18 Ağustos 2025
The Unlikely Pilgrimage of Harold Fry
19 Mart 2021
93. Akademi Ödülleri
Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünyanın düzeni değişti bu yıl. İşte bizler evlere kapandığımızda yapılacak güzel aktivitelerden birini seçtik, film izlemeyi... Nedense geçen sene söylediğim gibi bu sene de filmler beni pek de memnun etmiş değil o kadar. Yani tabii ki çok beğendiğim filmler oldu fakat yine bir şeyler eksikti bu filmlerde. Yine de umudumu yitirmeden izlemeye devam ettim. Her neyse 2021 film sektörüne de olumsuzluklarla başlamamak gerektiğini düşünüp ve bu yılki Akademi Ödüllerinin adil bir şekilde sahiplerini bulmasını dileyerek başlayalım yayınımıza. Bu yıl pandemiden dolayı olan bir erteleme kararı ile de 26 Nisan tarihinde ödüller sahiplerini bulacak.
Benim geçtiğimiz yıl en beğendiğim film the Trial of the Chicago 7 filmi oldu. Kurgusu güzel hazırlanmıştı ve hikayenin işleyiş biçimi beni epey etkilemişti. Bu filmi izlemenizi gerçekten tavsiye ederim. Çok güçlü bir yapıda değil fakat tatmin etme açısından gerçekten başarılı buldum ben.
2020 yılının sonralına doğrı çok beklediğim bir film olan Nomadland gösterime girdi. Açıkçası gerçekten de hoşuma gitti bu film. Belki de bu film için çıtayı çok da yüksek tutmadığım için beni tatmin etmiş olabilir. Film karavan hayatını anlatıyor ve kurgusal olmayan karakterlere de yer verdiğinden realist bir yapıda karşımıza çıktı. McDormand bu film ile 3. kez en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.
Sound of Metal filmi gayet başarılı bir filmdi. Bu yazıyı yazarken fark ediyorum, bu film ile ilgili bir post paylaşmamışım sizlerle. Bu film bir bateristin sağır olduktan sonraki yaşadıklarını anlatıyor kısacası. Kurgusu gerçekten çok başarılıydı filmin, özgün de bir hikayeye sahipti. En iyi Özgün senaryo ödülünü alabilir bu film. Fakat nedense diğer dallarda pek de başarılı olabileceğini sanmıyorum pek. Oyunculuklar da iyiydi fakat ödül alacak kadar iyi gördüğümü söyleyemem. Kendi adaylarımı açıklarken tabii ki bu yılki oyunculuklara bakarak en iyisini seçmeye çalışacağım.
Soul filmini yayınımda ne kadar yermiş olsam da en iyi animasyon filmi adayları arasında olmayı hak ediyor gerçekten de. Yani ne kadar gönlüm wolfwalkers'tan yana olsa da.
Wolfwalkers filmi hakkında da bir şeyler yazmamışım ama şunu söyleyeyim ki çok da basit sayılmayan mesajlar vererek basit olan konuları farklı bir şekilde işlemeye çalışmışlar. Filmin kalitesi harikulade, kurgusu harikulade, senaryosu da harikulade. Yani önden kimi desteklediğimi bilin istedim.
Ma Rainey’s Black Bottom Geçtiğimiz senenin gerçekten de başarılı bulduğum bir diğer film ise bu idi. Özellikle geçtiğimiz yaz aramızdan ayrılan Chadwick Boseman bu filmde harika bir oyunculuk
sergilemiş. Hikaye olarak her Türk insanının pek de sevebileceği bir hikaye değil açıkçası. Yani sıkıcı gelebilir ama eğer jazz müzik hoşunuza gidiyorsa ve bu kültüre az çok hakimseniz bu film sizin için çok akıcı olabilir. Tavsiyemdir.
Kısaca böyle notlar düşmek iyi oldu. İşte benim için ödüllerin verilmesi gereken adaylar:
en iyi erkek oyuncu : Chadwick Boseman - Ma Rainey's Black Bottom
en iyi film : Nomadland (Çok kararsız kaldım)
en iyi yardımcı erkek : Sacha Baron Cohen - the Trial of the Chicago 7
en iyi yardımcı kadın: Glenn Close - Hillbilly Elegy
en iyi animasyon : Wolfwalkers
en iyi özgün senaryo : Sound of Metal
en iyi görüntü yönetmeni : Phedon Papamichael - the Trial of the Chicago 7
22 Şubat 2021
News of the World
Merhabalar değerli okurlar. Son postlarıma baktığınızda genelde filmler ile ilgili yayınlarımı görüyorsunuz. İçerik bulmada zorlandığımdan değil sadece yazmak istediğimi yazmamla alakalı bir durum. Paylaşmak istediğim bir şeyler olduğu zaman bunu en iyi şekilde yapmaya çalışacağım.
