi.

    En İyi Erkek Oyuncu
    Oyuncunun bu ödülü aldığını gördüğümde içten bir kahkaha patlattım. Çünkü değerli arkadaşlar bu aktörün bu ödülü almış olması demek Polat Alemdar karakterini canlandıran Necati Şaşmaz'ın 10 yıl boyunca En İyi Erkek Oyuncu oscar ödülünü alması gerekirdi. Madem ödülü bu standarda göre belirliyordunuz Necati Şaşmazın hakkını yediniz. Şaka gibi bir ödül gerçekten de. Yani hangi ödüle baksam o ödül daha beter görünüyor. Meğer ki Akademi bir en iyi filmleri seçen organizasyondansa mesajını vermeye çalışan bir fabrikaya dönüşmüş.




SONUÇ:
    Değerli okuyucular eğer içimdekinin bir nefret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kesinlikle objektif olmaya çalışarak yaptım yorumlarımı. Bu filmin bu ödül töreninde adının geçmiş olmasını diğer tüm filmlere yapılmış bir hakaret olarak görmekteyim. Bu sektörün en kuvvetli temsilcisi olan Hollywood bize artık "Biz buyuz ve gücümüzü kullanıyor" diye haykırdığını görmemek işten bile değil. Amerika dünya politikasında nasılsa film konusunda da aynı. Ben zaten Akademi ödüllerini takip etmeyi çoktan bıraktım. Amerika sineması artık bir fastfood ve inanın bana çürük bir fastfood.
    Umuyorum ki bundan bir ders alınır ve bu tür ödüllerin dağıtımının durdurulması konusunda bazı insanlar ipi eline alır. Aksi takdirde her geçen yıl daha korkunç ödüller ile karşı karşıya kalacağız...

Fikirlerinizi yorumlarda belirtmeniz beni çok mutlu edecektir, esen kalın...

18 Ağustos 2025

The Unlikely Pilgrimage of Harold Fry



Yönetmen: Hettie Macdonald
Oyuncular: Jim Broadbent, Penelope Wilton, 
Süre: 118 dakika 
Yapım Tarihi: 28 Nisan 2023
Ülke: Birleşik Krallık
IMBD: 6.8/10 
Benim Puanım: 6/10

    Evet değerli okurlar yılın ilk film incelemesi ile karşınızdayım. Blogun geçmişine baktığımda son film incelemesini 3 sene evvel yapmışım. Bundan bir önceki yayınımda da bahsettiğim gibi artık daha fazla film izleyip izlediğim filmleri sizlerle paylaşacağım. İzleyeceğim filmler dünyanın en beğenilen filmleri olmayacak elbette.
    Filmimiz, yaşını almış bir amcamızın bir olay üzerine yola çıkmasını ve yolda yaşadıklarını konu alıyor. Bu yolda Harold abimiz hem kendisini hem de geçmişini kabulleniyor. Yıllardır kabullenemeyip ama aynı zamanda da kabul etmek için harekete geçmediği şeylerin savaşını vermekte.




    Harold, naif ve bir o kadar da utangaç bir kişiliğe sahip. Karşılaştığı herkese sevecenlikle yaklaşıp aslında toplumun her zaman kabul edebileceği bir kişi konumunda bulunuyor.  Yaşadıkları gözler önüne serildiği vakit hatalarının bir çoğuna sebep olan belki de karakterinin bu şekilde oluşudur dedirtiyor izleyiciye. 

    İzleyenler de kendisini Harold'ın yerine koyuyor tabii. Çünkü o kadar incelikle yazılmış ki karakter, empati yapmanız o kadar da zor olmuyor. Bu yolculuk sırasında siz de Harold ile yolculuk ediyorsunuz. Zaten yolculuğu sırasında kendine yeni arkadaşlar ediniyor ve o insanlarla birlikte yolculuğunun bir kısmına devam ediyor, işte izleyici de o insanlardan biri haline geliyor.



Demem o ki sizlere hayatın aynı anda hem basit hem de karmaşık olduğunu göstermeyi başarmış olan bu film, izlemeye değer bir film.



27 Ocak 2022

The French Dispatch


Yönetmen: Wes Anderson
Oyuncular: Bill Murray, Timothée Chalamet, Tilda Swinton, 
Owen Wilson, Adrien Brody, Frances McDormand, Willem Dafoe, 
Edward Norton, Saoirse Ronan
Süre: 118 dakika 
Yapım Tarihi: 10 Ekim 2021
Ülke: ABD
IMBD: 7.3/10 
Benim Puanım: 8/10


    Nereden baksanız iki yıldır bu filmi bekliyordum. Ha çıktı ha çıkacak deyip covid bahane edilip erteleniyordu. Gün geçtikçe seyircinin ilgisini kaybediyordu. Tam umutlar bitmeye yakınken film beyaz perdede yerini aldı. Filmin duyurusunu ilk gördüğümde "Oyuncu kadrosuna bak be!" demiştim kendi kendime. Sonrasında filmin detaylarını incelediğimde birbirinden farklı çekim tekniklerini gördüm. Çekim teknikleri oyuncular kadar ilgimi çekmişti. Bu çekim tekniklerini tek filmde başarılı bir şekilde uygulayabileceklerine dair şüphelerim elbette mevcuttu ama yine hoşuma gitmişti işte film güzel olacaktı ve bunu hiçbir şey gölgeleyemeyecekti. Filmin gecikmesi biraz gölgelemiş olabilirdi ama yine de film güzel olacaktı.

       Eleştirmenler açısından söylenenlere göre film, Akademi Ödülleri'nde aday olma hakkını kaybetmişti. Bu yorumları gördükçe keyfim de kaçmıştı adeta ve filmi takip etmeyi bırakmıştım dolayısıyla filmin piyasaya çıktığını da fark edememiştim. Aralık ayında filmi sinemada izleme şansım oldu. Biraz geç oldu izlemem ama güç olmadı.
        

    Film bence çok başarılı bir film idi. Kurgusu, senaryosu ve dahiyane teknikleri ile benim için izlenebilir bir film yapmışlardı. Filmi izlerken bile yüzümden tebessüm eksik olmadı. Bu anları çok seviyorum işte. Bir filmi beklersin beklersin ve ortaya Matrix 4 gibi bir film çıkacağını kurgularsın kafanda. Ama bu film hiç de öyle olmadı. Çok başarılı idi. Senaryosundaki incelik, sıcaklık ile oyuncuların ve kamera arkası ekibin başarısı filmi mükemmel hale getirmiş. Matrix 4 kadar bir pazar payı oluşturmadıkları için filmden çoğu insanın haberi olmadı. Üzülüyor muyum tabii ki hayır, çünkü bu tip sanatsal yapıdaki filmlerin reklama çok da ihtiyaçları yoktur, film kendisini gösterir kalitesi ile. Kalitesini maskelemek için sığınacağı dağlar yoktur böyle filmlerin. Lezzetsiz yapılan yiyeceği bol baharatla maskelemeye çalışmaktan farksız bir şey çünkü.

