19 Ağustos 2020

Cream - Bir kısa film

 

    Merhabalar değerli okurlar bugün sizlere yazdıklarımı okutmanın aksine David Firth yapımı olan bir kısa filmi göstereceğim. Distopyanın bir ütopyayla harmanlanmış hali diyebileceğimiz bu kısa film, toplumun basit bir belgeselini sunmuş adeta. Halkın adeta bir kukla olarak yaşadığı ve çoğumuzun bunun farkında dahi olmadığı bu dünyada, mükemmel bir keşfin hikayesini anlatıyor Firth. Buyurun daha fazla uzatmama gerek, demek isteyeceğim her şey kısa filmde mevcuttur.


13 Ağustos 2020

Bilinçsiz Sosyal Ağ

    Merhabalar değerli okurlar, gün geçtikçe sakalım uzamaya başladı. Kökü bende tabii ki uzayacak fakat sakalın uzaması demek boşa geçen bolca zaman ve harcanmakta olan bir hayat demek. Yaz geldi, aslında geldi demek doğru olmaz çünkü ağustos'u yarılamak üzereyiz; fakat ben halen yerimde saymaktayım. Zamanın en büyük hastalığına yakalanmış sayıyorum artık kendimi: Tembellik...

    Evlerde oturarak her bir işimizi halledebildiğimiz bir çağa geçiş yapmaktayız hızla. Artık köşedeki markete gidemez olduk, yemek yemeye gidelim yerine söyle kapına gelsin muhabbeti başladı. Haliyle de günlük hayat distopya kurgularındaki gibi olmaya başladı. Yine bu tip sıradan bir gün dışarı çıkmaya karar verdim kitap almak için. Kendi kendime karar verdim o gün bari dedim kitabı telefondan okumayayım gidip alayım. Öyle de yapmak adına düştüm yola. Dolmuşa binildi ve indikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüş başlamış oldu. O sırada görmüş olduğum bir yazı dikkatimi çekti. Yolda yürürken Hacıkızı'nın(lahmacuncu) bir kampanyasına ilişti gözüm. Kampanyanın başlığında "Evde yemek yapmanıza gerek yok" yazıyordu. Bunu gördüğüm an biraz tuhaf hissettim, düşündürdü beni yolumda yürürken. Lanet bir şekilde de huzurumu bozmuştu bu yazı. Tabii ki biliyordum şirketlerin paradan başka hiçbir şeyi umursadığını ama yine de tuhaf hissetmiş bulundum işte. İnsanlığın geldiği hale dönüşmesi bir film şeridi gibi geçti aklımdan. Gün geçtikçe insanoğlu daha da tembelleşmekte. Artık insanlar da birbirini kullanmaya başladı tabii ki, yani kılını kıpırdatmadan keyfinin olmasını beklemekte. Hal böyle olunca da düşünüyorum böyle bir yaşam modeli istiyor muyum diye. Elbette isteyecek bir sürü insan olacaktır. İsteyecek olanlara tabii ki bir şey demiyorum. Herkes kendi hayatını yaşar.

    Dev şirketler... Daha fazla para kazanmak için insanların hayatlarına girmeyi ve insanları kandırarak insanların duygularıyla oynamayı kendilerine hak görüyorlar. Şimdi oradan insanların kafası yok mu da böyle şeylere kanıyorlar diye. Tabii ki herkesin aklı var fakat bu aklı sizin yönettiğiniz de şüpheli. O yüzden reklamlar insanları etkileyebilecek tipte yapılmaktadır. Yani ister istemez sizler de bu oyunun bir parçası oluyorsunuz. Tavsiye vermekten nefret ediyorum ama hiçbir şekilde şirketlere güvenmeyin. Aslında şirketleri yöneten de insanlar. İnsanlara da güvenmemek gerek. Hayat bir savaş sahası ve bu savaş sahası çok kanlı bir yer.

