Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2021

Son Zamanlarda Dinlediklerim #1

     Merhabalar değerli okurlar. Bu yayın standart bir yayın olacak benim için. Blog için ne kadar standart olur bilemem fakat hemen her gün yaptığım "şarkı önermek" işini blog'da da gerçekleştirmeye karar verdim. Eminim ki bu yayın serisi okuyucuların hoşuna gidecektir.

    Öncelikle şunu söylemem gerekir ki paylaşacağım şarkılar (sadece) yeni çıkış yapmış şarkılar olmayacak. Bu şarkılar şimdinin veya geçmişin ürünü olabilir. Şarkı seçimine başlıkta da belirttiğim üzere son zamanlarda sıklıkla dinliyor olduğum şarkılar yön verecek. Şarkı seçiminde ise herhangi bir türe bağlı kalmayacağım. Rock, blues, jazz, klasik ve daha nice müzik türlerini paylaşacağım yayınımda.

    Beğendiğiniz şarkılar olursa lütfen yorumlarda belirtin. İyi günler dilerim hepinize

Niccolò Paganini - Nel cor più non mi sento, MS44


Frank Zappa - Stink Foot


Talking Heads - Once in a life time


Men I Trust - Tailwhip


Men I Trust - Show me how


ABBA - Gimme! Gimme! Gimme!


Eric Clapton - Tears in heaven


Kurt Cobain - And I Love Her (Beatles Cover)











05 Aralık 2020

2020 ile Son Kış


     Merhaba değerli okurlar. Kış ayının temsili olan Aralık ayına 4 gün önce girmiş bulunmaktayız. Aynı zamanda 2020 ile olan dostluğumuzun sonsuza dek biteceği aydayız. Sizin oralar nasıl bilmiyorum fakat İstanbul henüz soğumadı değerli okurlar. Bir gün soğudu sanıp sıkı sıkı giyiniyorum ve dışarı çıktığımda bir bakıyorum güneş açmış ve çaresiz bedenim sıcaktan terlemeye başlamış. Bu karmaşayı pek anlayabilmiş değilim. Atmosfer adeta benimle oyun oynuyor gibi. Soğuk hava diye çıktığım yolda terliyorum ve üstüne terlediğim için de hasta oluyorum. Virüs dönemi bir nezle olmak bile insanı ürkütmeye yetiyor çünkü diğer insanlara zarar verebilecek olmak kötü hissettirebiliyor. Çok şükür nezleyi birkaç güne atlattım ve sapasağlam oldum ve başkasına da bulaştırmadım.


    Öğrencilik dönemimde Isparta'da bulundum. Oranın da havası pek değişkendi ama sevdiğim mevsim olan kış mevsimini bana doya doya yaşatıyordu. kaldığım 5 sene boyunca kış aylarında keyfim hep yerinde olmuştur oralarda. Sabahları epey zorlayıcı oluyor fakat o da gülün dikeni olsun diyelim. Karda yürümek, kara bastığımda çıkan sesleri her sene özlüyorum ve her kış ilk kar yağdığında ilk defa kara basıyormuşçasına içimi mutluluk sarıyor. İstanbul'da kış aylarında bulunamadığım için tanıdıklarımdan İstanbul'un ne halde olduğunu biliyorum. Kış aylarında İstanbul'a nadiren kar yağdığını bildiğim için, kar yağdığı zaman yasak olsa dahi sokakta yürüyüşe çıkacağım. Cezayı göze alıyorum açıkçası bunun için. Her sene beni hayata bağlayan ritüellerden birini daha es geçebileceğimi sanmıyorum. İnsanları hayata bağlayan bir sürü şey vardır, bir çoğunu hayata bağlayan ise başka insanlardı. Açıkça söylemek gerekirse benimkisi hiçbir zaman insan olmadı. Beni hayata bağlayan şey doğa ve evrende saklı, bana hayatta kalmamı söyleyen bir şeyler var adeta evrende ve bunun bir canlı olduğunu hiç sanmıyorum. Bilincimin sahip olduğu bu beden de canlı bir varlık. Dolayısıyla bu beni hayata bağlayanın doğa ve evrenden sonra bana da bağlı olduğunu söyleyebilirim. Yani hiçbir canlıya bağlı değilim yaklaşımı bir konuda yanlış oldu sanırım. Neyse biraz karmaşık oldu sanırım bu konu çok da mühim değil.