    Wes Anderson bu filmde de tarzından uzaklaşmamış. Renklerin gücü ile yoluna devam edip her bir noktadan izleyiciyi etkilemeye çalışmış. Artık Wes Anderson'ı da kaliteli yönetmenler kategorisine koyabilirim. Kendisi şu an Tim Burton ile yan yana durmakta benim sıralamama göre. Bu güzel filmi bize sundukları için yapımcıları tebrik ediyorum.

İzlemenizi şiddetle tavsiye eder, iyi günler dilerim.

01 Ağustos 2021

Merakla Beklediğim Filmler 2021

    Yıl geldi 2021'e ne kadar güzel filmler gördü bu gözler. Harika yapımlar geçirdik; fakat ne yazık son 10 yıl içinde çıkıp da kült diye nitelendirebileceğimiz çok bir film yok. Durum insanın içini burkuyor elbette, 90'lı yıllara dönüp sinemaya gitmek isterdim bu bana büyük bir zevk verirdi eminim. Sıradan hayatım çok film izlemememe karşın filmleri çok severim. Çok film izleyememe sebebim ise seçicilik denebilir. Önüme gelen viral olmuş filmleri izlemek ne yazık ki keyif vermiyor bana. Filmi izleyebilmem için öncelikle içerik ve tarzını biliyor olmam gerekir. Tabii ki son zamanlarda kendime kural koyduğum Oscar olası adayı filmleri de listeme koydum. Bu filmleri izlerken içeriğe bakmayacaktım, sadece akademi ödüllerinde aday olarak görebileceğimiz tarzda olmaları yeterli şart idi. Bu kuralı benimsemiş olmamın sebebi daha fazla film izleyebilmekten başka bir şey değil. Böyle bir kuralım olmasa doğru düzgün film izleyeceğim yok.

    Boşumuzu da yaptıktan sonra listeye geçelim, iki adet filmden kısaca bahsettim:

The French Dispatch


    Listenin ilk sırasını uzun zamandır bekliyor olduğum The French Dispatch'e vermek istiyorum. Bu film beni çok bekletti. Pandemi diye uzattıkça uzattılar filmin çıkış tarihini. geçtiğimiz kış çıkmasına garanti gözüyle bakılıyordu ve hatta Akademi ödüllerinde boy gösterecek deniyordu fakat ne yazık ki filmin çıkış tarihi yine uzatıldı. Sanırım tekrar bir aksilik çıkmazsa film bu kış seyircilerin huzuruna sunulacak.
    Oyuncu kadrosunun kaliteli olması ilk başta benim ilgimi çeken unsur oldu. İkinci olarak fragmanından gördüğüm kadarıyla harika bir görüntü yönetimine sahip olacak. Kurgu konusunda pek bir fikrim yok, senaryosu konusunda da hiçbir fikrim yok nasıl olur. Durum hikayesi gibi mi olacak yoksa olay hikayesi şeklinde mi sunulacak halen bilmemekteyim. Merakla bekliyorum bu filmi.

Babylon



    Filmden haberdar olmamın sebebi sevdiğim bir yönetmenin bu filmi yönetiyor olmasından kaynaklıdır. Sevdiğim yönetmenin ismi ise Damien Chazelle. Bildiğiniz üzere La La Land ve Whiplash adlı şaheser filmlerin yönetmen koltuğundaki kişi. First Man filminde beklenenin altında bir performans sergilemesinden ötürü bir süre sinema Damien Chazelle'in sesini duymadı (yaklaşık 1.5 yıl kadar), Ta ki Babylon adlı yapım duyurulana kadar. Sanıyorsam 2 yıl önce babylon filmini sadece ismen duyurdu kendisi ve henüz oyuncu kadrosu belli değildi. Asıl oyuncu kadrosu da açıklandıktan sonra benim merakımı çekti. Bu filmde Brad Pitt, Emma Stone, Margot Robbie'yi bir arada göreceğiz. Benim asıl ilgimi çeken isim ise Flea yani Red Hot Chilli Peppers'ın bassisti. Fleanın filmde oynuyor olması benim merakımı daha da kabarttı.
    Damien Chazelle sevmemin sebebi sanırım yönetmenlik tarzı. Çünkü sanki ben de bir film yönetiyor olsam bu adamın yönettiği şekilde yönetirdim. Bilmiyorum belki başka yaşamda kendisiyimdir kim bilir...

İyi günler dilerim değerli okurlar

19 Mart 2021

93. Akademi Ödülleri

     Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünyanın düzeni değişti bu yıl. İşte bizler evlere kapandığımızda yapılacak güzel aktivitelerden birini seçtik, film izlemeyi... Nedense geçen sene söylediğim gibi bu sene de filmler beni pek de memnun etmiş değil o kadar. Yani tabii ki çok beğendiğim filmler oldu fakat yine bir şeyler eksikti bu filmlerde. Yine de umudumu yitirmeden izlemeye devam ettim. Her neyse 2021 film sektörüne de olumsuzluklarla başlamamak gerektiğini düşünüp ve bu yılki Akademi Ödüllerinin adil bir şekilde sahiplerini bulmasını dileyerek başlayalım yayınımıza. Bu yıl pandemiden dolayı olan bir erteleme kararı ile de 26 Nisan tarihinde ödüller sahiplerini bulacak.

    Benim geçtiğimiz yıl en beğendiğim film the Trial of the Chicago 7 filmi oldu. Kurgusu güzel hazırlanmıştı ve hikayenin işleyiş biçimi beni epey etkilemişti. Bu filmi izlemenizi gerçekten tavsiye ederim. Çok güçlü bir yapıda değil fakat tatmin etme açısından gerçekten başarılı buldum ben. 

    2020 yılının sonralına doğrı çok beklediğim bir film olan Nomadland gösterime girdi. Açıkçası gerçekten de hoşuma gitti bu film. Belki de bu film için çıtayı çok da yüksek tutmadığım için beni tatmin etmiş olabilir. Film karavan hayatını anlatıyor ve kurgusal olmayan karakterlere de yer verdiğinden realist bir yapıda karşımıza çıktı. McDormand bu film ile 3. kez en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.

    Sound of Metal filmi gayet başarılı bir filmdi. Bu yazıyı yazarken fark ediyorum, bu film ile ilgili bir post paylaşmamışım sizlerle. Bu film bir bateristin sağır olduktan sonraki yaşadıklarını anlatıyor kısacası. Kurgusu gerçekten çok başarılıydı filmin, özgün de bir hikayeye sahipti. En iyi Özgün senaryo ödülünü alabilir bu film. Fakat nedense diğer dallarda pek de başarılı olabileceğini sanmıyorum pek. Oyunculuklar da iyiydi fakat ödül alacak kadar iyi gördüğümü söyleyemem. Kendi adaylarımı açıklarken tabii ki bu yılki oyunculuklara bakarak en iyisini seçmeye çalışacağım.




