19 Mart 2021

93. Akademi Ödülleri

     Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünyanın düzeni değişti bu yıl. İşte bizler evlere kapandığımızda yapılacak güzel aktivitelerden birini seçtik, film izlemeyi... Nedense geçen sene söylediğim gibi bu sene de filmler beni pek de memnun etmiş değil o kadar. Yani tabii ki çok beğendiğim filmler oldu fakat yine bir şeyler eksikti bu filmlerde. Yine de umudumu yitirmeden izlemeye devam ettim. Her neyse 2021 film sektörüne de olumsuzluklarla başlamamak gerektiğini düşünüp ve bu yılki Akademi Ödüllerinin adil bir şekilde sahiplerini bulmasını dileyerek başlayalım yayınımıza. Bu yıl pandemiden dolayı olan bir erteleme kararı ile de 26 Nisan tarihinde ödüller sahiplerini bulacak.

    Benim geçtiğimiz yıl en beğendiğim film the Trial of the Chicago 7 filmi oldu. Kurgusu güzel hazırlanmıştı ve hikayenin işleyiş biçimi beni epey etkilemişti. Bu filmi izlemenizi gerçekten tavsiye ederim. Çok güçlü bir yapıda değil fakat tatmin etme açısından gerçekten başarılı buldum ben. 

    2020 yılının sonralına doğrı çok beklediğim bir film olan Nomadland gösterime girdi. Açıkçası gerçekten de hoşuma gitti bu film. Belki de bu film için çıtayı çok da yüksek tutmadığım için beni tatmin etmiş olabilir. Film karavan hayatını anlatıyor ve kurgusal olmayan karakterlere de yer verdiğinden realist bir yapıda karşımıza çıktı. McDormand bu film ile 3. kez en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.

    Sound of Metal filmi gayet başarılı bir filmdi. Bu yazıyı yazarken fark ediyorum, bu film ile ilgili bir post paylaşmamışım sizlerle. Bu film bir bateristin sağır olduktan sonraki yaşadıklarını anlatıyor kısacası. Kurgusu gerçekten çok başarılıydı filmin, özgün de bir hikayeye sahipti. En iyi Özgün senaryo ödülünü alabilir bu film. Fakat nedense diğer dallarda pek de başarılı olabileceğini sanmıyorum pek. Oyunculuklar da iyiydi fakat ödül alacak kadar iyi gördüğümü söyleyemem. Kendi adaylarımı açıklarken tabii ki bu yılki oyunculuklara bakarak en iyisini seçmeye çalışacağım.




    Soul filmini yayınımda ne kadar yermiş olsam da en iyi animasyon filmi adayları arasında olmayı hak ediyor gerçekten de. Yani ne kadar gönlüm wolfwalkers'tan yana olsa da.

    Wolfwalkers filmi hakkında da bir şeyler yazmamışım ama şunu söyleyeyim ki çok da basit sayılmayan mesajlar vererek basit olan konuları farklı bir şekilde işlemeye çalışmışlar. Filmin kalitesi harikulade, kurgusu harikulade, senaryosu da harikulade. Yani önden kimi desteklediğimi bilin istedim.



   
Ma Rainey’s Black Bottom Geçtiğimiz senenin gerçekten de başarılı bulduğum bir diğer film ise bu idi. Özellikle geçtiğimiz yaz aramızdan ayrılan Chadwick Boseman bu filmde harika bir oyunculuk
sergilemiş. Hikaye olarak her Türk insanının pek de sevebileceği bir hikaye değil açıkçası. Yani sıkıcı gelebilir ama eğer jazz müzik hoşunuza gidiyorsa ve bu kültüre az çok hakimseniz bu film sizin için çok akıcı olabilir. Tavsiyemdir.