Kafamda bir sürü düşünce olduğundan pek spesifik yaklaşamadım konuya. Çorba gibi, sonucu olmayan bir deneme yazmayı başardım. Buraya kadar okuduysan teşekkürler seviyorum seni.

fat humans

28 Nisan 2020

Pandemi Güncesi #2

     Herkese merhabalar değerli Soğuk Mutluluk okurları. Nasılsınız? umarım iyisinizdir. Beni soracak olursanız pek de fena değilim. Hayatımı normal bir şekilde devam ettiriyorum. Pandemi Güncesinin 2. bölümü ile karşınızdayım.
    Bu bölümde de sizlere ufak bir sohbet edeceğiz. Hoş olabilecek türde bir sohbet diyebiliriz.

    Pandemi diye diye içimiz dışımız pandemi olmuş durumda. Ülkede neler oluyor dünyada neler oluyor öğrenemiyoruz. Haberleri açıyoruz pandemi, youtube'u açıyoruz pandemi, insanlarla sohbet ediyoruz yine pandemi. Artık gına geldiğinin hepimiz farkındayız. Artık insanlarda panik de kalmadı insanlarda. Çünkü corona hayatımıza o kadar girdi ki, o da bizden birisi oluverdi. Bu yüzden sizlere virüsten bahsetmeyeceğim güncelerimde. Bu seri sadece bir tavsiye serisi olacaktır.

    Bu yayında sizlere, tıkılıp kaldığınız evlerinizde neler yapabilirsiniz birtakım ülke yemeklerinden bahsetmeye çalışacağım. Gayet akıcı bir yayın olması dileğiyle. Başlayayım listeye.

Yemek Yapma Yeteneğinizi Geliştirin
    Bir çoğumuz yemek yapmaya bayılırız, yaptığımız yemek de lezzetliyse bizden mutlusu olamaz. bu süreçte kendinizi bu konuda geliştirmeniz için müthiş bir fırsat doğdu. Tüm gün evde oturuyorsunuz ve birtakım farklı yemekleri öğrenmeye çalışmanız sizler için harika bir yol olabilir. Eğer ne yapacağınızı bilmiyorsanız internetten bulduğum birkaç tane leziz yemek isimleri. Yapmayı deneyebilirsiniz
    Bugünlük burayı yemek sitesi olarak görüyorum...

Mantarlı Soğanlı Pizza


    Listenin ilk sırasına bu mükemmel yiyeceği koymak istedim. Aranızda soracaklar vardır "Soğanlı pizza mi olur?" diye. İnanın bana sizi çok iyi anlıyorum bu soruyu sorarken; fakat bu lezzetli atıştırmalığı yiyene kadar bu düşünceleri tutun. Tutun ki yedikten sonra bana hak vereceksiniz.
    Bu atıştırmalık Polonya'da çok ünlü olan bir atıştırmalık. Biz nasıl poğaça yiyorsak sabahları, birçok Polonyalı da soğanlı pizza yiyor sabahları. Sabahları çok tüketildiğinden girdiğim bir pastaneden istemiştim bu pizzayı. Lehçem olmadığından gözüme iliştirdiğim pizzayı seçtim sadece, "cabula" yazıyordu pizzada. Tabii içeriğinde soğan olduğunu yediğim sırada fark ettim. Bu şekilde tanışmış oldum bu lezzetli yiyecek ile. Tarifine BURADAN ulaşabilirsiniz. Eğer çeviride sıkıntı yaşarsanız sizler için bu lezzetin düzgün çevirisini yapabilirim.

Falafel


     Ham maddesi nohut olan leziz bir Orta Doğu yemeği. Hemen her Orta Doğu ülkesinde bu yemeği sıkça görebilirsiniz.

Tikka Masala


     Sokak yemekleri ile ünlü olan Hindistan'a ait lezzetli bir yemek. Körinin ana vatanı olan Hindistan bildiğiniz üzere köriyi sıkça kullanmakta, bu yemekte de yoğun bir köri karşılıyor yiyecekleri. Eğer köriye bayılıyorsanız, sanırım sizin için mükemmel bir seçim olabilir.

Pierogi


     Listeye Polonya'dan dahil olmuş bir diğer yemek ise pierogi. Hakkını yiyemem bu lezzetli yemeğin. Sıkça tüketilen bir yiyecektir.