    Soul filmini yayınımda ne kadar yermiş olsam da en iyi animasyon filmi adayları arasında olmayı hak ediyor gerçekten de. Yani ne kadar gönlüm wolfwalkers'tan yana olsa da.

    Wolfwalkers filmi hakkında da bir şeyler yazmamışım ama şunu söyleyeyim ki çok da basit sayılmayan mesajlar vererek basit olan konuları farklı bir şekilde işlemeye çalışmışlar. Filmin kalitesi harikulade, kurgusu harikulade, senaryosu da harikulade. Yani önden kimi desteklediğimi bilin istedim.



   
Ma Rainey’s Black Bottom Geçtiğimiz senenin gerçekten de başarılı bulduğum bir diğer film ise bu idi. Özellikle geçtiğimiz yaz aramızdan ayrılan Chadwick Boseman bu filmde harika bir oyunculuk
sergilemiş. Hikaye olarak her Türk insanının pek de sevebileceği bir hikaye değil açıkçası. Yani sıkıcı gelebilir ama eğer jazz müzik hoşunuza gidiyorsa ve bu kültüre az çok hakimseniz bu film sizin için çok akıcı olabilir. Tavsiyemdir.

Kısaca böyle notlar düşmek iyi oldu. İşte benim için ödüllerin verilmesi gereken adaylar:

en iyi kadın oyuncu : Frances McDormand - Nomadland
en iyi erkek oyuncu : Chadwick Boseman - Ma Rainey's Black Bottom
en iyi film : Nomadland (Çok kararsız kaldım)
en iyi yardımcı erkek : Sacha Baron Cohen - the Trial of the Chicago 7
en iyi yardımcı kadın: Glenn Close - Hillbilly Elegy
en iyi animasyon : Wolfwalkers
en iyi özgün senaryo : Sound of Metal
en iyi görüntü yönetmeni : Phedon Papamichael - the Trial of the Chicago 7
en iyi yönetmen: David Fincher - Mank
en iyi uyarlama senaryo: Nomadland
en iyi görsel efekt: Tenet

22 Şubat 2021

News of the World


Yönetmen: Paul Greengrass
Oyuncular: Tom Hanks, Helena Zengel
Süre: 118 dakika 
Yapım Tarihi: 10 Şubat 2021
Ülke: ABD
IMBD: 6.8/10 
Benim Puanım: 6/10

    Merhabalar değerli okurlar. Son postlarıma baktığınızda genelde filmler ile ilgili yayınlarımı görüyorsunuz. İçerik bulmada zorlandığımdan değil sadece yazmak istediğimi yazmamla alakalı bir durum. Paylaşmak istediğim bir şeyler olduğu zaman bunu en iyi şekilde yapmaya çalışacağım.

    80'li yılların başlamasıyla birlikte western dediğimiz vahşi batı film sektörü rafa kaldırılmıştı. İnsanlar artık çok sıkılmıştı bu tip filmlerin fazlalığından. Artık nadide eserler beyaz perdede seyircinin huzuruna çıkabiliyor. İşte bu filmlerden bir tanesi de elbette News of the World. Bildiğim kadarıyla Tom Hanks'in ilk western temalı filmi oldu bu. Başarılı bir oyunculukla filme tat katmış. Sadece Tom Hanks'in oyunculuğundan bahsetmeyeceğim elbette. İkinci başrol oyuncusu olan Helena Zengel, göstermiş olduğu doğal oyunculuk sayesinde izleyenlerin dikkatini önemli bir ölçüde kendi üzerine çekti. Helena'yı filmde izlerken gerçekten de filmdeki karakterin aynısına sahip olduğunu sanabiliyorsunuz. Bu küçük yaşta gösterdiği usta oyunculuğu ben takdir ediyorum.

    Filmin hikayesi tahminimce 1850 sonu 1860 başı tarihlerinde geçiyor çünkü Konfederasyon Amerika'nın birlik olduğu dönemleri konu alıyor. İç savaş çıktı çıkacak dönemler elbette. Bildiğiniz üzere zencileri halen köle olarak kullanan amerika halkı ve köleliği kaldırmak isteyen amerika hükümeti arasında geçen kanlı bir savaş dönemi. İşte bu dönemde radyo gibi elektronik haberleşme cihazları bulunmadığından sadece gazete okuyarak dünyadan haberdar olunabiliyordu. Kasaba halkının yüksek çoğunluğu da okuma yazma bilmediğinden bu gazeteyi halka okuyan insanlar bundan para kazanıyordu. Baş rol oyuncusu Kidd, kasaba kasaba gezip insanlara ülkeden haberler okuyan eski bir yüzbaşı. Atıyla gezintiye çıktığı bir gün ağaca asılmış bir zenci ve korkudan gizlenmeye çalışan bir kızı bulmasıyla hareketlenir film. Kızı evine ulaştırmak için yola koyulurlar ve büyük macera bu şekilde başlamış olur.

    Filmin çekim teknikleri epey yerinde göründü. Birkaç noktada hoşuma gitmeyen kısımlar oldu fakat kurgusu ve sinematografisi bu tip bir film için hatırı sayılır ölçüde kaliteliydi. Çevreleyi güzel bir şekilde aktarıp empati yapmamızı kolaylaştırdı diyebilirim. Senaryoya bakacak olursak elbette çok mükemmel bir hikayesi yoktu filmin. Gerçekçi yapıda olması gereken filmin, etkileyiciliğini arttırmak amacıyla olsa gerek bir takım şans eseri olayların gerçekleşmesiyle bir miktar üzebiliyor; Çünkü filmde olağanüstü bir durum yok. Sıradan sayılabilecek bir hikaye anlatıldığından izleyici karakterlerden fazla bir şey beklemiyor zaten. Filmi sıkıcılıktan kurtarmak için düşünüldüğünü sandığım bir takım senarist teknikleri hoş olmamış. Elbette bu tip hikaye bölümleriyle çok ufak kısımlarda karşılaşıyoruz ve kesinlikle filmi izlemeye engel olmayan noktalar.

    İyi seyirler dilerim.

27 Ocak 2021

Nomadland

 
   Yönetmen: Chloé Zhao
Oyuncular: Frances McDormand, David Strathairn, Peter Spears
Süre: 108 dakika 
Yapım Tarihi: 19 Ocak 2021
Ülke: ABD
IMBD: 7.6/10 
Benim Puanım: 8/10

     Merhabalar değerli okurlar. Ne zaman harika bir film izlesem içimde bir heyecan olur. Öyle bir heyecan ki bu, filmi tanıdıklarıma önermek için sabırsızlanırım. Bu film de öyle bir filmdi gerçekten de. Adeta içimde her zaman yaşayan yola çıkma fikrini körükledi bu film. Şimdi diyeceksiniz ki: "Yola çıkmak kolay değil." evet biliyorum kolay olmadığını. Beni çeken de yolun kolay olmayışı zaten. Her gün kolay hayatlarımızda yaşıyoruz. Sabah sıcacık yatağımızdan çıkıp tuvalete gidiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp temiz bir şekilde kahvaltımızı yapıyoruz ardından da çayımızı veya kahvemizi alıp işe koyuluyoruz. Akşamları sıcacık evimize dönüyoruz. Sanırım uzaktan baktığımızda yaşama sebebi hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek olarak görünüyor. Ne yazık ki ben böyle bir hayatı istemiyorum ve istemedim de. Hayatta hedefler yoksa, başarımlar yoksa, hayaller sürekli erteleniyorsa ne anlamı kalıyor ki yaşamanın? hayata biraz zorluk katmak biraz daha iyi gelecektir diye düşünüyorum. Bu zorluk aslında büyük çoğunlukla bedensel bir zorluk. Bedensel olan terbiye zihinsel olarak da önem arz etmektedir. Platon, zeki olmak isteyen insanların aynı zamanda sporda başarılı olması gerektiğini savunurdu. Atatürk'ün söylediği "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." sözünü de es geçmeyeceğim elbette. Siz bu yazıklarımı düşünün yine de ve beni böyle uzun bir giriş yazısından ötürü affedin.