Kısaca böyle notlar düşmek iyi oldu. İşte benim için ödüllerin verilmesi gereken adaylar:

en iyi kadın oyuncu : Frances McDormand - Nomadland
en iyi erkek oyuncu : Chadwick Boseman - Ma Rainey's Black Bottom
en iyi film : Nomadland (Çok kararsız kaldım)
en iyi yardımcı erkek : Sacha Baron Cohen - the Trial of the Chicago 7
en iyi yardımcı kadın: Glenn Close - Hillbilly Elegy
en iyi animasyon : Wolfwalkers
en iyi özgün senaryo : Sound of Metal
en iyi görüntü yönetmeni : Phedon Papamichael - the Trial of the Chicago 7
en iyi yönetmen: David Fincher - Mank
en iyi uyarlama senaryo: Nomadland
en iyi görsel efekt: Tenet

22 Şubat 2021

News of the World


Yönetmen: Paul Greengrass
Oyuncular: Tom Hanks, Helena Zengel
Süre: 118 dakika 
Yapım Tarihi: 10 Şubat 2021
Ülke: ABD
IMBD: 6.8/10 
Benim Puanım: 6/10

    Merhabalar değerli okurlar. Son postlarıma baktığınızda genelde filmler ile ilgili yayınlarımı görüyorsunuz. İçerik bulmada zorlandığımdan değil sadece yazmak istediğimi yazmamla alakalı bir durum. Paylaşmak istediğim bir şeyler olduğu zaman bunu en iyi şekilde yapmaya çalışacağım.

    80'li yılların başlamasıyla birlikte western dediğimiz vahşi batı film sektörü rafa kaldırılmıştı. İnsanlar artık çok sıkılmıştı bu tip filmlerin fazlalığından. Artık nadide eserler beyaz perdede seyircinin huzuruna çıkabiliyor. İşte bu filmlerden bir tanesi de elbette News of the World. Bildiğim kadarıyla Tom Hanks'in ilk western temalı filmi oldu bu. Başarılı bir oyunculukla filme tat katmış. Sadece Tom Hanks'in oyunculuğundan bahsetmeyeceğim elbette. İkinci başrol oyuncusu olan Helena Zengel, göstermiş olduğu doğal oyunculuk sayesinde izleyenlerin dikkatini önemli bir ölçüde kendi üzerine çekti. Helena'yı filmde izlerken gerçekten de filmdeki karakterin aynısına sahip olduğunu sanabiliyorsunuz. Bu küçük yaşta gösterdiği usta oyunculuğu ben takdir ediyorum.

    Filmin hikayesi tahminimce 1850 sonu 1860 başı tarihlerinde geçiyor çünkü Konfederasyon Amerika'nın birlik olduğu dönemleri konu alıyor. İç savaş çıktı çıkacak dönemler elbette. Bildiğiniz üzere zencileri halen köle olarak kullanan amerika halkı ve köleliği kaldırmak isteyen amerika hükümeti arasında geçen kanlı bir savaş dönemi. İşte bu dönemde radyo gibi elektronik haberleşme cihazları bulunmadığından sadece gazete okuyarak dünyadan haberdar olunabiliyordu. Kasaba halkının yüksek çoğunluğu da okuma yazma bilmediğinden bu gazeteyi halka okuyan insanlar bundan para kazanıyordu. Baş rol oyuncusu Kidd, kasaba kasaba gezip insanlara ülkeden haberler okuyan eski bir yüzbaşı. Atıyla gezintiye çıktığı bir gün ağaca asılmış bir zenci ve korkudan gizlenmeye çalışan bir kızı bulmasıyla hareketlenir film. Kızı evine ulaştırmak için yola koyulurlar ve büyük macera bu şekilde başlamış olur.

    Filmin çekim teknikleri epey yerinde göründü. Birkaç noktada hoşuma gitmeyen kısımlar oldu fakat kurgusu ve sinematografisi bu tip bir film için hatırı sayılır ölçüde kaliteliydi. Çevreleyi güzel bir şekilde aktarıp empati yapmamızı kolaylaştırdı diyebilirim. Senaryoya bakacak olursak elbette çok mükemmel bir hikayesi yoktu filmin. Gerçekçi yapıda olması gereken filmin, etkileyiciliğini arttırmak amacıyla olsa gerek bir takım şans eseri olayların gerçekleşmesiyle bir miktar üzebiliyor; Çünkü filmde olağanüstü bir durum yok. Sıradan sayılabilecek bir hikaye anlatıldığından izleyici karakterlerden fazla bir şey beklemiyor zaten. Filmi sıkıcılıktan kurtarmak için düşünüldüğünü sandığım bir takım senarist teknikleri hoş olmamış. Elbette bu tip hikaye bölümleriyle çok ufak kısımlarda karşılaşıyoruz ve kesinlikle filmi izlemeye engel olmayan noktalar.

    İyi seyirler dilerim.

