Roverandom... tuhaf bir ismi olduğu için kitabın ismini çok çabuk unutabiliyorsunuz. Kitabı okumaktayken kitabın ismini unuttuğumu fark edip kapağa baktığım çok oldu. Benim için çok farklı oldu bu kitap.
Yazarımız "J. R. R. Tolkien". kim bu Tolkien diyecek olursanız; Şu devasa evreni olan Yüzüklerin Efendisi var ya hani, işte o evrenin yaratıcısıdır kendisi. Hayal gücünü az çok tahmin edebilirsiniz. Tolkien bu hayal gücünü Roverandom kitabında da kullanmış. Hayatının beli kısımlarında yaşadıklarından yola çıkarak oluşturmuş bu kitabı. Kısacası kitabında kendi hayatına göndermeler yapmış diyebiliriz. Kitabını ise oğluna adamıştır
Rover adında bir köpeği anlatır Roverandom kitabı. Rover adlı köpek çok mutluyken, sarı topunu ısırmayı severken bir gün karşısına bir büyücü çıkıveriyor. Büyücünün bir hareketinden dolayı çok sinirlenip yapışıyor büyücünün paçasına ve o paçadan bir karış kumaş yırtıyor. Bu harekete karşı büyücü de boş durmuyor tabiiki... son güçlü büyüsünü de Rover üzerinde kullanıyor ve Rover'ı bir oyuncak köpeğe dönüştürüp bir oyuncakçının rafına yerleştiriyor. İşte asıl macera buradan sonra başlıyor. Rover eski haline geri dönüp eski hayatında mütemadiyen yaptığı şeyleri yapmaya devam etmek istiyor. Bunun için de başından büyük maceralar geçiyor. Dünyanın uydusu olan Ay'a mı gitmiyor dersiniz; Dibinde ne olduğunu bilmediğimiz okyanusa mı dalmıyor dersiniz...
Çok tatlı bir macera romanı olarak adlandırabiliriz. Çerezlik okunacak bir şey. Eğer bir çocuğunuz varsa, çocuğunuza mutlaka anlatmanızı gerektirecek bir hikaye.
26 Şubat 2017
17 Şubat 2017
Yeni Video - İlk Video!
Hayatımda ilk defa bir ders videosu çekmiş olmanın mutluluğuyla yazıyorum satırları. İlk videomda burun çekmesiyle tamamlamışım cümlelerimi. Videyu düzenlersen burun çekme ve öksürme seslerini absorbe etmeye çalıştım elimden geldiği kadar, fakat olduğu kadar diyelim işte. İnsanlara yardımcı olabilmek, onların ileride işlerine yarabilecek şeyler üretmek çok harika hissettiriyor. Belki bu videolarımın sayısını artırabilirim. Eğer artırabilirsem muazzam olur. Hem ben çok şey öğrenmiş olurum hem de videoyu izleyenler çok şey öğrenmiş olurlar.
Bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum buradan. Bildiğiniz bir şeyler varsa, başka insanların da öğrenmesini istiyorsanız. Bir video çekin ve elinizden geldiği kadar öğretmeye çalışın. Öğreticilik kutsal bir şeydir bunu çok daha iyi anlayabiliyorum.
Bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum buradan. Bildiğiniz bir şeyler varsa, başka insanların da öğrenmesini istiyorsanız. Bir video çekin ve elinizden geldiği kadar öğretmeye çalışın. Öğreticilik kutsal bir şeydir bunu çok daha iyi anlayabiliyorum.
13 Şubat 2017
İLK MİM! Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler
Öncelikle Yine Bir Gün Biz Böyle blogunun sahibi olan Özlem Kutlu'ya teşekkür ederim mimi bana fırlattığı için.
Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler dendiğinde aklıma ilk olarak Çamaşır Deterjanı reklamları geldi. Çünkü Siyahları siyah gibi, beyazları da beyaz gibi yapan bir çamaşır deterjanına rastlamadım şimdiye kadar. Bekar evi mensubu olarak bu konudaki tecrübelerimle konuşuyorum. Atletime yemeğin yağlı ve kırmızı sosu döküldüğü zaman o izin çıkmıyor. Orada kalıyor öylece. Zamanla, yıkandıkça rengi soluyor sadece. Bir deterjanın makinede öyle bir lekeyi çıkarttığını görmedim.