I came into the van life kicking and screaming,
 but I fell in love with it.— Bob Wells


    Film Amerika'da kocasını kaybettikten sonra ufak bir karavanda yaşamaya başlayan bir kadının hayatını anlatıyor. Aslında filmin hikayesi pek sıradan bir hikaye. Sanırım bu sıradanlık da benim ilgimi çekiyor. Daha önceki yazılarımda da durum hikayelerine bayıldığımı söylemiştim o yüzden bu film benim için güzel diyebilirim. Sizleri bilemem elbette, durum hikayelerini epey sıkıcı bulan insan bulmak çok da zor değil. Epey durgun ilerlediği için aslında hak da veriyorum elbette. Ama sıkıcı bulsanız da bir deneyin derim. Bu tip hikayeler sizlere mutlaka bir şeyler katacaktır.

    Teknik açıdan film kaliteli bir yapım olmuş. Kurgusu harika öncelikle, sizi rahatsız edebilecek şeyleri görmeyeceksiniz bu filmde. Genelde soğuk renklerin kullanıldığı filmde her an yağmur yağacakmış hissi kaplıyor insanı. Çöle geçtiği sıralarda yani insanlarla iletişiminin sıklaştığı sıralarda renk seçimi biraz sıcak skalaya kaydığından bu tatlı sıcaklığı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Görüntü yönetimi de iyi diyebilirim.


    Frances McDormand ablamız çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de güzel bir oyunculuk sergilemiş. Akademi ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü bir kez daha kazanacağını tahmin etmekteyim. Oyunculuk yaparken, oynadığı karakterin ruh halini izleyiciye harika bir şekilde aktarmayı başarabildiğinden hak ediyor çoğu zaman övgüyü. 63 yaşında olmasına karşın aktifliğinden de bir şey kaybetmeyen McDormand'ı sanırım durum hikayelerinde sıkça görmek istiyorum.


Ekleme: Oyuncuların bir kısmı gerçekten de bu hayatı yaşayan insanlar. Aslen oyuncu değiller. Bunu duyduğumda daha da ısındım filme. Yani o gördüğünüz toplu buluşmalar kurgu değil gerçek diyebilirim. Karakterin tanıştığı insanların da gerçek isimleri kullanılmış filmde ve doğrusallık gösteriyor gerçek ile. Bob Wells karakteri de filmde gösterildiği gibi bir hayat sürmekte.

23 Ocak 2021

Soul

    Yönetmen: Pete Docter
Oyuncular: Daveed Diggs, Jamie Foxx, Tina Fey
Süre: 101 dakika 
Yapım Tarihi: 25 Aralık 2020
Ülke: ABD
IMBD: 8.1/10 
Benim Puanım: 6/10

    Herkese merhabalar okurlar. Bu postta sizlere 2020'nin güzel bir animasyon filmini tanıtmak istedim. Disney Pixar yapımı olan güzel bir film diyebilirim. Öncelikle filmde akıllı tasarımı bu kadar ön plana sokmaları pek hoşuma gitmedi diyebilirim. İzlemeden önce dram türünde bir yapım bekliyordum fakat ne yapıp ettilerse tüm olayı akıllı tasarım ile birleştirip gerçek üstü hale getirdiler. Bu film eğer dram filmi olsaydı sanırım harika bir malzeme çıkabilirdi ortaya.


    Geniş bir perspektiften baktığımda filmi beğendim. Filmin vermek istediği fikir de aslında bir bakıma güzeldi. Özgürlüğün ve yaşamanın güzelliği üzerine durduğundan izleyicilere sebepler vermeye çalışmış. Senarist biraz basit oynamış gibime geldi o konuda. Müzikler iyi kullanılmış ve jazz müzik ön planda olduğundan ister istemez çıtayı yükseltip izleme kararı aldım. Harika bir başlangıç yapıp, sinirimi bozan idelist olgularla dolu bir dünyaya yerleştirdi izleyiciyi. Sinirimi epey bozdu bu kısım. Hayal ettiğim gibi bir senaryoya sahip değildi açıkçası. Ama filme kötü de diyemem sırf senaryosunda beğenmediğim kısımlar var diye.

    Filmin kurgusu ve sinematografisi harikaydı onu es geçemem ne yazık ki. Tabii ki söz konusu Disney Pixar olunca kurgu ve sinematografi harika olacak elbette. Adamlar bu işi iyi yapıyorlar. Özellikle detaylar bir hayli ilgi çekici idi. Öbür dünya kısmı kolaya kaçmışlar gibiydi ama dünya kısmı büyüleyici bir güzelliğe sahipti. 

    Oscar'a aday olur mu bilemem fakat kazanabilir mi ondan şüpheliyim. Diğer animasyon filmlerini izledikten sonra buna karar vermek sanırım çok daha mantıklı olur.





24 Aralık 2020

Ma Rainey’s Black Bottom


Yönetmen: George C. Wolfe
Oyuncular: Chadwick Boseman, Viola Davis, 
Taylour Paige, Colman Domingo, Glynn Turman, Michael Potts
Süre: 94 dakika 
Yapım Tarihi: 25 Kasım 2020
Ülke: ABD
IMBD: 7.2/10 
Benim Puanım: 7/10

     Merhabalar değerli okurlar sizlere bu yılın nadide güzel filmlerinden birini takdim etmek istiyorum. Yani izlemeden önce bir önyargım vardı açıkçası, ama önyargım filmi izledikten sonra yıkıldı. Gayet güzel bir işe imza atmışlar.