27 Ocak 2021

Nomadland

 
   Yönetmen: Chloé Zhao
Oyuncular: Frances McDormand, David Strathairn, Peter Spears
Süre: 108 dakika 
Yapım Tarihi: 19 Ocak 2021
Ülke: ABD
IMBD: 7.6/10 
Benim Puanım: 8/10

     Merhabalar değerli okurlar. Ne zaman harika bir film izlesem içimde bir heyecan olur. Öyle bir heyecan ki bu, filmi tanıdıklarıma önermek için sabırsızlanırım. Bu film de öyle bir filmdi gerçekten de. Adeta içimde her zaman yaşayan yola çıkma fikrini körükledi bu film. Şimdi diyeceksiniz ki: "Yola çıkmak kolay değil." evet biliyorum kolay olmadığını. Beni çeken de yolun kolay olmayışı zaten. Her gün kolay hayatlarımızda yaşıyoruz. Sabah sıcacık yatağımızdan çıkıp tuvalete gidiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp temiz bir şekilde kahvaltımızı yapıyoruz ardından da çayımızı veya kahvemizi alıp işe koyuluyoruz. Akşamları sıcacık evimize dönüyoruz. Sanırım uzaktan baktığımızda yaşama sebebi hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek olarak görünüyor. Ne yazık ki ben böyle bir hayatı istemiyorum ve istemedim de. Hayatta hedefler yoksa, başarımlar yoksa, hayaller sürekli erteleniyorsa ne anlamı kalıyor ki yaşamanın? hayata biraz zorluk katmak biraz daha iyi gelecektir diye düşünüyorum. Bu zorluk aslında büyük çoğunlukla bedensel bir zorluk. Bedensel olan terbiye zihinsel olarak da önem arz etmektedir. Platon, zeki olmak isteyen insanların aynı zamanda sporda başarılı olması gerektiğini savunurdu. Atatürk'ün söylediği "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." sözünü de es geçmeyeceğim elbette. Siz bu yazıklarımı düşünün yine de ve beni böyle uzun bir giriş yazısından ötürü affedin.

I came into the van life kicking and screaming,
 but I fell in love with it.— Bob Wells


    Film Amerika'da kocasını kaybettikten sonra ufak bir karavanda yaşamaya başlayan bir kadının hayatını anlatıyor. Aslında filmin hikayesi pek sıradan bir hikaye. Sanırım bu sıradanlık da benim ilgimi çekiyor. Daha önceki yazılarımda da durum hikayelerine bayıldığımı söylemiştim o yüzden bu film benim için güzel diyebilirim. Sizleri bilemem elbette, durum hikayelerini epey sıkıcı bulan insan bulmak çok da zor değil. Epey durgun ilerlediği için aslında hak da veriyorum elbette. Ama sıkıcı bulsanız da bir deneyin derim. Bu tip hikayeler sizlere mutlaka bir şeyler katacaktır.

    Teknik açıdan film kaliteli bir yapım olmuş. Kurgusu harika öncelikle, sizi rahatsız edebilecek şeyleri görmeyeceksiniz bu filmde. Genelde soğuk renklerin kullanıldığı filmde her an yağmur yağacakmış hissi kaplıyor insanı. Çöle geçtiği sıralarda yani insanlarla iletişiminin sıklaştığı sıralarda renk seçimi biraz sıcak skalaya kaydığından bu tatlı sıcaklığı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Görüntü yönetimi de iyi diyebilirim.


    Frances McDormand ablamız çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de güzel bir oyunculuk sergilemiş. Akademi ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü bir kez daha kazanacağını tahmin etmekteyim. Oyunculuk yaparken, oynadığı karakterin ruh halini izleyiciye harika bir şekilde aktarmayı başarabildiğinden hak ediyor çoğu zaman övgüyü. 63 yaşında olmasına karşın aktifliğinden de bir şey kaybetmeyen McDormand'ı sanırım durum hikayelerinde sıkça görmek istiyorum.


Ekleme: Oyuncuların bir kısmı gerçekten de bu hayatı yaşayan insanlar. Aslen oyuncu değiller. Bunu duyduğumda daha da ısındım filme. Yani o gördüğünüz toplu buluşmalar kurgu değil gerçek diyebilirim. Karakterin tanıştığı insanların da gerçek isimleri kullanılmış filmde ve doğrusallık gösteriyor gerçek ile. Bob Wells karakteri de filmde gösterildiği gibi bir hayat sürmekte.