80'li yılların başlamasıyla birlikte western dediğimiz vahşi batı film sektörü rafa kaldırılmıştı. İnsanlar artık çok sıkılmıştı bu tip filmlerin fazlalığından. Artık nadide eserler beyaz perdede seyircinin huzuruna çıkabiliyor. İşte bu filmlerden bir tanesi de elbette News of the World. Bildiğim kadarıyla Tom Hanks'in ilk western temalı filmi oldu bu. Başarılı bir oyunculukla filme tat katmış. Sadece Tom Hanks'in oyunculuğundan bahsetmeyeceğim elbette. İkinci başrol oyuncusu olan Helena Zengel, göstermiş olduğu doğal oyunculuk sayesinde izleyenlerin dikkatini önemli bir ölçüde kendi üzerine çekti. Helena'yı filmde izlerken gerçekten de filmdeki karakterin aynısına sahip olduğunu sanabiliyorsunuz. Bu küçük yaşta gösterdiği usta oyunculuğu ben takdir ediyorum.
Filmin hikayesi tahminimce 1850 sonu 1860 başı tarihlerinde geçiyor çünkü Konfederasyon Amerika'nın birlik olduğu dönemleri konu alıyor. İç savaş çıktı çıkacak dönemler elbette. Bildiğiniz üzere zencileri halen köle olarak kullanan amerika halkı ve köleliği kaldırmak isteyen amerika hükümeti arasında geçen kanlı bir savaş dönemi. İşte bu dönemde radyo gibi elektronik haberleşme cihazları bulunmadığından sadece gazete okuyarak dünyadan haberdar olunabiliyordu. Kasaba halkının yüksek çoğunluğu da okuma yazma bilmediğinden bu gazeteyi halka okuyan insanlar bundan para kazanıyordu. Baş rol oyuncusu Kidd, kasaba kasaba gezip insanlara ülkeden haberler okuyan eski bir yüzbaşı. Atıyla gezintiye çıktığı bir gün ağaca asılmış bir zenci ve korkudan gizlenmeye çalışan bir kızı bulmasıyla hareketlenir film. Kızı evine ulaştırmak için yola koyulurlar ve büyük macera bu şekilde başlamış olur.
Filmin çekim teknikleri epey yerinde göründü. Birkaç noktada hoşuma gitmeyen kısımlar oldu fakat kurgusu ve sinematografisi bu tip bir film için hatırı sayılır ölçüde kaliteliydi. Çevreleyi güzel bir şekilde aktarıp empati yapmamızı kolaylaştırdı diyebilirim. Senaryoya bakacak olursak elbette çok mükemmel bir hikayesi yoktu filmin. Gerçekçi yapıda olması gereken filmin, etkileyiciliğini arttırmak amacıyla olsa gerek bir takım şans eseri olayların gerçekleşmesiyle bir miktar üzebiliyor; Çünkü filmde olağanüstü bir durum yok. Sıradan sayılabilecek bir hikaye anlatıldığından izleyici karakterlerden fazla bir şey beklemiyor zaten. Filmi sıkıcılıktan kurtarmak için düşünüldüğünü sandığım bir takım senarist teknikleri hoş olmamış. Elbette bu tip hikaye bölümleriyle çok ufak kısımlarda karşılaşıyoruz ve kesinlikle filmi izlemeye engel olmayan noktalar.
