24 Mart 2020

Pandemi Güncesi #1

Slowly


      Merhaba değerli okurlar pandemi güncesi serisinin ilk bölümünden sesleniyorum. İlk bölümde sizlere çok harika bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Posta geçmeden sizlere birkaç konudan söz edeceğim.

     Bildiğiniz üzere covid-19 son hızda yayılmaya devam ediyor, dolayısı ile insanlar salgının yayılmaması için veya hastalanmamak için evlere kapanmış durumda. Evlere kapanan insanlar haliyle interneti bolca kullanmaya başladı. Youtube ve netflix önlem olarak, hizmetin kesilmemesi adına video kalitelerini düşürdü. Dünyanın en kaliteli sistemine sahip olduğunu düşündüğüm google bile böyle bir karar aldıysa, internet kullanımının ne kadar ciddi bir seviyede olduğunu tahmin etmek çok zor değildir.
    İnternet kullanımının artması ile sosyal medyadaki linç oranlarının da arttığını görmekteyiz. İnsanlar toplumda yer edinebilmek için bir sürü insanı idol olarak seçmeye çalışır kendisine. Durum böyle olduğunda idol olarak seçtiği kişinin yaptıklarını havalı bulduğundan, aynını yapmaya çalışır. Durum böyle olduğunda ise yapıyor olduğu şeyi kendi iradesi dışında, hiçbir şekilde düşünmeden yapmaya başlar. Yaptıklarının kötü bir şey olduğunun farkına bile varamaz. Bir insanın hayatını mahvetmek veya bir insanı öldürmek onun için önemsizdir; çünkü idol kaynağını taklit etmezse toplumda yer edinemeyeceğini düşünüyordur. O yüzden lütfen, başkasının fikirlerini benimseyip hareket etmeyin. Bir eyleme geçmeden önce düşünün.

"Sosyal medyada linç akımına kapılıp özgür iradenizi çöpe atmayın!"


     Biraz uzun bir başlangıç olduğunun farkındayım fakat bundan bahsetmezsem içimde kalırdı elbet. Şimdi sizlere Slowly adlı uygulamadan bahsedebilirim mutlulukla...

     Nedir ulan bu Slowly? diyeceklere tek cevabım mektuptur.
     Slowly uygulaması sayesinde çok geçmiş yıllardaki gibi insanlarla mektuplaşabilirsiniz. Bu uygulama sayesine bir sürü yeni insanla tanışabilirsiniz ve onlarla mektuplaşabilirsiniz. Uygulama mesajın gönderilme süresini, iki kişi arasındaki mesafeye göre belirliyor. Mesela filipinlerde tanıştığım birine mesajımın ulaşma süresi tam 1 gün. veya türkiyede 300 kilometre uzağımda olan birine mesajımın ulaşma süresi 1 saat gibi...

    Evde oturup dilinizi geliştirmek için insanlara uzun uzun mektuplar yazabilirsiniz. İnsanlardan harika hikayeler dinlemek için de bu uygulamayı tercih edebilirsiniz.
    Uygulamayı yapan geliştiriciler neredeyse tüm detayları düşünmüşler. Bir mektubu yazdıktan sonra o mektuba pul yapıştırmanız için bir seçenek mevcut, istediğiniz bir pulu seçip mektubunuza yapıştırabilirsiniz.
     Uygulamada profil fotoğrafı için uygulamanın karakter oluşturucusundan kullanmaktayız. İstediğiniz gibi bir tipleme oluşturabilirsiniz. ruhunuzda yatan ne ise.












Aşağıdaki linklerden uygulamayı indirebilirsiniz



20 Mart 2020

Morgue Sokağı Cinayeti

        Herkese merhabalar değerli okurlar, Edgar Allan Poe'nın bir başka kitabını okumanın mutluluğla yazıyorum sizler. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bu kitabı okuduğunuz zaman çok daha iyi olabileceksinir. Polisiye gibi işlenen; fakat en azından benim bir polisiye diyemeyeceğim türde bir kitaptan bahsedeceğim sizlere.
 
      Poe amcamız bizlere dikkatli olmamızın neden gerekli olduğunu anlatır gibi bir kitap yazmış. Kitabın başında bizlere çözümleme hakkında fikrinden bahsediyor ki ne anlattığını daha iyi anlayalım.