23 Ocak 2021

Soul

    Yönetmen: Pete Docter
Oyuncular: Daveed Diggs, Jamie Foxx, Tina Fey
Süre: 101 dakika 
Yapım Tarihi: 25 Aralık 2020
Ülke: ABD
IMBD: 8.1/10 
Benim Puanım: 6/10

    Herkese merhabalar okurlar. Bu postta sizlere 2020'nin güzel bir animasyon filmini tanıtmak istedim. Disney Pixar yapımı olan güzel bir film diyebilirim. Öncelikle filmde akıllı tasarımı bu kadar ön plana sokmaları pek hoşuma gitmedi diyebilirim. İzlemeden önce dram türünde bir yapım bekliyordum fakat ne yapıp ettilerse tüm olayı akıllı tasarım ile birleştirip gerçek üstü hale getirdiler. Bu film eğer dram filmi olsaydı sanırım harika bir malzeme çıkabilirdi ortaya.


    Geniş bir perspektiften baktığımda filmi beğendim. Filmin vermek istediği fikir de aslında bir bakıma güzeldi. Özgürlüğün ve yaşamanın güzelliği üzerine durduğundan izleyicilere sebepler vermeye çalışmış. Senarist biraz basit oynamış gibime geldi o konuda. Müzikler iyi kullanılmış ve jazz müzik ön planda olduğundan ister istemez çıtayı yükseltip izleme kararı aldım. Harika bir başlangıç yapıp, sinirimi bozan idelist olgularla dolu bir dünyaya yerleştirdi izleyiciyi. Sinirimi epey bozdu bu kısım. Hayal ettiğim gibi bir senaryoya sahip değildi açıkçası. Ama filme kötü de diyemem sırf senaryosunda beğenmediğim kısımlar var diye.

    Filmin kurgusu ve sinematografisi harikaydı onu es geçemem ne yazık ki. Tabii ki söz konusu Disney Pixar olunca kurgu ve sinematografi harika olacak elbette. Adamlar bu işi iyi yapıyorlar. Özellikle detaylar bir hayli ilgi çekici idi. Öbür dünya kısmı kolaya kaçmışlar gibiydi ama dünya kısmı büyüleyici bir güzelliğe sahipti. 

    Oscar'a aday olur mu bilemem fakat kazanabilir mi ondan şüpheliyim. Diğer animasyon filmlerini izledikten sonra buna karar vermek sanırım çok daha mantıklı olur.





08 Ocak 2021

Yeni Yıl Tavsiyeleri 2021

  
  Merhabalar sayın okurlar. 2021 oldu ve ilk haftayı sağ salim bir şekilde atlattık. Kayıplarımız oldu üzüntülerimiz oldu 2020'de; fakat biz yine de bu hayat dediğimiz yolculuğa devam ettik. Bazen ne kadar isyan etsek de seviyoruz bu hayatı. Bizi epey üzse de sevebiliyoruz bir şekilde bu hayatı. Hayatı sevmediğimizi iddia etsek de yaşamak için bir takım sebepler buluyoruz kendimize. 

    Hayatımın çok büyük kısmını depresif bir insan olarak geçirdim. Sanırım insan yaşlandıkça öz eleştirisinde çok daha acımasız olabilecek kıvama geliyor. Acımasız eleştiri derken duyguları kenara iterek yapılan objektif bir eleştiri. Bedensel yaşlanmak değil tabii ki bahsettiğim yaşlılık. Zihinsel yaşlılıktan bahsediyorum. Bireysel yargıları yok sayıp irdeleyebilmekten bahsediyorum. Böyle bir irdelemeyi başarmaya başladığınız zaman bilin ki zihinsel olgunluğa bir adım atmaya başlamışsınızdır. İnsan böyle bir özeleştiri sırasında depresifliğinin nedenlerini önüne serebiliyor. Mutlu olmak istemediğiniz sürece bu çok zor oluyor; fakat mutlu olmak istediğiniz an işler değişmeye başlıyor.