İyi seyirler dilerim.27 Ocak 2021
Nomadland
Merhabalar değerli okurlar. Ne zaman harika bir film izlesem içimde bir heyecan olur. Öyle bir heyecan ki bu, filmi tanıdıklarıma önermek için sabırsızlanırım. Bu film de öyle bir filmdi gerçekten de. Adeta içimde her zaman yaşayan yola çıkma fikrini körükledi bu film. Şimdi diyeceksiniz ki: "Yola çıkmak kolay değil." evet biliyorum kolay olmadığını. Beni çeken de yolun kolay olmayışı zaten. Her gün kolay hayatlarımızda yaşıyoruz. Sabah sıcacık yatağımızdan çıkıp tuvalete gidiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp temiz bir şekilde kahvaltımızı yapıyoruz ardından da çayımızı veya kahvemizi alıp işe koyuluyoruz. Akşamları sıcacık evimize dönüyoruz. Sanırım uzaktan baktığımızda yaşama sebebi hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek olarak görünüyor. Ne yazık ki ben böyle bir hayatı istemiyorum ve istemedim de. Hayatta hedefler yoksa, başarımlar yoksa, hayaller sürekli erteleniyorsa ne anlamı kalıyor ki yaşamanın? hayata biraz zorluk katmak biraz daha iyi gelecektir diye düşünüyorum. Bu zorluk aslında büyük çoğunlukla bedensel bir zorluk. Bedensel olan terbiye zihinsel olarak da önem arz etmektedir. Platon, zeki olmak isteyen insanların aynı zamanda sporda başarılı olması gerektiğini savunurdu. Atatürk'ün söylediği "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." sözünü de es geçmeyeceğim elbette. Siz bu yazıklarımı düşünün yine de ve beni böyle uzun bir giriş yazısından ötürü affedin.
Film Amerika'da kocasını kaybettikten sonra ufak bir karavanda yaşamaya başlayan bir kadının hayatını anlatıyor. Aslında filmin hikayesi pek sıradan bir hikaye. Sanırım bu sıradanlık da benim ilgimi çekiyor. Daha önceki yazılarımda da durum hikayelerine bayıldığımı söylemiştim o yüzden bu film benim için güzel diyebilirim. Sizleri bilemem elbette, durum hikayelerini epey sıkıcı bulan insan bulmak çok da zor değil. Epey durgun ilerlediği için aslında hak da veriyorum elbette. Ama sıkıcı bulsanız da bir deneyin derim. Bu tip hikayeler sizlere mutlaka bir şeyler katacaktır.
Teknik açıdan film kaliteli bir yapım olmuş. Kurgusu harika öncelikle, sizi rahatsız edebilecek şeyleri görmeyeceksiniz bu filmde. Genelde soğuk renklerin kullanıldığı filmde her an yağmur yağacakmış hissi kaplıyor insanı. Çöle geçtiği sıralarda yani insanlarla iletişiminin sıklaştığı sıralarda renk seçimi biraz sıcak skalaya kaydığından bu tatlı sıcaklığı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Görüntü yönetimi de iyi diyebilirim.
Frances McDormand ablamız çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de güzel bir oyunculuk sergilemiş. Akademi ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü bir kez daha kazanacağını tahmin etmekteyim. Oyunculuk yaparken, oynadığı karakterin ruh halini izleyiciye harika bir şekilde aktarmayı başarabildiğinden hak ediyor çoğu zaman övgüyü. 63 yaşında olmasına karşın aktifliğinden de bir şey kaybetmeyen McDormand'ı sanırım durum hikayelerinde sıkça görmek istiyorum.
Ekleme: Oyuncuların bir kısmı gerçekten de bu hayatı yaşayan insanlar. Aslen oyuncu değiller. Bunu duyduğumda daha da ısındım filme. Yani o gördüğünüz toplu buluşmalar kurgu değil gerçek diyebilirim. Karakterin tanıştığı insanların da gerçek isimleri kullanılmış filmde ve doğrusallık gösteriyor gerçek ile. Bob Wells karakteri de filmde gösterildiği gibi bir hayat sürmekte.
24 Aralık 2020
Ma Rainey’s Black Bottom
Merhabalar değerli okurlar sizlere bu yılın nadide güzel filmlerinden birini takdim etmek istiyorum. Yani izlemeden önce bir önyargım vardı açıkçası, ama önyargım filmi izledikten sonra yıkıldı. Gayet güzel bir işe imza atmışlar.