Yine atletten devam edeceğim konuya; çünkü atlet giymeyi severim ben. Reklamlarda beyazlar başka firmanın deterjanı ile yıkandığı zaman renginin griye çaldığı görünüyor. Atletimin renginin zamanla griye döndüğünü görmedim. Yani yeni aldığım atletle aynı renk oluyor; Tek farkı yıpranması oluyor. Bana en yalan gelen kısmı budur. Adamlar photosop'u açıyor ve "Dodge Tool" ile üzerinden geçiyorlar, aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz gibi:
Geldi sıra mimi fırlatmaya. Buralarda yeni sayıldığım için takipçileri yazabileceğim sadece cevaplasınlar bakalım merak ediyorum cevaplarını:
Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler dendiğinde aklıma ilk olarak Çamaşır Deterjanı reklamları geldi. Çünkü Siyahları siyah gibi, beyazları da beyaz gibi yapan bir çamaşır deterjanına rastlamadım şimdiye kadar. Bekar evi mensubu olarak bu konudaki tecrübelerimle konuşuyorum. Atletime yemeğin yağlı ve kırmızı sosu döküldüğü zaman o izin çıkmıyor. Orada kalıyor öylece. Zamanla, yıkandıkça rengi soluyor sadece. Bir deterjanın makinede öyle bir lekeyi çıkarttığını görmedim.
Yine atletten devam edeceğim konuya; çünkü atlet giymeyi severim ben. Reklamlarda beyazlar başka firmanın deterjanı ile yıkandığı zaman renginin griye çaldığı görünüyor. Atletimin renginin zamanla griye döndüğünü görmedim. Yani yeni aldığım atletle aynı renk oluyor; Tek farkı yıpranması oluyor. Bana en yalan gelen kısmı budur. Adamlar photosop'u açıyor ve "Dodge Tool" ile üzerinden geçiyorlar, aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz gibi:
Geldi sıra mimi fırlatmaya. Buralarda yeni sayıldığım için takipçileri yazabileceğim sadece cevaplasınlar bakalım merak ediyorum cevaplarını:
18 Ocak 2017
Game Developer olmak!
Merhaba değerli okurlar. Bugün sizlere “Game Developer” yani oyun geliştiricisi olmanın nasıl olduğundan söz edeceğim. Neden bu konuyu seçtin diyecek olursanız, bu soruya çok kolay bir cevap verebilirim: Oyun geliştiricisi olduğumu öğrenen her insan hayatında ilk kez bir oyun geliştiricisiyle tanıştığını söylüyor ve ilgi duyuyor bu duruma haliyle. İnsanlar daha önce böyle bir meslek olduğunu düşünmediklerinden bu konuya çok uzak kalabiliyorlar ve her insana anlattığım tonlarca kelimeyi anlatıveriyorum.
Şimdi bir düşünün bakalım bir tuşa basınca karakter koşuyor ve aynı tuşa bastığımızda duruyor. Böyle bir oyun gördünüz mü hiç? Tabii ki görmediniz! Böyle saçma bir oyun olur mu? Olmadığı için çok uğraşıyoruz biz Game Developer'lar. Karakterimiz yürüyor, koşuyor, soluklanıyor, Fiziksel bir ortamda bulunuyor; etrafında eşyalar var, o eşyalarla etkileşime giriyor; En önemlisi ise karakterimizin bir hikayesi var. Yaşanmışlıkları ve yaşanacakları var… karakterimizin koşması bir anlam ifade etmez. Onu yaşatmamız gerekir. İşte bu işi yapıyoruz biz Game Developer’lar. Umarım anlaşılabilir bir şekilde anlatmışımdır. Kafanıza takılanları yorumlarınızda belirtebilirsiniz.

Oyun yapma işine “Hello World!” ile başlarsınız. İlk yazdığınız yazılım bu olur. Yazılımı açarsınız ve size “Merhaba Dünya” der. Belli emek ve uğraşlardan sonra “Hello World” yazılımını yazdığında gözlerine inanamayan insan, yeni bir evren yaratmış. Bu mutluluğu kavrayabilmenizi istiyorum. Sizin yarattığınız bir dünya ve sizin kurallarınız... Siz ne isterseniz o. Bakmayın yazılımcıların asosyal olduğuna. Sanal dünya dış dünyadan daha merhametli. O yüzden dış dünyaya meraklı olmuyorlar. Bundan ötürü bu insanlarla dalga geçmeden önce biraz düşünmek gerek derim. “Neden?” diye sormalı.
Neden yapıyoruz oyunları?
![]() |
| Beyond Eyes |
![]() |
| Gone Home |
![]() |
| Firewatch |
Sanırım anlatacaklarım bu kadardı. Çok daha uzun anlatmak isterdim fakat aklımda çok fazla şey var bu konu hakkında. Kafamdaki belli bir sıraya koyamıyorum. Bu durum benim en büyük sıkıntım var. Anlatsam anlattığım her şeyi kendim anlayacağım işte. Fakat sorunuz olursa mutlaka yorumlara ekleyin. Ne olursa olsun cevaplamaya çalışacağım. Okuyan herkese teşekkürler...
14 Ocak 2017
Yolculuk başlıyor!..