     Poe, kitapta Dupin adlı (Odak noktası olan karakter) biraz fazla pohpohlamış gibi görünüyor. Buradan Dupin'e olan hayranlığını görmekteyiz. Kitabı öyle bir anlatışı var ki sanki gerçekten yazılanları, yazarın yaşadığını sanırsınız. Diğer kitaplarda da Dupin ismini göreceğiz. Dupin Edgar Allan Poe'nun yarattığı karakter olan Dupin, aşina olduğumuz Sherlock Holmes karakterinin benzeri bir karakter. Gayet cool diye tabir edebileceğimiz işinin ehli bir karakter. Edgar Allan Poe, kitabunda Dupin karakterinden, ev arkadaşıymış gibi bahseder. Yani kahraman anlatıcının bakış açısı ile yazılmış olan bir kitaptır.
      Kitaptan keyif alacağınızı düşünüyorum çünkü dili çok kolay ve konabilir, hikaye gayet sürükleyici ve kitap kısa olduğu için pek de zamanınızı almayacak türde bir kitaptır. İlginç bir cinayet vakasını konu aldığından, durumun ilginçliği de ilginizi çekecektir.
      Her zaman yaptığım gibi bu postta da kitap hakkında daha fazla detaya girmeyeceğim. Kitap zaten kısa, anlatıp sizlere spoiler vermek istemem.

Tekrar görüşmek dileğiyle... Hepinize sağlıklı günler diliyorum.



Pandemi Güncesi #0

       Son zamanlarda gündemdeki aktifliğini hiçbir şekilde yitirmemiş olan coronavirus pandemisi ile ilgili, diğer blog yazarlarında da görebileceğiniz gibi paylaşım yapmamın vakti geldi de geçiyor değerli okurlar. Elbette bu yazımda sizlere coronavirus nedir ne değildir anlatacak değilim çünkü gündemi meşgul eden bir şeyden bahsetmem pek de doğru olmaz. Şu zamanlarda neler yaptığımdan ve neler öğrendiğimden bahsedeceğim sadece. Siz evde duran arkadaşlarımızın da hoşuna gidecek postlar serisi olacağını umuyorum.
 
       Bu seride sizlere birbirinden güzel filmlerden, youtube kanallarından, mobil uygulamalarından ve daha bir çok hoşunuza gidecek veya işinize yarayacak zaman oldürmeliklerden bahsedeceğim. İlk yayınımda bunun duyurusunu yapmış olayım, diğer postta paylaşımlara başlayacağım takipte kalın.


05 Şubat 2020

92. Akademi Ödülleri




    Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2019 yılını tamamladık. 2019 yılı bize bir çok şey gösterdi. Bazı günler ağladık bazı günler ise güldük. Bazı günler ise film izledik. İzlediğimiz bu filmlerin bir kısmının akademide boy göstermesine de sayılı günler kaldı.
 



Yayına başlamadan önce söylemek istediğim önemli bir şey daha var. 2019'da çok film izledim ve izlediğim filmlerin hepsini buraya sığdıramayacağım için gerçekten üzgünüm. Umarım 2020'de izlediğim hemen her film için başlık açma imkanı bulabilirim.

    Geçen sene olduğu gibi bu sene de film sektörü beni pek de mutlu etmiş değil. Çok güzel filmler izledik fakat nedense filmlerde eksilen bir şeyler olmuş. Sanki hissettirmesi gereken duyguyu iyi bir şekilde hissetiremiyormuş gibi. Umarım 2020 bizi kaliteli filmler ile karşılar, sanırım 2020 beklentilerimden birisi de bu.

      Bu sene öne çıkan filmlerden bahsetmek istiyorum sizlere. İlk olarak bahsedeceğim film, 2019 yılının en çok ses getiren filmlerinden biri olan Joker olacak.