    2020 yılının son ayı için benim tavsiyem bu kötü geçmiş seneyi kötü bitirmeyin. Sevdiklerinizle zaman geçiremiyorsunuz, istediğiniz gibi seyahat edemiyorsunuz. Sizi kısıtlayan pandemi adında büyük bir güç var ortada. Bu sizin moralinizi bozmasın, bu son ayınızı kendinizi geliştirerek ve planlar yaparak geçirin. Virüs bittiğinde neler yapacağınızı düşünün ve bu yapacaklarınızla ilgili bir şeyler yapın. Yolculuk mu etmek istiyorsunuz? destinasyon belirleyin ve gideceğiniz yer ile ilgili derinlemesine araştırmalar yapın; Arkadaşlarınızla vakit geçirmek mi istiyorsunuz? Olası etkinlikleri düşünen ve şimdiden planlamaları yapmaya başlayın... Bununla ilgi bir mim bile yapılabilir. bu tip planlar insanı hayal kurmaya teşvik eder ve sizi mutlu eder. O sebepten ötürü düşünmek yapmanın yarısıdır derler; çünkü düşündüğünüz zaman o etkinlikten alacağınız keyfin bir kısmını alıyorsunuz zaten.

L. Birge Harrison - Kış Akşamında Yürüyüş

    Kış aylarına temsilen temayı da değiştirdim, arkaplanda ve yazılarda bir takım renk değişiklikleri yaptım ve daha güzel olacağını düşünerekten beğendiğim bir tema oldu. Dışarıda göremediğim kışı bloguma getirdim.

    Her birinize güzel bir aralık ayı diliyorum. Bol karlı bir aralık ayı geçmesi dileğiyle sağlıcakla kalın.

30 Kasım 2020

Çocukları Yöneten Yapay Ebeveynler

  Herkese merhabalar değerli okurlar. Son zamanlarda sosyal medyada, izlediğim video ve filmlerde gördüğüm ve halka sadece bir yönden bakmaya teşvik edici yapımlar gördüm. Bu yapımların sayısı o kadar arttı ki artık insanlara ulaşmanın en büyük yaş grubu, çocukları hedef almaya başladılar. Çocukları hedef almanın ne kadar tehlikeli olduğunu sanırım benim sizlere söylememe gerek yoktur. Nörolojik olarak çocuklar, çocukken ne gördüyse hayatları boyunca gördüklerini uygularlar. Çocukluğun belli dönemleri vardır ve belli yaşa gelene kadar yönetilmiş olan bir kişinin, bireysel olarak tabularını yıkması hemen hemen imkansız bir hale gelmektedir.


    Ailesi tarafından pek de umursanmayan çocuk, onu umursadığını sandığı herhangi bir şeye sarılır. Örneğin ailesine oranla daha çok destek gördüğü bir insana karşı anne veya baba rolünü rahatlıkla yükleyebilir. Bu da demek oluyor ki artık çocuğun karakterini belirleyen süreci ebeveynler yerine anne-baba modeline sahip birey oluşturur. Dolayısıyla bir çocuğun güvenli bölgesi ve hatta huzurlu bölgesi bu kişinin daima yakınında bulunur. Şimdi bu ana-baba rolünün değişmesi senaryosuna kuş bakışı bir mesafeden bakalım: Annenin ve babanın, bir çocuğun gelecek yaşantısında olacağı kişiyi belirlediğini söylemiştim. Şimdi bu anne baba ile yer değiştirmiş olan bir başka karakterin oluştuğunu düşünün. Bu karakter çocuğun artık yeni anne baba modeli olmuştur ve artık bu karakterin davranışlarına göre geleceğini belirleyecektir. Bu karakter iyi de olsa kötü de olsa artık çocuğa sahip olmuştur ve nasıl isterse o şekilde bir insan yaratacaktır. Bunun tehlikesini anlamanız için gerçek hayattan basit bir milliyetçilik örneği vereyim. Bizler doğuştan milliyetçi doğmayız, milliyetçilik bizlere öğretilir. Bu milliyetçilik uğruna korkunç şeyler de yapabiliriz, harika şeyler de yapabiliriz. Yani bu demek oluyor çocuğun anne baba modeli olan karakter bu tip bir duyguyla yetiştirilen bir çocuğu artık kölesi haline getirebilir. Görüyor musunuz bu işin ne kadar kolay olduğunu? Bir hint atasözü der ki: "
Çocuklarınızı 6 yaşına kadar bana verin, 60 yaşına kadar sizin olsun." yani kısaca 6 yaşına kadar yapacaklarımı siz 60 senede yapamazsınız.