İlk defa kişisel bir blog yazıyorum şu an. Yaklaşık 3 saat sonra yola çıkacağım. Neden yazdığımı bilmiyorum, normalde kendim hakkımda bir şeyler yazmak pek hoşuma gitmez. Gelecek zamanda yazar mıyım onu da bilmiyorum. Bugünlük böyle farklı bir şey yapmak istedim diyelim. Monoton bir hayatın götürülerinden bir nebze uzaklaşmak için iyi bir adım olabilir.
Bugün evim olan İstanbul'a dönüyorum. Isparta'da Süleyman Demirel Üniversitesi'nde, Elektrik-Elektronik Mühendisliği okuyorum. Isparta'da okuduğumdan dolayı okul dönemi Isparta'dayım, tatil dönemlerinde de İstanbul'dayım. Yolculuk 8-9 saat sürüyor ve ben bu 8-9 saate yapacaklarımı hazırlıyorum; Kitap,dizi,film,oyun ne bulursam hazırlıyorum yolculuk için, yoksa çok sıkıcı oluyor yahu. Düşünsenize 8 saat boyunca oturup beklediğinizi. Dehşet verici bir durum ve ben dehşet verici durumlardan nefret ederim.
Yanıma sıkılmamak için bilgisayarımı ve Sır adlı bir kitabı aldım. Bilgisayarda Celal Şengör ve İlber Ortaylının katıldığı bir program var 3.5 saat uzunluğunda. Yolumu yarılamış oluyorum bu programı izlediğimde. Bu keyif verici. Bu ara çok takım bilim insanları ve tarihçilerin ilişkilerine. Sebebini bilmiyorum ama sempati duymaya başladım bu insanlara karşı. Ne kadar sıkıcı gibi gelse de konuşmaları, (eskiden sıkılırdım.) gerçekten anlayarak dinlediğiniz zaman fazlasıyla keyif alabiliyorsunuz bu tarz söyleşilerden.
Yanımda olan 2. item ise film arşivi. içinden 6-7 civarı izlemediğim film olduğu için onları izleyebilirim veya Breaking Bad dizisine kaldığım yerden devam edebilirim. Bu filmlere de vakit ayırdıktan sonra okuyabileceğim ve henüz başlamadığım bir kitap var elimde. Bu kitabı bir ay önce taşındığım evde buldum. İçeriği hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Merakta ediyorum çünkü kitap ile ilgili hiçbir şey okumadım araştırmadım. Neyle karşılaşacağımı yolda göreceğim bana biraz da olsun heyecan katan bu.
Yolculuğa çıkmak insana iyi geliyor. Bunu her seferinde fark ediyorum. Her gün aynı şeyleri yaptığımız hayattan çok farklı şeyler yapıyoruz yolculuk gününde. Bir devleti paramparça ettiğinizi düşünün bir günlüğüne tüm düzeni yok ediyorsunuz. Söylediğime siyasal bir anlam yüklemeyin, düzen karşıtı bir insan değilim. Söylemek istediğim, yolculukta bir günü çok fazlasıyla farklı geçirdiğimiz ve devlette bunu betimlemek için kullanılan bir metafor. Yanlış anlaşılmalar kötü sonuçlar doğurabiliyor.
Farklı bir şeyler yapmaktan bahsetmiştim. Monotonluktan kurtulmak için yaz ayını Amerika'da geçirmeye karar verdim Work and Travel programı ile. Mülakatı geçtim ve kayıt yaptırmaya hak kazandım. İstanbul'a gittiğimde gerekli işlemleri yapıp Amerika'ya gitmeyi garantileyeceğim.(lanet bir aksilik olmazsa.) Amerika'dan yazılar yazarım videolar çekerim çok harika bir deneyim olacak sanırım.
İstanbul'daki evimde internet olmadığı için yolculuktayken çektiğim fotoğrafları vs. paylaşamayacağım. Gördüğüm şeyin fotoğrafını çekip buraya eklemek isterdim fakat internetsizlikten ötürü sadece gitmeden önceki şeyleri yazabiliyorum şimdilik. Belki İstanbul dönüşü bir şeyler ekleyebilirim.
07 Ocak 2017
Rémi LaBarre
Yorumumu isteyecek olursanız. Ben cool ve ciddi resimler diyeceğim bu sanatçının yapıtlarında. Jazz müziğin ağırlığını çizimlerinde bolca kullandığını görebilirsiniz. Sabit bir konsept üzerinden ilerliyor. Web Sitesi facebook
04 Eylül 2016
Inside
Merhaba değerli okurlar, karşınıza Inside! Nedir bu Inside? Hani bi ara Limbo diye bir oyun vardı ya hani. Belirli bir hikayesi falan olmayan platform oyunuydu. Oyuncular kafalarına göre hikayeler üretmeye başlamışlardı. Hah o Limbo adlı oyunun yapımcılarının yaptığı bir oyun bu Inside.