    JOKER: DC evreninden bir hikayeyi anlatıyor bize. Joker karakterinin köküne inmemizi sağlayan bir filmi sunuyor bize. Psikolojik unsurları bünyesinde barındıran bir film olmasıyla birlikte, bu unsurları seyirciye başarılı bir şekilde aktarmış bulunmakta bu film. Filmin görüntü yönetimini gerçekten başarılı buldum, bütçesi ortalamada olan filme göre gayet güzel iş çıkarmışlar gibi görünüyor.
   Joaquin Phoenix, bu film için gerçekten çok çalıştığını göstermiş ve seyircinin de sevgisini kazanmış durumda. Tanıdığım ve eleştirilerini okuduğum çoğu insan, Phoenix hakkında fazlasıyla olumlu yorumlarda bulunuyorlar.
    Yönetmen koltuğunda oturan Todd Phillips, benim izlemekten pek de hoşlanmadığım yapımlarda yönetmenlik yapmış bir kişi. Eminim Phillips böyle çok büyük bir yapımın bir parçası olduğu için mutlu hissediyordur.
 






   THE IRISHMAN: Hepimizin çok yakından tanıdığı kadroyla sunulmuş film bize. Filmi bize netflix, sinema sektörüne attığı adımın boyutunu arttırdığını görüyoruz.

    Filmde hoşuma gitmeyen iki şey vardı; birincisi, cgi kullanımının yoğunluğu bazı kısımlarda sinirlerimi bozdu. Cgi çok yoğun kullanıldığı için bu cgi'ı hissetmek filmi izlerken rahatsız ediyordu. İkincisi, filmin uzun olması oldu. Sanki konuyu biraz da uzatmak istemişler gibi göründü. Dolu dolu bir 3 saat olması benim için gayet iyi olabilirdi.

   Oyuncular hakkında pek bir şey söylemeye gerek duymuyorum çünkü hepsi de başarılı bir iş koymuş ortaya. Özellikle Al Pacino doğallığı ile beni büyüledi. Sanki tarihteki bir kişi izliyormuşum gibi hissettim Al Pacino'nun sahnelerinde.









   ONCE UPON A TIME IN HOLLYWOOD: Çoğu kişi gibi benim de uzun bir süre beklediğim bir film oldu. Kadroda Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ve Quentin Tarantino var. Hani böyle bir kadroyu merakla beklememenin çok zor olacağını düşünüyorum. Filmi bu kadar zaman beklememe rağmen çıtayı yüksek tutmadım. Mükemmel bir film  beklemiyordum, benim beklediğim bu kadronun tatmin edici film ortaya çıkarmasıydı. Hayalimdekine çok yakın duygulara girdim filmi izlerken. Yani demem o ki film beni herçekten de tatmin etti.
    Yönetmen koltuğunda Tarantino var. İlk başlarda çok sert bir film bekliyordum açıkçası. Biraz da kan görmeyi bekliyordum filmi izlemeden önce. İnanın bana çok sert bir film olmasa bile, sert bir film izlemiş kadar etti sağolsun.
    Sanırım oyuncular hakkında konuşmaya pek gerek yok. Brad Pitt ve DiCaprio mükemmel bir oyunculuk sergilemişler. Brad Pitt'in oyunculuğunu ayrıca beğendim. Cuk diye oturmuş diyebileceğim bir karakteri canlandırıyor yine




 
  KLAUS: Sizlere kış hakkında "ŞU" postta güzel gördüğüm detaylardan bahsetmeye çalışmıştım. Bu film sanırım benim kışım için çok güzel bir film oldu. Filmde çoğumuzun bildiği bir hikayeyi yeni karakterler ekleyerek yazmış ve yönetmiş Sergio Pablos. Övgü sadece yönetmene değil emeği geçen herkese. Sanatsal açıdan bir animasyon filme göre üst seviyede olan bir yapım ortaya koymuşlar. Kesinlikle en iyi animasyon ödülünü hak ettiklerini düşünüyorum. BAFTA ödüllerinde hak ettikleri ödülü aldılar. Aynı ödülü Oscar'da da almaları dileğiyle diyeyim...












26 Aralık 2019

KIŞ

Herkese merhabalar değerli okurlar. 2019 yılının son postu ile karşınızdayım. 2020 Yılında daha fazla post göndermeyi diliyorum sadece. Ne kadar fazla yazarsam o kadar yakınlaşmış olurum. Tüm okuyucularıma mutlu ve huzurlu yeni bir yıl dilerim. Bilimden hiçbir zaman vazgeçmemeniz dileğiyle.