Bu film hali hazırda Amerika'da tiyatrolarda sık sık oynanan bir oyunun film versiyonu. Ma Rainey adındaki blues müziğin çıkışında parmağı olan ve bu işi en iyi şekilde yapan kadının çevresinde dönen olayları anlatmakta film. Dönen olaylar diyorsam yıllardan, aylardan veya günlerden bahsetmiyorum. Sadece bir günlük bir anılarını bizlerle paylaşıyorlar. Ma Rainey' black bottom şarkısının kaydı için ayrılmış bir günü konu alıyor başlıktan da anlaşılacağı üzere. film küçük bir tanıtım sonrası sanatçıların stüdyoya girmesiyle başlıyor, Ma Rainey'nin ayrılışı ile bitiyor. Siyahi halkın yaşadığı ve yaşamış olduğu sorunların üzerinde pesimist bir şekilde durmuşlar. Ama merak etmeyin klişe ile karşılaşmayacaksınız. Tiyatro oyunundan türeme olduğundan birden fazla tirat göreceksiniz filmi izlerken. Bu tabii ki tiyatro havası katıyor bir miktar ama ilk tiratı gördüğüm anda keşke dedim film tek çekim olsaydı yani Birdman, 1917 filmlerinde de gördüğümüz gibi uzun sahnelerden oluşsaydı. Gerçekten çok daha ses getirebilirdi. Keşke bu yöntemi seçselerdi, kendilerini akademide bile görebilirdik. Halen daha görme şansımız var fakat yüksek bir olasılığı yok tabii ki bunun.
13 Şubat 2019
Green Book
Koltuğunuzu dik konuma getirin ve şahane bir yapıtı büyük bir hayranlık ile seyre dalın. Abartmıyorum hayranlık ile seyir derken. Bu film belki de bazı fikirlerinizi kökten değiştirebilecek nitelikte bir film.
Bu film biyografik bir filmdir öncelikle söylemek gerekirse. Yani filmde yaşanılanların büyük bir kısmı kurgu değildir. Filmi izlerken bizi en şaşırtan yönü de bu oluyor zaten.İnsanlar, yaşadıklarından bir ders çıkarmadıklarıyla bilinir daha çok. Bu yüzden denir ya "Tarih Tekerrürden İbarettir." diye. Birbirini izleyen yıllarda insanlar, hep aynı hatalardan ötürü zarar görmüştür. Kısacası insanlık geçmişe bakıp bu geçmişten herhangi bir ders çıkarmaz.
Film o kadar güzel bir noktaya değinmiş ki insan etkilenmeden edemiyor. Ayrımcılığın ne demek olduğunu bize çok iyi bir şekilde gösteriyor bu film. Irkçılığın ne demek olduğunu gösteriyor bize. Diğer ırkçılık temalı filmler gibi olduğunu pek düşünmüyorum. Yönetmen teknikleri o kadar kaliteli kullanmış ve oyuncular o kadar iyi bir oyun sergilemişler ki, biz seyirciler ayrımcılığın nasıl hissettirebileceğini anlamış oluyoruz.
Film 50'li-60'lı yıllarda geçmekte. Dönemin özgürlükçü hareketlenmelerinden bir az önce olsa gerek.
Serbest çalışan bir İtalyan asıllı kişiyi görmekteyiz filmin başında. Toplumdaki her insan gibi ırkçılık üzerine düşünmeden yorumlar yapan bir kişi Tony Lip. Siyahilere pek de sıcak bakmamaktadır, onlardan uzakta durmaya çalışmıştır. İşsiz olduğu zamanlarda Doctor diye hitap edilen bir kişinin şoför aradığını öğrenir ve iş başvurusuna gider. Doctor dendiği zaman Lip'in aklında eğitimli bir doktor canlanmıştır. O dönemde eğitimli insanlar genelde "beyaz"lar olduğu için kafasındaki resim de beyaz idi doktor ile ilgili. Karşısında bulduğu kişi siyah, tuhaf giyinimli ve üstelik tahtta oturan bir kişi olunca şaşkınlığını gizleyememiştir. İş görüşmesinde işe kabul edildiği andan itibaren Doctor ile Lip'in macerası da başlamış oluyor.Doctor ile Lip'in bu uzun yolculuktaki ilişkisini konu almaktadır film. Birbirine uyumlu olan iki insanın bir sürü engele rağmen nasıl bir arada kalabildiğine şahit olacaksınız bu filmi izlerken. Size tatlı bir mutluluk verecektir bu film.