Çilekli Işgınlı Muffin



Sultan Sarması


24 Mart 2020

Pandemi Güncesi #1

Slowly


      Merhaba değerli okurlar pandemi güncesi serisinin ilk bölümünden sesleniyorum. İlk bölümde sizlere çok harika bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Posta geçmeden sizlere birkaç konudan söz edeceğim.

     Bildiğiniz üzere covid-19 son hızda yayılmaya devam ediyor, dolayısı ile insanlar salgının yayılmaması için veya hastalanmamak için evlere kapanmış durumda. Evlere kapanan insanlar haliyle interneti bolca kullanmaya başladı. Youtube ve netflix önlem olarak, hizmetin kesilmemesi adına video kalitelerini düşürdü. Dünyanın en kaliteli sistemine sahip olduğunu düşündüğüm google bile böyle bir karar aldıysa, internet kullanımının ne kadar ciddi bir seviyede olduğunu tahmin etmek çok zor değildir.
    İnternet kullanımının artması ile sosyal medyadaki linç oranlarının da arttığını görmekteyiz. İnsanlar toplumda yer edinebilmek için bir sürü insanı idol olarak seçmeye çalışır kendisine. Durum böyle olduğunda idol olarak seçtiği kişinin yaptıklarını havalı bulduğundan, aynını yapmaya çalışır. Durum böyle olduğunda ise yapıyor olduğu şeyi kendi iradesi dışında, hiçbir şekilde düşünmeden yapmaya başlar. Yaptıklarının kötü bir şey olduğunun farkına bile varamaz. Bir insanın hayatını mahvetmek veya bir insanı öldürmek onun için önemsizdir; çünkü idol kaynağını taklit etmezse toplumda yer edinemeyeceğini düşünüyordur. O yüzden lütfen, başkasının fikirlerini benimseyip hareket etmeyin. Bir eyleme geçmeden önce düşünün.

"Sosyal medyada linç akımına kapılıp özgür iradenizi çöpe atmayın!"


     Biraz uzun bir başlangıç olduğunun farkındayım fakat bundan bahsetmezsem içimde kalırdı elbet. Şimdi sizlere Slowly adlı uygulamadan bahsedebilirim mutlulukla...

     Nedir ulan bu Slowly? diyeceklere tek cevabım mektuptur.
     Slowly uygulaması sayesinde çok geçmiş yıllardaki gibi insanlarla mektuplaşabilirsiniz. Bu uygulama sayesine bir sürü yeni insanla tanışabilirsiniz ve onlarla mektuplaşabilirsiniz. Uygulama mesajın gönderilme süresini, iki kişi arasındaki mesafeye göre belirliyor. Mesela filipinlerde tanıştığım birine mesajımın ulaşma süresi tam 1 gün. veya türkiyede 300 kilometre uzağımda olan birine mesajımın ulaşma süresi 1 saat gibi...

    Evde oturup dilinizi geliştirmek için insanlara uzun uzun mektuplar yazabilirsiniz. İnsanlardan harika hikayeler dinlemek için de bu uygulamayı tercih edebilirsiniz.
    Uygulamayı yapan geliştiriciler neredeyse tüm detayları düşünmüşler. Bir mektubu yazdıktan sonra o mektuba pul yapıştırmanız için bir seçenek mevcut, istediğiniz bir pulu seçip mektubunuza yapıştırabilirsiniz.
     Uygulamada profil fotoğrafı için uygulamanın karakter oluşturucusundan kullanmaktayız. İstediğiniz gibi bir tipleme oluşturabilirsiniz. ruhunuzda yatan ne ise.












Aşağıdaki linklerden uygulamayı indirebilirsiniz



20 Mart 2020

Morgue Sokağı Cinayeti

        Herkese merhabalar değerli okurlar, Edgar Allan Poe'nın bir başka kitabını okumanın mutluluğla yazıyorum sizler. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bu kitabı okuduğunuz zaman çok daha iyi olabileceksinir. Polisiye gibi işlenen; fakat en azından benim bir polisiye diyemeyeceğim türde bir kitaptan bahsedeceğim sizlere.
 