Ne zaman kış aylarında bir şeyler yazmaya kalksam kendimi St. Petersburg'dan Moskova'ya giden bir trenin vagonunda buluyorum. 4'er kişilik kompartımanın penceresinden görüş mesafesi birkaç metre kadar olan dışarıda, sert bir rüzgarın etkisiyle savrulan kar tanelerini izler gibi oluyorum adeta. Bir yandan trenin çıkardığı mekanik sesler, bir yandan sıcak bir samimiyet ile konuşan insanlardan gelen tatlı sesler. Yoğun ve nemli olan atmosferde burnuma gelen hafif pas ve kömür kokusu.



Belki soracaklarınız vardır, hemen cevaplayayım; daha önce ne St. Petersburg'da bulundum ne de Moskova'da bulundum. Bu hislerimi mükemmel betimleme güçleriyle bizlere romanlarıyla aktarmış olan Rus yazarlardan alıyorum. Bizlere o kadar mükemmel bir şekilde anlattılar ki bulundukları ortamı, adeta onlarla birlikte yaşadık tüm olanları. Bize gösterdiler görmemiz gerekenleri. Haklılığı, haksızlığı bize tanıttılar güzel bir şekilde. Bu yüzden okuyun efendim. Okuyun ki anlatımların mükemmelliği içerisinde bir gezintiye çıkın.
Şimdi konumuz tabii ki de Rus yazarlar değil. Onlardan bahsetmeyi çok isterdim fakat bu post olması gerekenden epey uzun olurdu. Tembel bir insan olduğum için gözümde epey büyüyen bir şey bu. Bu postta sadece kış aylarından bahsedeceğim sizlere. Kış ayları hakkında düşündüklerimin üzerinden geçeceğim sadece.

 
   Benim de dahil olduğum büyük bir kitle kış mevsiminin diğer mevsimlerden daha güzel olduğu kanısında. Kış ayları sadece kar yağdığı için güzeldir diyenlerden değilim elbette. Kış her haliyle güzeldir. Soğuğu ile, sessizliği ile, insanları temkinli hale getirişiyle, insanları dinçlendirmesiyle mükemmel bir mevsim halini alıyor:


  •   Soğuk havayı seviyorum, soğuk hava yuvası olanlar için harika bir şey. Evsizlerin ve sokak hayvanlarının kış mevsiminden nefret etmesi için bir çok sebebi var bu konuda.
  •   Sessizlik dedim çünkü kış aylarında sokaklar normalden daha sessiz oluyor ve sadece kışı sevenlerin sıklıkla dışarı çıktığı bir hale dönüyor sokaklar.
  •   İnsanları temkinli hale getiriyor çünkü kış ayları karınca ve ağustos böceği hikayesindeki gibi hazırlık isteyen bir mevsim. sürekli tetikte olmalısınız ki hiçbir işiniz aksamasın.
  •   Soğuk havanın insanlar üzerinde kayda değer etkileri mevcut. Soğuk havada yapılan egzersizin kalitesinin çok daha etkili olduğu kanıtlanmış gerçektir (Murat Erdoğan - Soğuk Ortamda Egzersiz ve Fiziksel Aktivite - Makale)
  •   Soğuk havanın beyinde de gayet güzel bir etkisi var. İnsanların daha planlı olmasını sağlayıp yaptığı işten sıkılma süresini geciktirir. Soğuk havada daha odaklıyızdır. Dikkati artmış bir beynimiz bize merhaba der.




Demem o ki soğuktan korkmayın değerli okurlar. Soğuk ile birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışın. Soğuk ile birlikte yaşamayı öğrenirseniz, ondan bu denli korkmazsanız siz de kış ile dost olabilirsiniz. Bu keyifli mevsimin tadını çok daha güzel bir şekilde çıkarmış olursunuz.