    Bir önceki paragrafta anlattıklarımı iyice anladıktan sonra asıl konumuz olan "yapay" ile ilgili olan kısma geri dönebiliriz. Son zamanlarda mutlaka görmüşsünüzdür hemen her çocuğun elinden düşmeyen tablet ve telefonlu manzaraları. Bu durumda olan çocukların ailelerine de bakmanızı istiyorum aynı zamanda. Bir çocuğun bu durumda olmasının ailelerinin büyük bir hatası olduğunu göreceksiniz. Ailesi çocuğuyla ilgilenmek yerine kolay bir yöntem olan ve çocuğun anında sesini kesmesine yarayan yöntem olarak telefonu çocuğun eline tutuştururlar. Bu davranışın ne kadar korkunç olduğunu anlamayan aileler için sorunu çözdüğünü düşünüp ayaklarını uzatıp rahatlamak kendilerine hak sayılıyor. Gelişim çağındaki bir bireyin anne-baba modeli olarak seçtiği, kesinlikle "aptal" olarak nitelendirebileceğim zihni boş insanlara karşı beslediği duyguları artık anne ve baba için besleyemiyorlar. Çocuk için anne ve babası sadece ona yemek veren ve barınma sağlayan yabancılar olmaya başlıyor. Youtube'da gördüğü tipler ise ona en yakın olan insanlar olmaya başlıyor. Şimdi hiç tanımadığı hatta yakından bile görmediği ve çocuğunuzun bu insanların yolundan gitmesi sizleri rahtsız etmiyor mu? Çocuğunuzu yabancı bir insanın eline vermezsiniz ama çocukların beynini bu insanların eline vermenin siz ebeveynler için hiçbir sıkıntısı yok öyle mi? Eğer normal geliyorsa lütfen yazdıklarımı tekrardan okuyun.

    Çocuklarınıza "Bu çocuk neden böyle oldu yahu?" diye kızmadan önce "Biz bu çocuğa ne yaptık?" diye kendinize sormanız gerekiyor. Çünkü o yaşta bir insan bilinçli bir şekilde hareket etmez tam anlamıyla, çevresinden gördüklerini uygulayarak hareket ederler. Yani çocuklarınız sizleri taklit etmeye çalışarak bu hayatı öğrenirler. İnsanlar gibi tüm memeliler de aynı şekilde gelişme dönemlerini sürdürürler. Avlanmayı ve iletişim kurmayı bu şekilde öğrenirler.

    Okuduğunuz için teşekkür ederim. Fikirlerinizi yorumda belirtirseniz çok sevinirim.






25 Ağustos 2020

"Pandemi Döneminde Okullar Açılmalı Mı?" Sorunsalı

       Merhaba değerli okurlar. Bu postta sizlere gündeme oturmuş veya oturmakta olan bir konudan bahsedeceğim. Yazıma başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Bu konuda olan tartışmaların hepsi tek taraflı düşünülmüş olduğu için hiçbir sonuca varılmış değil. Sadece birkaç tane sebepten okullar açılsın veya açılmasın diyen insanlarla dolmuş ortalık. Ben bir çok yönden inceleyeceğim bu durumu umarım bunu başarabilirim.