    Bu film hali hazırda Amerika'da tiyatrolarda sık sık oynanan bir oyunun film versiyonu. Ma Rainey adındaki blues müziğin çıkışında parmağı olan ve bu işi en iyi şekilde yapan kadının çevresinde dönen olayları anlatmakta film. Dönen olaylar diyorsam yıllardan, aylardan veya günlerden bahsetmiyorum. Sadece bir günlük bir anılarını bizlerle paylaşıyorlar. Ma Rainey' black bottom şarkısının kaydı için ayrılmış bir günü konu alıyor başlıktan da anlaşılacağı üzere. film küçük bir tanıtım sonrası sanatçıların stüdyoya girmesiyle başlıyor, Ma Rainey'nin ayrılışı ile bitiyor. Siyahi halkın yaşadığı ve yaşamış olduğu sorunların üzerinde pesimist bir şekilde durmuşlar. Ama merak etmeyin klişe ile karşılaşmayacaksınız. Tiyatro oyunundan türeme olduğundan birden fazla tirat göreceksiniz filmi izlerken. Bu tabii ki tiyatro havası katıyor bir miktar ama ilk tiratı gördüğüm anda keşke dedim film tek çekim olsaydı yani Birdman, 1917 filmlerinde de gördüğümüz gibi uzun sahnelerden oluşsaydı. Gerçekten çok daha ses getirebilirdi. Keşke bu yöntemi seçselerdi, kendilerini akademide bile görebilirdik. Halen daha görme şansımız var fakat yüksek bir olasılığı yok tabii ki bunun.

29 Kasım 2020

Hillbilly Elegy


Yönetmen: Ron Howard
Oyuncular: Gabriel Basso, Amy Adams, Haley Bennett
Süre: 115 dakika 
Yapım Tarihi: 11 Kasım 2020
Ülke: ABD
IMBD: 6.6/10 
Benim Puanım: 4/10

    Herkese merhabalar değerli okurlar. Bu postta sizlere bir otobiyografiden uyarlanmış bir filmden bahsedeceğim. Hillbilly Elegy, J. D. Vance adlı kişinin hayatındaki zorlukları ve ailenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışan bir film. Ne yazık ki film yine bir netflix filmi dolayısıyla aldığı puanlardan da şişirilmiş bir film olduğunu anlamış olmalısınız.
    Aslında film için anlatacak pek de bir şey yok. Klasik kişisel gelişim kitaplarından hoşlanıyorsanız bu filmden de hoşlanabilirsiniz. Ne kadar konuyu doğru düzgün işleyememiş olsalar bile izleyici olarak filmde olan olaylar, empati duygumuzdan ötürü bizi etkileyecektir. Yani teknik anlamda biraz zorlama bir film olmuş diyebilirim.
    Filmlerde aradığım en önemli unsur kurgudur benim için. Bu unsurdan ötürü kurguda yapılan hatalar ve konunun düzgün işlenememiş oluşu epey canımı sıkıyor. Sinematografi deseniz pek de iyi diyemeyeceğim. Aslında bu tip biyografi filmlerinde sinematografinin muazzam olmasını bekleyemeyiz. Bu sebepten ötürü bu konuda filme çamur atmayacağım. Asıl çamur atılması gereken kısım kurgudur. Senaryonun işleyişi o kadar can sıkıcı noktalara geliyor ki sanki filmi oldu bittiye getirmişler hissiyatı uyandırıyor. Sanki işi yapmak istemeyen insanlara zorla iş yaptırılmış gibi geliyor. Bu yüzden filmi izleyecekseniz eğer, kurgu ile ilgili çıtayı pek de yüksek tutmamanızda fayda var.
    Film J.D.'nin çocukluğundan başlayıp mutlu ve düzenli bir hayata geçişini anlatıyor, bu süreçte yaşadığı ailevi sıkıntılara bizzat şahit oluyoruz ve dediğim gibi empati duygumuzdan ötürü film bazı noktalarda etkileyici olabiliyor. Düzgün olmayan bir aile yapısının ve bencilliğin ne gibi sorunlar doğuracağını tekrardan hatırlatır nitelikte diyebilirim. 
    Piyasaya çıkmadan önce büyük ses getireceği yönde iddiaları vardı yapımcıların ve kitabı daha önce okumuş insanların. Hatta oscar ödüllerinde yer alabileceği yönünde bir sürü film öncesi yorumlar da gördüm. Şunu dile getireyim burada: Eğer bu film akademi ödüllerine aday olursa, film sektörü çok kötü bir yere gidiyor demektir; hatta daha kötüsü, film sektörü gerçekten çok kötü bir yerdedir.

27 Kasım 2020

The Trial of the Chicago 7


Yönetmen: Aaron Sorkin
Oyuncular: Sacha Baron Cohen, Eddie Redmayne, 
Jeremy Strong, Joseph Gordon-Levitt, Yahya Abdul-Mateen II
Süre: 130 dakika 
Yapım Tarihi: 25 Eylül 2020
Ülke: ABD
IMBD: 7.9/10 
Benim Puanım: 8/10


    Yepyeni bir filmle daha karşınızdayım. Film tam olarak iki ay önce seyirciye sunuldu. Ne yazık ki bu film haklarını Netflix aldığından sinemalarda gösterime girmedi. Ben hep bu tip filmlerin sinemalarda izlenmesinden yanayım. Benim filmi biraz geç izlemiş olmamın sebebini de buna bağlıyorum ben. Netflix'i takip edemiyorum, nasıl oluyor bilmiyorum ama Netflix'i takip etmekte çok zorlanıyorum. Netflix, mobil oyun sektöründe "Hyper-Casul" olarak tabir ettiğimiz seri bir şekilde tüket ve seri bir şekilde terk et mantığıyla çalışmakta. Bu demek oluyor ki; Kullanıcının merakını uyandırabilecek olguları belirle ve ona göre içerik üret. İçerin ne olduğu önemli değil, sadece halkın rahatlıkla tüketebileceği bir şeyler olsun. Dolayısıyla bu mantıkla geliştirilen bu ürünler, kısa süreli tüketiminin ardından tamamen unutulup gidiyor. Bu konuya bir başka yazımda detaylı olarak değineceğim için kısa tutuyorum ve filme geçiyorum.



    Film 60'lı yıllarının sonu Amerika'sında geçiyor. Özgürlükçü düşüncelerin yaygınlaştığı ve hükümetin de tehlikeli gördüğü bu harekete karşı koyduğu tepkilerin olduğu zamanı anlatıyor. The Trial of the Chicago 7 filmi, Türkçe'de Şikago Yedilisi olarak anılan bir grup aktivistin yargılanma sürecine değinmiş. Bu yedi kişi, her biri farklı bölgelerden gelmiş ve farklı statülere sahip olan insanlardan oluşmaktadır.  Şikago Yedilisinin temel hedefleri arasında Vietnam Savaşını durdurmak geçmektedir. Yani hep beraber ülke çapında ses getirebilmek ve tüm dünyanın da olanlardan haberdar olabilmesini sağlamak adına Şikago'da birleşip eylemler yapmaya karar verirler. Tabii ki bu planlar yapılırken hükümetin gözü de Her bir farklı gruptan insanın toplanacağı Şikago'ya odaklanmıştır. Başarılı bir girişim olması halinde hükümete zarar verebilecek çapta bir eylem söz konusuydu. Bu yüzden güvenlik önlemleri almak yerine eylemcileri nasıl sustururuz planları yapmaya başladılar. Bu planlardan en mantıklısı olan ise eylemcileri kışkırtıp, karşı saldırıya geçmelerini sağlamaktır. Ki bunu başarırlar da, Şikago yedilisi bu planın farkında olduğundan ellerinden geldiğince eylemcileri sakinleştirmeye çalışır fakat ne fayda. Tahmin edeceğiniz gibi olaylar olur ve Şikago Yedilisinin yargılanması başlar. Yeterince bir şeyler anlattım, gerisini film izlerken öğrenmiş olursunuz zaten.