18 Ocak 2018
The Florida Project
Oyuncular: Willem Dafoe, Brooklynn Prince, Bria Vinaite, Valeria Cotto, Christopher Rivera, Caleb Landry Jones
Süre: 109 dakika
Yapım Yılı: 5 Ekim 2017
Ülke: ABD
IMBD: 7.9/10
Benim Puanım: 8/10
Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren film sizi çocukluğunuza gönderecektir ve gerçekten tekrar çocuk gibi düşünebilmenizi sağlayacaktır; çünkü ortada samimiyet ve masumluk var. Özellikle çocukların ne kadar masum olduğuna değinmiş film. Her şeyi eğlenmek için yapıyorlar. Oyun oynuyorlar, maceraya atılıyorlar, insanları sinir ediyorlar. Biz yapmaz mıydık böyle şeyleri. Hepimiz yapardık elbet. Şimdi çocukların sinir etme potansiyeline sahip yetişkinler olduk. Çocukluk her zaman çok güzel bir şey.
Filmin hikayesi tamamen durum hikayesidir ve bir motelde yaşayan çocukların başından geçenleri anlatıyor. "Çocukların" demek yanlış olur sanırım,"Moonee" karakterinin başından geçenleri anlatıyor daha çok.
Amerika'nın efsanevi hayatının iç yüzünü, çocukların gözünden anlatıyor diyebiliriz bu filmde. Olan olayların arkaplanında çocukların neler yaptığına değiniyor. İşte bu kısımda çocukların masumluğunu göreceksiniz. Dünyanın, ailelerinin onları nasıl etkilediğini göreceksiniz. Çocuklar için arkadaşlığın, sosyal yaşantının da ne kadar güzel olacağını göreceksiniz. Ailenin, "bir daha o çocukla konuşmayacaksın" dediğinde çocuğun ve arkadaşlarının bundan nasıl etkilendiğini görebileceğiniz harika bir film bu.

Bazıları filmin başlarında sıkılmışlar filmden. Film durum hikayesi ve durum hikayesi sevmeyen insanlar olabilir elbette. Eğer durum hikayesi sevmiyorsanız lütfen önyargılı yaklaşmayın ve filmi izleyin, başlarında kapatmayın. Duygularınızı harekete geçirecektir bu film.
Oyunculukları inceleyecek olursak:
Willem Dafoe: Her zamanki gibi profesyonelliğini konuşturmuş. Zaten filmi izlememin sebebi oyuncular arasında onun ismini görmemdi. Dedim bu adamın oynadığı film güzel olur bi izleyeyim. Oscar'da ödül alabilir. Bir takım yerlerden bu film için En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü almış, Oscar'da da bekliyorum ben.
Brooklynn Prince: Bu yaştaki bir insanın nasıl bu kadar kaliteli bir oyunculuk yaptığına şaşıracaksınız çok. Çünkü inanın bana bir çok yetişkin oyuncunun önüne geçmiş bu kız. Ülkemizdeki onlarca oyuncunun önünde tutarım ben Brooklynn'i.Bria Vinaite: Filme 8 puan vermemin sebebi olan aktris. Gerçekten çok daha iyi oynayabilecek bir insan bulabilirlerdi bu film için. Seçmeleri nasıl geçtiğine anlam veremedim pek. Oyunculuğu yüzünden puanımı düşürdüm. Ama filmde onun tipinde birinin olması harikaydı. Oyunculuğu iyi olsaydı harika olabilirdi.
20 Haziran 2017
Haziran Film Güncesi #2017
Sanırım bu ay dram türüne biraz fazla yöneldim. Eskiden çok izlemezdim ve sebebini bilmiyorum. Dram türünden başka bir türde film izlemek içimden gelmiyor. Arkadaşlarım ısrar ederse sinemada başka bir türe gidiyorum; fakat evde yalnız başıma izleyeceksem, dram olmalı o film.
Finallerdi falandı derken bu kadarcık film izleyebilmişim. Her ay beğendiğim filmleri sizlerle paylaşacağım. Böyle bir seri başlatmak istemiştim. Umarım film yorumlarını da yapabilecek zamanım olabilir.






İmkansız Coğrafyalar
Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...
-
Hayatımda ilk defa bir ders videosu çekmiş olmanın mutluluğuyla yazıyorum satırları. İlk videomda burun çekmesiyle tamamlamışım cümle...
-
Herkese merhabalar değerli okurlar. Son zamanlarda sosyal medyada, izlediğim video ve filmlerde gördüğüm ve halka sadece bir yönden bakmay...
-
Merhabalar değerli okurlar. Bu yazımızda çok güzel bir ütopyaya gidiyoruz, Patronus’ların, Expelliarmus’lar...