      Poe amcamız bizlere dikkatli olmamızın neden gerekli olduğunu anlatır gibi bir kitap yazmış. Kitabın başında bizlere çözümleme hakkında fikrinden bahsediyor ki ne anlattığını daha iyi anlayalım.

     Poe, kitapta Dupin adlı (Odak noktası olan karakter) biraz fazla pohpohlamış gibi görünüyor. Buradan Dupin'e olan hayranlığını görmekteyiz. Kitabı öyle bir anlatışı var ki sanki gerçekten yazılanları, yazarın yaşadığını sanırsınız. Diğer kitaplarda da Dupin ismini göreceğiz. Dupin Edgar Allan Poe'nun yarattığı karakter olan Dupin, aşina olduğumuz Sherlock Holmes karakterinin benzeri bir karakter. Gayet cool diye tabir edebileceğimiz işinin ehli bir karakter. Edgar Allan Poe, kitabunda Dupin karakterinden, ev arkadaşıymış gibi bahseder. Yani kahraman anlatıcının bakış açısı ile yazılmış olan bir kitaptır.
      Kitaptan keyif alacağınızı düşünüyorum çünkü dili çok kolay ve konabilir, hikaye gayet sürükleyici ve kitap kısa olduğu için pek de zamanınızı almayacak türde bir kitaptır. İlginç bir cinayet vakasını konu aldığından, durumun ilginçliği de ilginizi çekecektir.
      Her zaman yaptığım gibi bu postta da kitap hakkında daha fazla detaya girmeyeceğim. Kitap zaten kısa, anlatıp sizlere spoiler vermek istemem.

Tekrar görüşmek dileğiyle... Hepinize sağlıklı günler diliyorum.



Pandemi Güncesi #0

       Son zamanlarda gündemdeki aktifliğini hiçbir şekilde yitirmemiş olan coronavirus pandemisi ile ilgili, diğer blog yazarlarında da görebileceğiniz gibi paylaşım yapmamın vakti geldi de geçiyor değerli okurlar. Elbette bu yazımda sizlere coronavirus nedir ne değildir anlatacak değilim çünkü gündemi meşgul eden bir şeyden bahsetmem pek de doğru olmaz. Şu zamanlarda neler yaptığımdan ve neler öğrendiğimden bahsedeceğim sadece. Siz evde duran arkadaşlarımızın da hoşuna gidecek postlar serisi olacağını umuyorum.
 
       Bu seride sizlere birbirinden güzel filmlerden, youtube kanallarından, mobil uygulamalarından ve daha bir çok hoşunuza gidecek veya işinize yarayacak zaman oldürmeliklerden bahsedeceğim. İlk yayınımda bunun duyurusunu yapmış olayım, diğer postta paylaşımlara başlayacağım takipte kalın.


05 Şubat 2020

92. Akademi Ödülleri




    Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2019 yılını tamamladık. 2019 yılı bize bir çok şey gösterdi. Bazı günler ağladık bazı günler ise güldük. Bazı günler ise film izledik. İzlediğimiz bu filmlerin bir kısmının akademide boy göstermesine de sayılı günler kaldı.
 



Yayına başlamadan önce söylemek istediğim önemli bir şey daha var. 2019'da çok film izledim ve izlediğim filmlerin hepsini buraya sığdıramayacağım için gerçekten üzgünüm. Umarım 2020'de izlediğim hemen her film için başlık açma imkanı bulabilirim.

    Geçen sene olduğu gibi bu sene de film sektörü beni pek de mutlu etmiş değil. Çok güzel filmler izledik fakat nedense filmlerde eksilen bir şeyler olmuş. Sanki hissettirmesi gereken duyguyu iyi bir şekilde hissetiremiyormuş gibi. Umarım 2020 bizi kaliteli filmler ile karşılar, sanırım 2020 beklentilerimden birisi de bu.

      Bu sene öne çıkan filmlerden bahsetmek istiyorum sizlere. İlk olarak bahsedeceğim film, 2019 yılının en çok ses getiren filmlerinden biri olan Joker olacak.