    Evet 2021'e bu şekilde girdik ve bu post bir tavsiye postu olacak. 2021'de mutlu olmaya çalışmanız gerektiğinden ve mutluluğun kısa zamanlı değil de huzurla birleşip bakileşmesinden bahsedeceğim. Çoğu insan mutluluğun sadece gülümsemekten ibaret olduğunu düşünüp yanılmakta, bu kısa süreli mutluluk anlarına haz diyebiliyorum sadece. Hazlar kısa süreli olup insanı sadece bir nebze besleyen kısa süreli mutluluğu insana gösteren olgulardır. Huzur ise insana uzun süreli hatta daimi diyebileceğimiz bir rahatlıktır diyebilirim. Size tavsiyelerim de huzurlu bir mutluluğa yaklaştıracak nitelikte olabilir.

    Mutluluğun ve huzurun anahtarının toplum olmakta değil BİREY olmakta göreceksiniz.


    Öncelikle bahsetmek istediğim konu kendiniz olmanız elbette. Kişisel gelişim uzmanları her zaman sizi şekilden şekle sokmaya çalışarak ve sizlere sahip olmadığınız karakter özelliklerinin olduğuna inandırarak sahtekarlık yapmaya çalışmaktadırlar. Sizi bir kutunun içine sıkıştırmaya çalışıyorlar adeta. Bu kutuya sıkıştırma eylemini ise şişirilmiş umutlar vererek elde ediyorlar. Bu çok üzücü bir durum açıkçası. Siz kendinizde ne görüyorsanız onu yapabilirsiniz, sizi mutlu eden ve rahat hissettiren ne ise onu yapabilirsiniz. Toplum için utanç verici olarak görünen bir takım sevdiğiniz davranışlarınız vardır belki ama bence size zarar vermiyorsa çekinmeyin hiçbir şekilde. 

    Yani demek istediğim şey şu: Karakterinizi topluma göre şekillendirmeyin, olduğunuz gibi dilediğiniz gibi hareket edin. Bunu başarırsanız huzura bir adım daha yaklaşacaksınız. Elbet ki toplumda yer edinmek için bazı hareketleriniz onlara göre şekilleniyor fakat tabular öyle seviyelerde karşımıza çıkıyor ki insanları eğlendirmek şaklabanlık, felsefe yapmak ineklik, şarkı söylemek gösterişçilik halini alıyor. Hani bu saydıklarım elbette en ufak tabiri sanırım toplumun dayattıklarının. Bir eylem gerçekleştirecekken insanların bunu komik bulacağı korkusu sizi mutsuzluğa sürükler yavaş yavaş. Elbette alıştığınız bir durum olduğundan toplumun ne düşündüğünü umursamamak epey zorlayacaktır sizi ama bence bir yerden başlamadığınız sürece hiçbir zaman olmayacaktır.


 
   İkinci olarak söylemek istediğim şey ise çalışın. Çalışmanın herhangi bir türlüsü sizi huzursuzluktan elbet ki uzaklaştıracaktır. İşleyen demir pas tutmaz diye de bir meşhur atasözümüz vardır. Zihinsel ve bedensel çalışma sizi ister istemez hayata bağlayacaktır. Zihinsel çalışma başlarda sıkıcı gelecektir hatta çok zorlu bir şekilde kendini gösterecektir fakat alıştıkça bundan zevk alacağınıza eminim. Yeni bilgiler öğrenmek, okuduğunuz romanlarla duygularınızı yön vermek, yazarak ve çizerek de körelmiş olan hayal gücünüze can vermek size huzura da getirecektir elbette.



    Son olarak da söylemek istediğim şey kendinize bir hobi bulmanızdır. Hobi nedir? Hobi bir işi herhangi bir karşılık beklemeksizin yapmaktır. Yani karşılık beklemeden yapmak doğru olmak çünkü bu işi yapmak size mutluluk ve huzur katacaktır. Tanımı düzeltmek gerekirse, size maddi açıdan beklenti olmadan yapılan işlerdir diyelim. Fakat buraya klişelerden ziyade daha farklı hobileri yerleştirebiliriz. Mesela; Huzurevi ziyareti, ahşap oymacılığı, yürüyüş, koşu, kitap okuma kulübü üyeliği, farklı yemekler yapmak gibi uğraşları koymak daha uygun olacaktır. Bu hobiler hayatın maddiyattan çok maneviyatın insanı huzura yaklaştırdığını öğretecektir ve öğrenilen bilgilerin de insanın ufkunu ne denli genişlettiğini gözler önüne serecektir. 

    Hayatınızı sadece para kazanmak için çalışmak ve hayatınızı idame ettirmek için gerekli olan şeyleri yapmak sizi sadece toplum yapar. Toplumdan bireye dönmek ise sadece siz isteyince ve çabalayınca olacaktır.