       Öncelikle yazının başında fikrimi söylemem istenirse bu "Okullar Açılsın" olur. Okulların açılması gerektiğini her söylememde bir takım insanlar fikrimin saçma ve aptalca olduğunu, fikrimi Avrupa  ülkelerinden örnekler vererek çürütmeye çalışıyorlar. Bir kişi bile sormuyor neden düşüncemin bu şekilde olmadığını. Bu fikre en karşı çıkan kesim ise ilkokulda çocuğu olan kitle ile üniversitenin amacının öğrenmek değil geçer not almak olduğunu sanan kitle. Ailelere çok da bir şey diyemiyorum bilgisizliklerine veriyorum çünkü çocuklarına gribin, koronadan çok daha zarar vereceğinden pek de haberleri yok. Korona gibi bir hastalığın çocukları için tehlikeli olmadığını bilmiyorlar (çocuğumun sağlığını düşünüyorum diyenler için söylüyorum). 


       Söz meclisten dışarı diyerek kendimi sağlama alayım öncelikle. Aileler çocukların öğrendiklerinden çok aldığı notlarla ilgilendiği için bilemiyorlar okula gitmek ile gitmemek arasındaki farkı. Aldığı nota göre ödüllendirilen bireyler, önemli olanın not olduğunu kafalarına koyuyor ve hayatını da bu şekilde yönlendiriyor. İlkokulda yüksek notlar alıp takdir toplayan arkadaşlarınızın ileriki hayatlarındaki başarısızlığı buradan gelmektedir. Eğitimin para için gerekli olduğuna inanmış ve bunu uygulamaya almış olan eğitimsiz bir aileden beklenen bir tablodur bu. Eğitimin önemini kavramamış bir ebeveynden beklenen de tabii ki okulların açılmasına karşı duruşudur. Bir konuda ailelere hak verebilirim o da çocukların virüse karşı pek bilinçli olamayacağı konusu. Çocuğun hasta olması demek bir çok kişinin hasta olması demek, çocuk virüs bilincini kafasında oturtamadıysa işte sorun gerçekten büyük noktalara varabiliyor. Eğer sistematik bir şekilde önlemler alınırsa okullar ve öğretmenler bilinçli davranırlarsa pek bir sorun yaratacağını sanmıyorum.

       Üniversite için konuşacak olursam eğer ben kesinlikle açılmasından yanayım. Sebebi çok net aslında çevremde çok üniversiteli öğrenci var ve derslerden nasıl geçtiklerini çok güzel gözlemleyebiliyorum. Henüz bir dönem geçti aradan ve o dönemde gördüğü derslerden hiçbir şey anlamayan öğrenci doldu ortalık. Üstüne bu öğrenciler yaz okulunda bir dönemi dolduracak kadar ders aldılar ve onlar için amaç olan ortalamalarını yükselttiler; çünkü yüksek ortalama onlar için para demek. Öğrencinin başlangıç derslerinin bu şekilde boş olması, kuracağı binanın temelinin sağlam olmayacağı anlamına gelmektedir. Bu yüzden eğitimin işleyebilmesi için kesinlikle üniversitelerin açılması gerekmektedir. Eğitim insanlığın elinde tutması gerektiği en önemli hazinedir. Paranın Bilgiden daha büyük bir hazine olduğunu düşünmüyorum.


       İnsanoğlu yıllar boyu oluşan bilgi birikimleriyle şu anki konumunda bulunmaktadır. Her geçen gün birikmiş olan bilgiye bir yenisi ekleniyor. Giydiğiniz tişört, kullandığınız bardak, sürdüğünüz araba hepsi bu birikimin sonucu ile gelişmektedir. Ne yazık ki insanoğlunun büyük bir bölümü bu birikimden yararlanmayı ve bu birikime bir şeyler katmayı reddetmektedir. Bu insanları çok iyi tanıyorsunuz, hepinizin çevresinde bulunan primatlardan bahsediyorum. Primat bir günde neler yapar düşündünüz mü hiç? Uykularından uyanırlar, yemeklerini yerler, sosyalleşirler, temizlenirler, canları sıkıldığında oyunlar oynarlar, seks yaparlar, kavga ederler... daha da tanıdık gelmeye başladı değil mi? Siz de bir primat mısınız yoksa kitaplarda geçen, filmelere konu olan, bu hayatta sıradan hayvansal iç güdüsü ile çizilmiş yolundan ayrılmış birer bilinçli bireyler misiniz? "Sizler paranız kadar değilsiniz"[1] Dünyada para için çalışıp paraya hizmet etmek için gelmediniz.