    Teknik açıdan konuşmak gerekirse film benim için epey güzel bir filmdi. Hem sevdiğim dönemi işlediği için de ayrıca sevdim filmi. Sinematografi açısından birkaç sahne dışında epey güzel iş çıkartılmış. Yönetmen ve teknikleri sıradan diyebileceğimiz teknikleri güzel bir şekilde kullanmış. Hikaye zaten güzel fakat işleyişinde birkaç sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Çünkü film giriş kısmı için ortalama bir güçte, gelişme kısmı için mükemmel bir güçte fakat sonuç kısmında epey düşük bir güç. Gelişme kısmında bu kadar yükselten bir filmin finali yükseltmeyince biraz keyif kaçırabiliyor. Onun dışında film ve oyunculuklar harika denebilir. İyi seyirler dilerim.

05 Şubat 2020

92. Akademi Ödülleri




    Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2019 yılını tamamladık. 2019 yılı bize bir çok şey gösterdi. Bazı günler ağladık bazı günler ise güldük. Bazı günler ise film izledik. İzlediğimiz bu filmlerin bir kısmının akademide boy göstermesine de sayılı günler kaldı.
 



Yayına başlamadan önce söylemek istediğim önemli bir şey daha var. 2019'da çok film izledim ve izlediğim filmlerin hepsini buraya sığdıramayacağım için gerçekten üzgünüm. Umarım 2020'de izlediğim hemen her film için başlık açma imkanı bulabilirim.

    Geçen sene olduğu gibi bu sene de film sektörü beni pek de mutlu etmiş değil. Çok güzel filmler izledik fakat nedense filmlerde eksilen bir şeyler olmuş. Sanki hissettirmesi gereken duyguyu iyi bir şekilde hissetiremiyormuş gibi. Umarım 2020 bizi kaliteli filmler ile karşılar, sanırım 2020 beklentilerimden birisi de bu.

      Bu sene öne çıkan filmlerden bahsetmek istiyorum sizlere. İlk olarak bahsedeceğim film, 2019 yılının en çok ses getiren filmlerinden biri olan Joker olacak.





    JOKER: DC evreninden bir hikayeyi anlatıyor bize. Joker karakterinin köküne inmemizi sağlayan bir filmi sunuyor bize. Psikolojik unsurları bünyesinde barındıran bir film olmasıyla birlikte, bu unsurları seyirciye başarılı bir şekilde aktarmış bulunmakta bu film. Filmin görüntü yönetimini gerçekten başarılı buldum, bütçesi ortalamada olan filme göre gayet güzel iş çıkarmışlar gibi görünüyor.
   Joaquin Phoenix, bu film için gerçekten çok çalıştığını göstermiş ve seyircinin de sevgisini kazanmış durumda. Tanıdığım ve eleştirilerini okuduğum çoğu insan, Phoenix hakkında fazlasıyla olumlu yorumlarda bulunuyorlar.
    Yönetmen koltuğunda oturan Todd Phillips, benim izlemekten pek de hoşlanmadığım yapımlarda yönetmenlik yapmış bir kişi. Eminim Phillips böyle çok büyük bir yapımın bir parçası olduğu için mutlu hissediyordur.
 






   THE IRISHMAN: Hepimizin çok yakından tanıdığı kadroyla sunulmuş film bize. Filmi bize netflix, sinema sektörüne attığı adımın boyutunu arttırdığını görüyoruz.

    Filmde hoşuma gitmeyen iki şey vardı; birincisi, cgi kullanımının yoğunluğu bazı kısımlarda sinirlerimi bozdu. Cgi çok yoğun kullanıldığı için bu cgi'ı hissetmek filmi izlerken rahatsız ediyordu. İkincisi, filmin uzun olması oldu. Sanki konuyu biraz da uzatmak istemişler gibi göründü. Dolu dolu bir 3 saat olması benim için gayet iyi olabilirdi.

   Oyuncular hakkında pek bir şey söylemeye gerek duymuyorum çünkü hepsi de başarılı bir iş koymuş ortaya. Özellikle Al Pacino doğallığı ile beni büyüledi. Sanki tarihteki bir kişi izliyormuşum gibi hissettim Al Pacino'nun sahnelerinde.









   ONCE UPON A TIME IN HOLLYWOOD: Çoğu kişi gibi benim de uzun bir süre beklediğim bir film oldu. Kadroda Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ve Quentin Tarantino var. Hani böyle bir kadroyu merakla beklememenin çok zor olacağını düşünüyorum. Filmi bu kadar zaman beklememe rağmen çıtayı yüksek tutmadım. Mükemmel bir film  beklemiyordum, benim beklediğim bu kadronun tatmin edici film ortaya çıkarmasıydı. Hayalimdekine çok yakın duygulara girdim filmi izlerken. Yani demem o ki film beni herçekten de tatmin etti.
    Yönetmen koltuğunda Tarantino var. İlk başlarda çok sert bir film bekliyordum açıkçası. Biraz da kan görmeyi bekliyordum filmi izlemeden önce. İnanın bana çok sert bir film olmasa bile, sert bir film izlemiş kadar etti sağolsun.
    Sanırım oyuncular hakkında konuşmaya pek gerek yok. Brad Pitt ve DiCaprio mükemmel bir oyunculuk sergilemişler. Brad Pitt'in oyunculuğunu ayrıca beğendim. Cuk diye oturmuş diyebileceğim bir karakteri canlandırıyor yine




 
  KLAUS: Sizlere kış hakkında "ŞU" postta güzel gördüğüm detaylardan bahsetmeye çalışmıştım. Bu film sanırım benim kışım için çok güzel bir film oldu. Filmde çoğumuzun bildiği bir hikayeyi yeni karakterler ekleyerek yazmış ve yönetmiş Sergio Pablos. Övgü sadece yönetmene değil emeği geçen herkese. Sanatsal açıdan bir animasyon filme göre üst seviyede olan bir yapım ortaya koymuşlar. Kesinlikle en iyi animasyon ödülünü hak ettiklerini düşünüyorum. BAFTA ödüllerinde hak ettikleri ödülü aldılar. Aynı ödülü Oscar'da da almaları dileğiyle diyeyim...