15 Haziran 2019

Last Day of June

       Herkese merhabalar değerli okurlar. Kısa bir süreliğine ara vermiş olduğum bloguma güzel bir şekilde geri dönüş yapmış bulunmaktayım. Blogumun formatına en uygun paylaşımlar ile devam etme niyetindeyim.
      Bugün sizlere tatlı mı tatlı bir oyundan bahsedeceğim. Şöyle bir blogda gezdiyseniz, az çok ne tarz oyunlardan bahsedeceğim hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. Eğer hikaye görmek ve oynadığınız oyundan kitap okuma tadı almak istiyorsanız blogumu şöyle bir gezintiye çıkmanızı öneririm.


       Last Day of June, oyuna başlar başlamaz bizi çok değerli bir sanatçının olan Steven Wilson'ın şarkısı karşılıyor. Zaten oyuna başlamadan önce "bu oyun bana bir yerden tanıdık geliyor ama nereden?" diyip duruyordum ta ki Steven abimizin şarkısını duyana dek. Beynimin hafıza bölgeleri çalışıp beni o malum klibe gönderdi. İşte o zaman da içim gerçekten rahatladı, bu oyun vakit kaybı olmayacaktı.

     
        Oyunumuzun ufak bir konusundan bahsedecek olursak; Geçmişte çok kötü şeyler yaşamış bir adamın geçmişteki bir takım olayları değiştirebildiğini fark etmesine dayanıyor konu. Çaresizlik içinde tüm olasılıkları düşünerek geçmişteki olayları değiştirmeye çalışıyor. Tabii ki bunu yaparken siz oyuncudan yardım alıyor. Hem geçmişe gidip bir şeyleri değiştireceksiniz hem de hepsinin düzgün çalışması için sıraya koyacaksınız. Daha fazla anlatırsam güzel bir spoiler vermiş olacağım, o yüzden şimdilik bu kadar hikaye yeter.



       Oyun üçüncü şahıs kamerasıyla karşılıyor bizi, yumuşak olan kısıtlı bir kamerası mevcut. Oyunda çevreyi gezerken ufak detaylar ve renk kullanımı gerçekten ilgimizi çekiyor ve mest oluyoruz.

Oyun içi diğer görseller:


13 Şubat 2019

Green Book




Yönetmen: Peter Farrelly
Oyuncular: Viggo Mortensen, Mahershala Ali
Süre: 130 dakika 
Yapım Yılı: 16 Kasım 2018
Ülke: ABD
IMBD: 8.3/10 
Benim Puanım: 9/10


    Koltuğunuzu dik konuma getirin ve şahane bir yapıtı büyük bir hayranlık ile seyre dalın. Abartmıyorum hayranlık ile seyir derken. Bu film belki de bazı fikirlerinizi kökten değiştirebilecek nitelikte bir film.
   Bu film biyografik bir filmdir öncelikle söylemek gerekirse. Yani filmde yaşanılanların büyük bir kısmı kurgu değildir. Filmi izlerken bizi en şaşırtan yönü de bu oluyor zaten.
   İnsanlar, yaşadıklarından bir ders çıkarmadıklarıyla bilinir daha çok. Bu yüzden denir ya "Tarih Tekerrürden İbarettir." diye. Birbirini izleyen yıllarda insanlar, hep aynı hatalardan ötürü zarar görmüştür. Kısacası insanlık geçmişe bakıp bu geçmişten herhangi bir ders çıkarmaz.
    Film o kadar güzel bir noktaya değinmiş ki insan etkilenmeden edemiyor. Ayrımcılığın ne demek olduğunu bize çok iyi bir şekilde gösteriyor bu film. Irkçılığın ne demek olduğunu gösteriyor bize. Diğer ırkçılık temalı filmler gibi olduğunu pek düşünmüyorum. Yönetmen teknikleri o kadar kaliteli kullanmış ve oyuncular o kadar iyi bir oyun sergilemişler ki, biz seyirciler ayrımcılığın nasıl hissettirebileceğini anlamış oluyoruz.