[1] - Chuck Palahniuk, Fight Club, 1999

28 Nisan 2020

Pandemi Güncesi #2

     Herkese merhabalar değerli Soğuk Mutluluk okurları. Nasılsınız? umarım iyisinizdir. Beni soracak olursanız pek de fena değilim. Hayatımı normal bir şekilde devam ettiriyorum. Pandemi Güncesinin 2. bölümü ile karşınızdayım.
    Bu bölümde de sizlere ufak bir sohbet edeceğiz. Hoş olabilecek türde bir sohbet diyebiliriz.

    Pandemi diye diye içimiz dışımız pandemi olmuş durumda. Ülkede neler oluyor dünyada neler oluyor öğrenemiyoruz. Haberleri açıyoruz pandemi, youtube'u açıyoruz pandemi, insanlarla sohbet ediyoruz yine pandemi. Artık gına geldiğinin hepimiz farkındayız. Artık insanlarda panik de kalmadı insanlarda. Çünkü corona hayatımıza o kadar girdi ki, o da bizden birisi oluverdi. Bu yüzden sizlere virüsten bahsetmeyeceğim güncelerimde. Bu seri sadece bir tavsiye serisi olacaktır.

    Bu yayında sizlere, tıkılıp kaldığınız evlerinizde neler yapabilirsiniz birtakım ülke yemeklerinden bahsetmeye çalışacağım. Gayet akıcı bir yayın olması dileğiyle. Başlayayım listeye.

Yemek Yapma Yeteneğinizi Geliştirin
    Bir çoğumuz yemek yapmaya bayılırız, yaptığımız yemek de lezzetliyse bizden mutlusu olamaz. bu süreçte kendinizi bu konuda geliştirmeniz için müthiş bir fırsat doğdu. Tüm gün evde oturuyorsunuz ve birtakım farklı yemekleri öğrenmeye çalışmanız sizler için harika bir yol olabilir. Eğer ne yapacağınızı bilmiyorsanız internetten bulduğum birkaç tane leziz yemek isimleri. Yapmayı deneyebilirsiniz
    Bugünlük burayı yemek sitesi olarak görüyorum...

Mantarlı Soğanlı Pizza


    Listenin ilk sırasına bu mükemmel yiyeceği koymak istedim. Aranızda soracaklar vardır "Soğanlı pizza mi olur?" diye. İnanın bana sizi çok iyi anlıyorum bu soruyu sorarken; fakat bu lezzetli atıştırmalığı yiyene kadar bu düşünceleri tutun. Tutun ki yedikten sonra bana hak vereceksiniz.
    Bu atıştırmalık Polonya'da çok ünlü olan bir atıştırmalık. Biz nasıl poğaça yiyorsak sabahları, birçok Polonyalı da soğanlı pizza yiyor sabahları. Sabahları çok tüketildiğinden girdiğim bir pastaneden istemiştim bu pizzayı. Lehçem olmadığından gözüme iliştirdiğim pizzayı seçtim sadece, "cabula" yazıyordu pizzada. Tabii içeriğinde soğan olduğunu yediğim sırada fark ettim. Bu şekilde tanışmış oldum bu lezzetli yiyecek ile. Tarifine BURADAN ulaşabilirsiniz. Eğer çeviride sıkıntı yaşarsanız sizler için bu lezzetin düzgün çevirisini yapabilirim.

Falafel


     Ham maddesi nohut olan leziz bir Orta Doğu yemeği. Hemen her Orta Doğu ülkesinde bu yemeği sıkça görebilirsiniz.

Tikka Masala


     Sokak yemekleri ile ünlü olan Hindistan'a ait lezzetli bir yemek. Körinin ana vatanı olan Hindistan bildiğiniz üzere köriyi sıkça kullanmakta, bu yemekte de yoğun bir köri karşılıyor yiyecekleri. Eğer köriye bayılıyorsanız, sanırım sizin için mükemmel bir seçim olabilir.