![]() |
Oyunun hikayesinden bahsedecek olursak pek bir şey söyleyemeyiz yine. Limbo oyununda ne diyalog ne de bir hikayenin olduğunu belirten bir yazı vardı. Aynı şekilde Inside adlı oyun da böyle. Hikaye adına hiçbir şey yok, hiçbir diyalog yok. Oyunun ilerleyişine göre gördüğünüz şeylerden kendi hikayenizi çıkartıyorsunuz. Nasıl anlıyorsanız öyle işte. Fakat bu sefer hikaye çok kapalı değildi. Anlatmak istediklerini anlatabilmişler bir miktar. Limbo'da her şeyin ucu kapalıydı neden böyle oluyor, bu çocuk neden koşuyor falan diyorduk kendimize. Inside'da çocuğun neden kaçtığını biliyoruz (öğreniyoruz bir şekilde işte).
Oyunda benim en çok dikkatimi çeken şey seslerin muazzam bir şekilde kullanılmış olmasıdır. bende bir oyun şirketinde ses ve fx'lerden sorumluyum ve gerçekten seslerin bu denli muazzam kullanıldığı bir oyun görmemiştim daha önce. Biri kovalarken, karakterimiz korktuğunda, karakterimiz heyecanlandığında, yorulduğunda... bu durumlarda o kadar güzel kullanmış ki sesi, adeta gerçekte o olay yaşanıyormuşta biz onu izliyormuşuz gibi. O çocuğun sesindeki korkuyu heyecanı sonuna kadar hissedebiliyorsunuz.
Son olarakta oyunun genel hikayesine ve finaline olan düşüncelerimden bahsetmek istiyorum spoiler vermeden. Oyunun hikayesi gerçekten etkileyici, kötü diyebileceğimiz insanların (sanırım bunlar üst seviye zengin insanlar oluyor) iyi olan insanları (alt seviye köylüler işçiler bunlarda sanırım) ele geçirip onların makineleştirmesini anlatıyor. George Orwell amcamızın kitaplarında görebileceğimiz tarzda ortamlar ve olaylar. Gelişen olayların başı ve sonu yok. Her şey olmuş geçmiş biz olaya hikayenin ortasında dahil oluyoruz. İnsanlar çoktan yapacağını yapmış. Bizim karakterin kim olduğu, neler yaşadığı hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ne kadar ucu açık olmasa da etkileyici bir şekilde düşünülmüş bir hikaye diyelim. Finale gelirsek, ben finalden hiçbir şey anlamadım desem yalan olmaz. karakterimiz amacına ulaşıyor belki ama bu hiçbir işe yaramıyor bence dünya aynı dünya değişen hiçbir şey olmuyor. Eğer bir çocuğun gözünden bakacak olursakta gerçekten mantıklı bir son olabilir. Çünkü çocuk amacına ulaşıyor ve dünya pek umrunda değil. Karmaşık ben kendi kafamdan kendi sonlarımı yazdım bence güzel. Takıldığım nokta, çok daha iyi bir son oluşturulabilirdi işte. Neyse artık. Oyunu oynamayan finalle ilgili söylediklerimi hiç anlamaz zaten. Karmaşık oldu son paragraf :D
"Yayını beğendiyseniz lütfen belirtin yorumlarınızda... teşekkürler :)"
Oyun içi görseller yayının devamında.
25 Ağustos 2016
Philippa Rice
Merhaba değerli okurlar sizlere bugün dünya tatlısı bir sanatçıyı tanıtacağım.
Sanatçı çizimlerini kendi hayatından esinlenerek yapmış. İsterseniz onun çizimlerindekileri kendinizde görün isterseniz de görmeyin diyor yani. Beğenmezseniz beğenmeyin beğenirseniz de ürünlerimden satın alın lütfen diyor şeker surat yaparak. Ekleyebildiğim fotoğraflar aşağıdadır.
Eğer takip etmek isterseniz: Twitter Site Facebook Tumblr
Sanatçı çizimlerini kendi hayatından esinlenerek yapmış. İsterseniz onun çizimlerindekileri kendinizde görün isterseniz de görmeyin diyor yani. Beğenmezseniz beğenmeyin beğenirseniz de ürünlerimden satın alın lütfen diyor şeker surat yaparak. Ekleyebildiğim fotoğraflar aşağıdadır.
Eğer takip etmek isterseniz: Twitter Site Facebook Tumblr
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İmkansız Coğrafyalar
Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...
-
Hayatımda ilk defa bir ders videosu çekmiş olmanın mutluluğuyla yazıyorum satırları. İlk videomda burun çekmesiyle tamamlamışım cümle...
-
Merhabalar değerli okurlar. Bu yazımızda çok güzel bir ütopyaya gidiyoruz, Patronus’ların, Expelliarmus’lar...
-
Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünya...

