    Film 50'li-60'lı yıllarda geçmekte. Dönemin özgürlükçü hareketlenmelerinden bir az önce olsa gerek.
Serbest çalışan bir İtalyan asıllı kişiyi görmekteyiz filmin başında. Toplumdaki her insan gibi ırkçılık üzerine düşünmeden yorumlar yapan bir kişi Tony Lip. Siyahilere pek de sıcak bakmamaktadır, onlardan uzakta durmaya çalışmıştır. İşsiz olduğu zamanlarda Doctor diye hitap edilen bir kişinin şoför aradığını öğrenir ve iş başvurusuna gider. Doctor dendiği zaman Lip'in aklında eğitimli bir doktor canlanmıştır. O dönemde eğitimli insanlar genelde "beyaz"lar olduğu için kafasındaki resim de beyaz idi doktor ile ilgili. Karşısında bulduğu kişi siyah, tuhaf giyinimli ve üstelik tahtta oturan bir kişi olunca şaşkınlığını gizleyememiştir. İş görüşmesinde işe kabul edildiği andan itibaren Doctor ile Lip'in macerası da başlamış oluyor.

     Doctor ile Lip'in bu uzun yolculuktaki ilişkisini konu almaktadır film. Birbirine uyumlu olan iki insanın bir sürü engele rağmen nasıl bir arada kalabildiğine şahit olacaksınız bu filmi izlerken. Size tatlı bir mutluluk verecektir bu film.



21 Ekim 2018

First Man - Ay'da İlk İnsan



        Merhabalar değerli okurlar, uzun zamandır beklemiş olduğum filmi izlemiş olmaktan dolayı mutlu hissediyorum. Mutlu hissetmemin sebebi beklentimi tam anlamıyla karşılamış olmasıdır. Kadroya şöyle bir bakıldığında az çok film hakkında bir takım fikir sahibi olabiliyorsunuz o sebepten ötürü bu kadronun absürt bir yapım ortaya koymayacağına da emin olabiliyorsunuz.

       Yönetmen koltuğunda Damien Chazelle oturmakta idi. Genç yaşına rağmen gayet başarılı filmleri yönetmiş olduğunu biliyoruz. Akademi ödüllerinde de bu başarısı tasdik edilmişti. Damien Chazelle abimizi hatırlamayanlarınız var ise Whiplash ve La La Land filmlerinde yönetmenlik yaptığını söylemem size kim olduğunu hatırlatacaktır.

       Damien Chazelle'in yönetmen koltuğunda olduğunda, film müziği bestecisinin Justin Hurwitz olmaması bir istisna olurdu. Bu filmde de seyircileri şaşırtmayarak film müziği bestecisi Justin Hurwitz olmuştur.







       Justin Hurwitz, jazz müziği konusunda çok başarılı yapıtlar ortaya koyabilen bir müzisten olmasına rağmen First Man filminde Jazz müziğinden eser yoktu. Beni şaşırtan kısım Justin abimizin besteci olduğu bir filmde Jazz müziğini duymamış olmamdı. Jazz müziğinin kaotik havası filmlere epey farklı bir tat kattığı bilinen bir gerçek. Sanırım "Bir sonraki filme kadar ara verelim." demişler kendi aralarında. Bir sonraki filmde bol bol Jazz duyacağız gibi görünüyor. Kim bilir belki tekrardan bir müzikal filmde görürüz bu kadroyu. Bu arada Hurwitz abimiz sadece la la land filmi için yaptığı çalışmadan ötürü 2 adet ocar ödülü almıştır unutmayalım.

      Film için konuşmak gerekirse eğer şunu söylemeliyim ki; film ünlü aya ilk ayak basmış kişi olan Neil Armstrong'un NASA ile çalışmaya başladığı yıllardan başlamaktadır ve aya ayak basana kadar geçen olayları anlatmış. Filmin dram filmi oluşu ve kaliteli kadronun başarısı sizi, filmi izlerken duygulandıracaktır. Armstrong'un zorluklarla nasıl baş ettiğini, ölen kızının ve arkadaşlarının acısını içine nasıl gömdüğünü çok güzel bir şekilde anlamış olacaksınız filmi izlediğiniz sırada. Film ile ilgili detay vermeyi pek seviyorum fakat spoiler linçlerine maruz kalabiliyorum bu durumda. Uslu bir çocuk olup spoiler vermiyorum.

     Ryan Gosling başrol olarak çok kaliteli bir oyunculuk sergilemiş. Diğer filmleri izlemeden konuşmak doğru olmaz belki fakat akademi ödüllerinde en iyi erkek oyuncu adayı olacağı kesin gibi görünüyor.



İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...