Pierogi


     Listeye Polonya'dan dahil olmuş bir diğer yemek ise pierogi. Hakkını yiyemem bu lezzetli yemeğin. Sıkça tüketilen bir yiyecektir.

Çilekli Işgınlı Muffin



Sultan Sarması


15 Ocak 2018

Bütünleme


Yıla bu şarkıyla başladım buyrun dinleyin okurken.

      Soğuk Mutluluk adlı blogun, 2018 yılının ilk gönderisine hoşgeldiniz. Muazzam bir açılış yaptıktan sonra geçtiğimiz aylar ne yaptığımdan bahsedeyim diyeceğim fakat maalesef ve maalesef hiçbir değişiklik yok. Yenilik adına hiçbir şey yok. Ne bir oyun oynadım, ne bir film izledim ne de yeni yerler gezip gördüm. Hayat çok tuhaf ilerlemeyi tercih ediyor bu sıralar. Pek benden yana değil diyelim hayat. Bakalım gelecek nasıl olacak, belki daha çok paylaşım yaparım buralarda. Burası benim güvenli bölgem, biraz iyi hissettiriyor. İyi hissettirmesine karşın boş paylaşımlar yapmak istemediğim için buralara yazasım gelmiyor pek.
      Geçtiğimiz yıl her ay izlediğim filmleri sizlerle paylaşacaktım fakat nedense bunu sürdüremedim. Yine Bir Gün Biz Böyle adlı blogun sahibi 1 yıl boyunca her gün yazı yazabildi, kendisini tebrik ediyorum bu büyük başarısından ötürü; fakat nedense ben ayda bir kere bile olsun paylaşım yapamadım.  MOMENTOS , Bipolar adında harika bir seriye başlamış şu an 8. bölümünde, takip edebilirsiniz güzel yazmış kendisi. ve son zamanlarda keşfettiğim Her Telden Şef adlı blog sahibi de geçtiğimiz yıl, yani 2017 yılında 132 gönderi paylaşarak harika bir iş başarmış. Sizler gibi olmayı çok isterdim arkadaşlar.



       Şimdi aranızdan bazılarınız soracaktır, "yayın başlığını neden 'Bütünleme' yaptın" diye. Aslında cevap çok açık: Finaller bitti ve Büt dertleri başladı, tükenmiş halde girdiğim final sınavlarının ardından canlı bir şekilde bütlere yoğunlaşıyorum. Sanırım gözlerim yavaş yavaş açılmaya başladı bu konuda. Öğrenciler çoğu zaman sınavlara küfür edip dururlar. Bir zamanlar ben de böyleydim elbette, fakat acaba sınava mı küfür ediyorduk yoksa bilmediğimiz yerden sorulduğu için anlamsızca küfürler mi savuruyorduk. cevabı siz de gördünüz elbette. İnsanlar başarısız olduklarında her zaman kendileri dışında suçlayabilecek bir şeyler bulmak isterler. Bir türlü nedense biz öğrenci milleti gerçeği göremeyiz bir türlü. Umarım diğer öğrenci arkadaşlarımın da gözlerindeki perde biraz olsun aralanabilir. Her zaman sisteme, hocalara, sınavlara tepki göstermektense kendilerinin başarısız olduğunu görebilirler umarım. Elbette her zaman olan sizin başarısızlığınız değil. Dünyada bir şeyleri değiştirecek ufacık şeyler var, sizi sınavda başarısız kılabilecek şeyler; ama üzülmeyin, çünkü hayat üniversite sınavlarından ibaret, siz bilgiyi öğrendiğinize inanıyorsanız eğer mutlaka karşınıza çıkacaktır.

    Çok gereksiz ve karman çorman bir yazı oldu. Biraz daha çabalayabilirsem olacak bu iş.


Yazıda geçen bloglar takip edebilirsiniz.





14 Ocak 2017

Yolculuk başlıyor!..