    JOKER: DC evreninden bir hikayeyi anlatıyor bize. Joker karakterinin köküne inmemizi sağlayan bir filmi sunuyor bize. Psikolojik unsurları bünyesinde barındıran bir film olmasıyla birlikte, bu unsurları seyirciye başarılı bir şekilde aktarmış bulunmakta bu film. Filmin görüntü yönetimini gerçekten başarılı buldum, bütçesi ortalamada olan filme göre gayet güzel iş çıkarmışlar gibi görünüyor.
   Joaquin Phoenix, bu film için gerçekten çok çalıştığını göstermiş ve seyircinin de sevgisini kazanmış durumda. Tanıdığım ve eleştirilerini okuduğum çoğu insan, Phoenix hakkında fazlasıyla olumlu yorumlarda bulunuyorlar.
    Yönetmen koltuğunda oturan Todd Phillips, benim izlemekten pek de hoşlanmadığım yapımlarda yönetmenlik yapmış bir kişi. Eminim Phillips böyle çok büyük bir yapımın bir parçası olduğu için mutlu hissediyordur.
 






   THE IRISHMAN: Hepimizin çok yakından tanıdığı kadroyla sunulmuş film bize. Filmi bize netflix, sinema sektörüne attığı adımın boyutunu arttırdığını görüyoruz.

    Filmde hoşuma gitmeyen iki şey vardı; birincisi, cgi kullanımının yoğunluğu bazı kısımlarda sinirlerimi bozdu. Cgi çok yoğun kullanıldığı için bu cgi'ı hissetmek filmi izlerken rahatsız ediyordu. İkincisi, filmin uzun olması oldu. Sanki konuyu biraz da uzatmak istemişler gibi göründü. Dolu dolu bir 3 saat olması benim için gayet iyi olabilirdi.

   Oyuncular hakkında pek bir şey söylemeye gerek duymuyorum çünkü hepsi de başarılı bir iş koymuş ortaya. Özellikle Al Pacino doğallığı ile beni büyüledi. Sanki tarihteki bir kişi izliyormuşum gibi hissettim Al Pacino'nun sahnelerinde.









   ONCE UPON A TIME IN HOLLYWOOD: Çoğu kişi gibi benim de uzun bir süre beklediğim bir film oldu. Kadroda Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ve Quentin Tarantino var. Hani böyle bir kadroyu merakla beklememenin çok zor olacağını düşünüyorum. Filmi bu kadar zaman beklememe rağmen çıtayı yüksek tutmadım. Mükemmel bir film  beklemiyordum, benim beklediğim bu kadronun tatmin edici film ortaya çıkarmasıydı. Hayalimdekine çok yakın duygulara girdim filmi izlerken. Yani demem o ki film beni herçekten de tatmin etti.
    Yönetmen koltuğunda Tarantino var. İlk başlarda çok sert bir film bekliyordum açıkçası. Biraz da kan görmeyi bekliyordum filmi izlemeden önce. İnanın bana çok sert bir film olmasa bile, sert bir film izlemiş kadar etti sağolsun.
    Sanırım oyuncular hakkında konuşmaya pek gerek yok. Brad Pitt ve DiCaprio mükemmel bir oyunculuk sergilemişler. Brad Pitt'in oyunculuğunu ayrıca beğendim. Cuk diye oturmuş diyebileceğim bir karakteri canlandırıyor yine




 
  KLAUS: Sizlere kış hakkında "ŞU" postta güzel gördüğüm detaylardan bahsetmeye çalışmıştım. Bu film sanırım benim kışım için çok güzel bir film oldu. Filmde çoğumuzun bildiği bir hikayeyi yeni karakterler ekleyerek yazmış ve yönetmiş Sergio Pablos. Övgü sadece yönetmene değil emeği geçen herkese. Sanatsal açıdan bir animasyon filme göre üst seviyede olan bir yapım ortaya koymuşlar. Kesinlikle en iyi animasyon ödülünü hak ettiklerini düşünüyorum. BAFTA ödüllerinde hak ettikleri ödülü aldılar. Aynı ödülü Oscar'da da almaları dileğiyle diyeyim...