13 Şubat 2019

Green Book




Yönetmen: Peter Farrelly
Oyuncular: Viggo Mortensen, Mahershala Ali
Süre: 130 dakika 
Yapım Yılı: 16 Kasım 2018
Ülke: ABD
IMBD: 8.3/10 
Benim Puanım: 9/10


    Koltuğunuzu dik konuma getirin ve şahane bir yapıtı büyük bir hayranlık ile seyre dalın. Abartmıyorum hayranlık ile seyir derken. Bu film belki de bazı fikirlerinizi kökten değiştirebilecek nitelikte bir film.
   Bu film biyografik bir filmdir öncelikle söylemek gerekirse. Yani filmde yaşanılanların büyük bir kısmı kurgu değildir. Filmi izlerken bizi en şaşırtan yönü de bu oluyor zaten.
   İnsanlar, yaşadıklarından bir ders çıkarmadıklarıyla bilinir daha çok. Bu yüzden denir ya "Tarih Tekerrürden İbarettir." diye. Birbirini izleyen yıllarda insanlar, hep aynı hatalardan ötürü zarar görmüştür. Kısacası insanlık geçmişe bakıp bu geçmişten herhangi bir ders çıkarmaz.
    Film o kadar güzel bir noktaya değinmiş ki insan etkilenmeden edemiyor. Ayrımcılığın ne demek olduğunu bize çok iyi bir şekilde gösteriyor bu film. Irkçılığın ne demek olduğunu gösteriyor bize. Diğer ırkçılık temalı filmler gibi olduğunu pek düşünmüyorum. Yönetmen teknikleri o kadar kaliteli kullanmış ve oyuncular o kadar iyi bir oyun sergilemişler ki, biz seyirciler ayrımcılığın nasıl hissettirebileceğini anlamış oluyoruz.


    Film 50'li-60'lı yıllarda geçmekte. Dönemin özgürlükçü hareketlenmelerinden bir az önce olsa gerek.
Serbest çalışan bir İtalyan asıllı kişiyi görmekteyiz filmin başında. Toplumdaki her insan gibi ırkçılık üzerine düşünmeden yorumlar yapan bir kişi Tony Lip. Siyahilere pek de sıcak bakmamaktadır, onlardan uzakta durmaya çalışmıştır. İşsiz olduğu zamanlarda Doctor diye hitap edilen bir kişinin şoför aradığını öğrenir ve iş başvurusuna gider. Doctor dendiği zaman Lip'in aklında eğitimli bir doktor canlanmıştır. O dönemde eğitimli insanlar genelde "beyaz"lar olduğu için kafasındaki resim de beyaz idi doktor ile ilgili. Karşısında bulduğu kişi siyah, tuhaf giyinimli ve üstelik tahtta oturan bir kişi olunca şaşkınlığını gizleyememiştir. İş görüşmesinde işe kabul edildiği andan itibaren Doctor ile Lip'in macerası da başlamış oluyor.

     Doctor ile Lip'in bu uzun yolculuktaki ilişkisini konu almaktadır film. Birbirine uyumlu olan iki insanın bir sürü engele rağmen nasıl bir arada kalabildiğine şahit olacaksınız bu filmi izlerken. Size tatlı bir mutluluk verecektir bu film.



21 Ekim 2018

First Man - Ay'da İlk İnsan



        Merhabalar değerli okurlar, uzun zamandır beklemiş olduğum filmi izlemiş olmaktan dolayı mutlu hissediyorum. Mutlu hissetmemin sebebi beklentimi tam anlamıyla karşılamış olmasıdır. Kadroya şöyle bir bakıldığında az çok film hakkında bir takım fikir sahibi olabiliyorsunuz o sebepten ötürü bu kadronun absürt bir yapım ortaya koymayacağına da emin olabiliyorsunuz.

       Yönetmen koltuğunda Damien Chazelle oturmakta idi. Genç yaşına rağmen gayet başarılı filmleri yönetmiş olduğunu biliyoruz. Akademi ödüllerinde de bu başarısı tasdik edilmişti. Damien Chazelle abimizi hatırlamayanlarınız var ise Whiplash ve La La Land filmlerinde yönetmenlik yaptığını söylemem size kim olduğunu hatırlatacaktır.

       Damien Chazelle'in yönetmen koltuğunda olduğunda, film müziği bestecisinin Justin Hurwitz olmaması bir istisna olurdu. Bu filmde de seyircileri şaşırtmayarak film müziği bestecisi Justin Hurwitz olmuştur.







       Justin Hurwitz, jazz müziği konusunda çok başarılı yapıtlar ortaya koyabilen bir müzisten olmasına rağmen First Man filminde Jazz müziğinden eser yoktu. Beni şaşırtan kısım Justin abimizin besteci olduğu bir filmde Jazz müziğini duymamış olmamdı. Jazz müziğinin kaotik havası filmlere epey farklı bir tat kattığı bilinen bir gerçek. Sanırım "Bir sonraki filme kadar ara verelim." demişler kendi aralarında. Bir sonraki filmde bol bol Jazz duyacağız gibi görünüyor. Kim bilir belki tekrardan bir müzikal filmde görürüz bu kadroyu. Bu arada Hurwitz abimiz sadece la la land filmi için yaptığı çalışmadan ötürü 2 adet ocar ödülü almıştır unutmayalım.

      Film için konuşmak gerekirse eğer şunu söylemeliyim ki; film ünlü aya ilk ayak basmış kişi olan Neil Armstrong'un NASA ile çalışmaya başladığı yıllardan başlamaktadır ve aya ayak basana kadar geçen olayları anlatmış. Filmin dram filmi oluşu ve kaliteli kadronun başarısı sizi, filmi izlerken duygulandıracaktır. Armstrong'un zorluklarla nasıl baş ettiğini, ölen kızının ve arkadaşlarının acısını içine nasıl gömdüğünü çok güzel bir şekilde anlamış olacaksınız filmi izlediğiniz sırada. Film ile ilgili detay vermeyi pek seviyorum fakat spoiler linçlerine maruz kalabiliyorum bu durumda. Uslu bir çocuk olup spoiler vermiyorum.

     Ryan Gosling başrol olarak çok kaliteli bir oyunculuk sergilemiş. Diğer filmleri izlemeden konuşmak doğru olmaz belki fakat akademi ödüllerinde en iyi erkek oyuncu adayı olacağı kesin gibi görünüyor.



14 Ağustos 2018

Stop Motion Üzerine

        Herkese merhabalar, son yayından bu yana tam 6 ay geçmiş bulunmakta. Bu kadar zaman beklememin sebebi üşengeçlikten başka bir şey değildir. Üşengeçlik beni tembel bir yaratığa dönüştürdü demek yanlış olmaz. Artık kendime tembel yaratık demekten çekinmiyorum.
       Şimdi ne oldu da bu tembel yaratık bir yayın açmaya karar verdi diyecek olursanız, sizlere net bir cevap veremem. Belki tembel bir yaratık olmak istemiyorumdur artık; Belki de Stop Motion son zamanlarda daha çok ilgimi çekiyordur. Stop motion'ın ilgimi çekmemesi için de bir sebep göremiyorum zaten çünkü; küçük bir çocukken stop motion çekimler yapardım ve bu çekimleri çekip izlemek benim çok hoşuma giderdi ve mutlu olurudm. Tabii o zamanlar stop motion'ın büyük bir sanat olduğunu bilmiyordum orası ayrı.