     İlk defa kişisel bir blog yazıyorum şu an. Yaklaşık 3 saat sonra yola çıkacağım. Neden yazdığımı bilmiyorum, normalde kendim hakkımda bir şeyler yazmak pek hoşuma gitmez. Gelecek zamanda yazar mıyım onu da bilmiyorum. Bugünlük böyle farklı bir şey yapmak istedim diyelim. Monoton bir hayatın götürülerinden bir nebze uzaklaşmak için iyi bir adım olabilir.

    Bugün evim olan İstanbul'a dönüyorum. Isparta'da Süleyman Demirel Üniversitesi'nde, Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuyorum. Isparta'da okuduğumdan dolayı okul dönemi Isparta'dayım, tatil dönemlerinde de İstanbul'dayım. Yolculuk 8-9 saat sürüyor ve ben bu 8-9 saate yapacaklarımı hazırlıyorum; Kitap,dizi,film,oyun ne bulursam hazırlıyorum yolculuk için, yoksa çok sıkıcı oluyor yahu. Düşünsenize 8 saat boyunca oturup beklediğinizi. Dehşet verici bir durum ve ben dehşet verici durumlardan nefret ederim.


    Yanıma sıkılmamak için bilgisayarımı ve Sır adlı bir kitabı aldım. Bilgisayarda Celal Şengör ve İlber Ortaylının katıldığı bir program var 3.5 saat uzunluğunda. Yolumu yarılamış oluyorum bu programı izlediğimde. Bu keyif verici. Bu ara çok takım bilim insanları ve tarihçilerin ilişkilerine. Sebebini bilmiyorum ama sempati duymaya başladım bu insanlara karşı. Ne kadar sıkıcı gibi gelse de konuşmaları, (eskiden sıkılırdım.) gerçekten anlayarak dinlediğiniz zaman fazlasıyla keyif alabiliyorsunuz bu tarz söyleşilerden.



     Yanımda olan 2. item ise film arşivi. içinden 6-7 civarı izlemediğim film olduğu için onları izleyebilirim veya Breaking Bad dizisine kaldığım yerden devam edebilirim. Bu filmlere de vakit ayırdıktan sonra okuyabileceğim ve henüz başlamadığım bir kitap var elimde. Bu kitabı bir ay önce taşındığım evde buldum. İçeriği hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Merakta ediyorum çünkü kitap ile ilgili hiçbir şey okumadım araştırmadım. Neyle karşılaşacağımı yolda göreceğim bana biraz da olsun heyecan katan bu.






     Yolculuğa çıkmak insana iyi geliyor. Bunu her seferinde fark ediyorum. Her gün aynı şeyleri yaptığımız hayattan çok farklı şeyler yapıyoruz yolculuk gününde. Bir devleti paramparça ettiğinizi düşünün bir günlüğüne tüm düzeni yok ediyorsunuz. Söylediğime siyasal bir anlam yüklemeyin, düzen karşıtı bir insan değilim. Söylemek istediğim, yolculukta bir günü çok fazlasıyla farklı geçirdiğimiz ve devlette bunu betimlemek için kullanılan bir metafor. Yanlış anlaşılmalar kötü sonuçlar doğurabiliyor.
      Farklı bir şeyler yapmaktan bahsetmiştim. Monotonluktan kurtulmak için yaz ayını Amerika'da geçirmeye karar verdim Work and Travel programı ile. Mülakatı geçtim ve kayıt yaptırmaya hak kazandım. İstanbul'a gittiğimde gerekli işlemleri yapıp Amerika'ya gitmeyi garantileyeceğim.(lanet bir aksilik olmazsa.) Amerika'dan yazılar yazarım videolar çekerim çok harika bir deneyim olacak sanırım.

     İstanbul'daki evimde internet olmadığı için yolculuktayken çektiğim fotoğrafları vs. paylaşamayacağım. Gördüğüm şeyin fotoğrafını çekip buraya eklemek isterdim fakat internetsizlikten ötürü sadece gitmeden önceki şeyleri yazabiliyorum şimdilik. Belki İstanbul dönüşü bir şeyler ekleyebilirim.

İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...