26 Aralık 2019

KIŞ

Herkese merhabalar değerli okurlar. 2019 yılının son postu ile karşınızdayım. 2020 Yılında daha fazla post göndermeyi diliyorum sadece. Ne kadar fazla yazarsam o kadar yakınlaşmış olurum. Tüm okuyucularıma mutlu ve huzurlu yeni bir yıl dilerim. Bilimden hiçbir zaman vazgeçmemeniz dileğiyle.



Ne zaman kış aylarında bir şeyler yazmaya kalksam kendimi St. Petersburg'dan Moskova'ya giden bir trenin vagonunda buluyorum. 4'er kişilik kompartımanın penceresinden görüş mesafesi birkaç metre kadar olan dışarıda, sert bir rüzgarın etkisiyle savrulan kar tanelerini izler gibi oluyorum adeta. Bir yandan trenin çıkardığı mekanik sesler, bir yandan sıcak bir samimiyet ile konuşan insanlardan gelen tatlı sesler. Yoğun ve nemli olan atmosferde burnuma gelen hafif pas ve kömür kokusu.



Belki soracaklarınız vardır, hemen cevaplayayım; daha önce ne St. Petersburg'da bulundum ne de Moskova'da bulundum. Bu hislerimi mükemmel betimleme güçleriyle bizlere romanlarıyla aktarmış olan Rus yazarlardan alıyorum. Bizlere o kadar mükemmel bir şekilde anlattılar ki bulundukları ortamı, adeta onlarla birlikte yaşadık tüm olanları. Bize gösterdiler görmemiz gerekenleri. Haklılığı, haksızlığı bize tanıttılar güzel bir şekilde. Bu yüzden okuyun efendim. Okuyun ki anlatımların mükemmelliği içerisinde bir gezintiye çıkın.
Şimdi konumuz tabii ki de Rus yazarlar değil. Onlardan bahsetmeyi çok isterdim fakat bu post olması gerekenden epey uzun olurdu. Tembel bir insan olduğum için gözümde epey büyüyen bir şey bu. Bu postta sadece kış aylarından bahsedeceğim sizlere. Kış ayları hakkında düşündüklerimin üzerinden geçeceğim sadece.

 
   Benim de dahil olduğum büyük bir kitle kış mevsiminin diğer mevsimlerden daha güzel olduğu kanısında. Kış ayları sadece kar yağdığı için güzeldir diyenlerden değilim elbette. Kış her haliyle güzeldir. Soğuğu ile, sessizliği ile, insanları temkinli hale getirişiyle, insanları dinçlendirmesiyle mükemmel bir mevsim halini alıyor:


  •   Soğuk havayı seviyorum, soğuk hava yuvası olanlar için harika bir şey. Evsizlerin ve sokak hayvanlarının kış mevsiminden nefret etmesi için bir çok sebebi var bu konuda.
  •   Sessizlik dedim çünkü kış aylarında sokaklar normalden daha sessiz oluyor ve sadece kışı sevenlerin sıklıkla dışarı çıktığı bir hale dönüyor sokaklar.
  •   İnsanları temkinli hale getiriyor çünkü kış ayları karınca ve ağustos böceği hikayesindeki gibi hazırlık isteyen bir mevsim. sürekli tetikte olmalısınız ki hiçbir işiniz aksamasın.
  •   Soğuk havanın insanlar üzerinde kayda değer etkileri mevcut. Soğuk havada yapılan egzersizin kalitesinin çok daha etkili olduğu kanıtlanmış gerçektir (Murat Erdoğan - Soğuk Ortamda Egzersiz ve Fiziksel Aktivite - Makale)
  •   Soğuk havanın beyinde de gayet güzel bir etkisi var. İnsanların daha planlı olmasını sağlayıp yaptığı işten sıkılma süresini geciktirir. Soğuk havada daha odaklıyızdır. Dikkati artmış bir beynimiz bize merhaba der.




Demem o ki soğuktan korkmayın değerli okurlar. Soğuk ile birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışın. Soğuk ile birlikte yaşamayı öğrenirseniz, ondan bu denli korkmazsanız siz de kış ile dost olabilirsiniz. Bu keyifli mevsimin tadını çok daha güzel bir şekilde çıkarmış olursunuz.


İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...