Stop Motion Nedir?

       O kadar stop motion dedim fakat nedir bu stop motion? Stop motion elimizde bulunan objeleri adım adım hareket edip fotoğraflayıp, bu fotoğrafları da yan yana dizip animasyon haline getirme işlemidir. Mesela bir domatesi adım adım ittirip fotoğraflarını çekersek ve bu fotoğrafları yan yana getirip animasyon haline getirirsek izlediğimiz animasyonda domates hiçbir etki olmaksızın hareket ediyormuş gibi görünecektir.

      Bu stop motion'ı benim için değerli yapan ise belli bir emek karşılığa karşınıza çıkan yapıtın güzelliğinin sizi her seferinde şaşırtması. Hayal ettiğinizden daha da bir büyüleyici bir eser çıkıyor ortaya. Siz yaparken bile şaşırabiliyorsunuz. En azından benim gözlemlediğim kadarıyla ve bu işle uğraşan bir kaç insandan öğrendiğim kadarıyla durum bu.

       Stop motion izlemek gerçekten keyifli olabilir fakat gerçekten bu işi yapmak biraz uğraş gerektiriyor, son paragrafta bahsettiğim "belli bir emek karşılığa karşınıza çıkan yapıtın güzelliği" gerçekten çok doğru bir tabir. Emek ve çıkan yapıtın güzelliği doğru orantılı işliyor. Hatta matematiksel olarak "2 emek, 1 yapıtın güzelliğine denktir" diyebileceğimiz bir eşitlikten bahsetmek doğru olacaktır. Emek açısından en ufak örnek olarak ise benim dün yaptığım 10 saniyelik stop motion film için tam 75 adet fotoğraf çekmiş olmamı gösterebilirim. 75 adet fotoğraf çekiyorsunuz, her deklanşör arasında cisimlerin yerini değiştiriyorsunuz ve sonuç olarak 10 saniyelik bir animasyon filmi yapmış oluyorsunuz.


     Solda gördüğünüz biber içeren çalışmayı yapmadan önce, "yemek yapacağım ve baştan sonra kadar stop motion'layacağım" dedim kendi kendime. Fakat işler göründüğü gibi gitmedi. Sebebi çok basit; Eğer böyle bir şey yapsaydım et soteyi kahvaltıda yemek zorunda kalacaktık. Şu yaptığım çalışma yarım saat kadarımı aldıktan sonra geri kalan malzemeleri stop motionlamaktan vazgeçtim. Vaçgeçmeme rağmen 75 kare olan bu animasyon için harcadığım vakitten gerçekten keyif almıştım. Son paragrafta bahsettiğim 75 frame'den oluşan çalışma bu çalışma işte.



       Stop motion'ı küçümsememek gerek. Stop Motion ile ilgili dev yapıtlar bulunmaktadır. Sinemalarda izlemiş olduğumuz bazı filmler Stop motionla yapılmıştır. En harika örnek olarak Chicken Run yani Tavuklar Firarda filmini gösterebilirim. İlk duyduğumda çok şaşırmış olduğum bir detaydı. 
       Bu tarz kaliteli filmler izlemek isterseniz Tim Burton adlı yönetmeni yakın takibe almanızı öneririm. bundan yaklaşık bir sene önce Ağustos Güncesi adlı yazımda birkaç tane filmini önermişim. Sizlerin de izlemesini isterim. İzledikten sonra da filmin nasıl yapıldığını da izleyin, büyüleneceksiniz. 

18 Ocak 2018

The Florida Project


 Yönetmen: Sean Baker

 Oyuncular: Willem Dafoe, Brooklynn Prince, Bria Vinaite, Valeria Cotto, Christopher Rivera, Caleb Landry Jones

  Süre: 109 dakika

  Yapım Yılı: 5 Ekim 2017

  Ülke: ABD

  IMBD: 7.9/10

  Benim Puanım: 8/10


  



       Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren film sizi çocukluğunuza gönderecektir ve gerçekten tekrar çocuk gibi düşünebilmenizi sağlayacaktır; çünkü ortada samimiyet ve masumluk var. Özellikle çocukların ne kadar masum olduğuna değinmiş film. Her şeyi eğlenmek için yapıyorlar. Oyun oynuyorlar, maceraya atılıyorlar, insanları sinir ediyorlar. Biz yapmaz mıydık böyle şeyleri. Hepimiz yapardık elbet. Şimdi çocukların sinir etme potansiyeline sahip yetişkinler olduk. Çocukluk her zaman çok güzel bir şey.



       Filmin hikayesi tamamen durum hikayesidir ve bir motelde yaşayan çocukların başından geçenleri anlatıyor. "Çocukların" demek yanlış olur sanırım,"Moonee" karakterinin başından geçenleri anlatıyor daha çok.
       Amerika'nın efsanevi hayatının iç yüzünü, çocukların gözünden anlatıyor diyebiliriz bu filmde. Olan olayların arkaplanında çocukların neler yaptığına değiniyor. İşte bu kısımda çocukların masumluğunu göreceksiniz. Dünyanın, ailelerinin onları nasıl etkilediğini göreceksiniz. Çocuklar için arkadaşlığın, sosyal yaşantının da ne kadar güzel olacağını göreceksiniz. Ailenin, "bir daha o çocukla konuşmayacaksın" dediğinde çocuğun ve arkadaşlarının bundan nasıl etkilendiğini görebileceğiniz harika bir film bu.



      Bazıları filmin başlarında sıkılmışlar filmden. Film durum hikayesi ve durum hikayesi sevmeyen insanlar olabilir elbette. Eğer durum hikayesi sevmiyorsanız lütfen önyargılı yaklaşmayın ve filmi izleyin, başlarında kapatmayın. Duygularınızı harekete geçirecektir bu film.






Oyunculukları inceleyecek olursak:

Willem Dafoe: Her zamanki gibi profesyonelliğini konuşturmuş. Zaten filmi izlememin sebebi oyuncular arasında onun ismini görmemdi. Dedim bu adamın oynadığı film güzel olur bi izleyeyim. Oscar'da ödül alabilir. Bir takım yerlerden bu film için En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü almış, Oscar'da da bekliyorum ben.





Brooklynn Prince: Bu yaştaki bir insanın nasıl bu kadar kaliteli bir oyunculuk yaptığına şaşıracaksınız çok. Çünkü inanın bana bir çok yetişkin oyuncunun önüne geçmiş bu kız. Ülkemizdeki onlarca oyuncunun önünde tutarım ben Brooklynn'i.








Bria Vinaite: Filme 8 puan vermemin sebebi olan aktris. Gerçekten çok daha iyi oynayabilecek bir insan bulabilirlerdi bu film için. Seçmeleri nasıl geçtiğine anlam veremedim pek. Oyunculuğu yüzünden puanımı düşürdüm. Ama filmde onun tipinde birinin olması harikaydı. Oyunculuğu iyi olsaydı harika olabilirdi.







Filmden Kareler






İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...