24 Aralık 2020

Ma Rainey’s Black Bottom


Yönetmen: George C. Wolfe
Oyuncular: Chadwick Boseman, Viola Davis, 
Taylour Paige, Colman Domingo, Glynn Turman, Michael Potts
Süre: 94 dakika 
Yapım Tarihi: 25 Kasım 2020
Ülke: ABD
IMBD: 7.2/10 
Benim Puanım: 7/10

     Merhabalar değerli okurlar sizlere bu yılın nadide güzel filmlerinden birini takdim etmek istiyorum. Yani izlemeden önce bir önyargım vardı açıkçası, ama önyargım filmi izledikten sonra yıkıldı. Gayet güzel bir işe imza atmışlar.

    Bu film hali hazırda Amerika'da tiyatrolarda sık sık oynanan bir oyunun film versiyonu. Ma Rainey adındaki blues müziğin çıkışında parmağı olan ve bu işi en iyi şekilde yapan kadının çevresinde dönen olayları anlatmakta film. Dönen olaylar diyorsam yıllardan, aylardan veya günlerden bahsetmiyorum. Sadece bir günlük bir anılarını bizlerle paylaşıyorlar. Ma Rainey' black bottom şarkısının kaydı için ayrılmış bir günü konu alıyor başlıktan da anlaşılacağı üzere. film küçük bir tanıtım sonrası sanatçıların stüdyoya girmesiyle başlıyor, Ma Rainey'nin ayrılışı ile bitiyor. Siyahi halkın yaşadığı ve yaşamış olduğu sorunların üzerinde pesimist bir şekilde durmuşlar. Ama merak etmeyin klişe ile karşılaşmayacaksınız. Tiyatro oyunundan türeme olduğundan birden fazla tirat göreceksiniz filmi izlerken. Bu tabii ki tiyatro havası katıyor bir miktar ama ilk tiratı gördüğüm anda keşke dedim film tek çekim olsaydı yani Birdman, 1917 filmlerinde de gördüğümüz gibi uzun sahnelerden oluşsaydı. Gerçekten çok daha ses getirebilirdi. Keşke bu yöntemi seçselerdi, kendilerini akademide bile görebilirdik. Halen daha görme şansımız var fakat yüksek bir olasılığı yok tabii ki bunun.

19 Aralık 2020

Piyasaya Sürülecek Güzel Oyunlar #1

     Herkese merhabalar değerli okurlar. Bugünkü yazımda sizlere kendi alanımdan bir şeyler paylaşmak istedim. Ne yazık ki oyun sektörü kısa süreli, insan zihnini aptallaştıran yüzlerce oyunla kirlendi. Hyper casual adını verdiğimi tüket ve çöpe at tarzında olan oyunlar basitlikleri ve hiçbir şekilde anlamlı olmayan yapılarıyla insanların takıntılarına hitap ederek onları sadece telefon başında tutup zaman harcamasına sebep olur. O anlık, zorlanmadan yaşanan tatmin duygusundan ötürü de insanları kolayca ağlarına düşürürler. Ne yazık ki bu ağa takılan kişilerin en yoğun olan yaş grubu çocuklardır. Çocuklar hayatlarını hiçbir şey öğrenmeden boş bir ekranda şekilleri hareket ettirerek beynini öldürüyor adeta. Bu çok korkunç bir durum. Fakat benim yazılarımda asla böyle şeyler göremeyeceğinize emin olabilirsiniz çünkü benim en büyük düşmanlığım insanları robotlaştırmaya çalışan sistemleredir.

    Lütfen başlıktaki oyun kelimesini görüp de geçmeyin. Bu oyunlar barındırdığı zengin hikaye, görsel şölen ve didaktik yapısıyla çok başarılı yapımlardır. Aslında ben oyun sektörünün (sektörün tamamını değil) film sektörüyle eşit durumda olduğunu düşünüyorum. Bu yapımlar o kadar başarılı seviyelere ulaşıyor ki sizleri göz yaşlarına boğabiliyor çeşit çeşit duyguları içinizde hissettirip sizlere epey faydalı bilgiler öğretebiliyor. O yüzden yargılamadan önce bir kaç tane oyun oynayın derim. Eğer bir filmden keyif alıyorsanız, hikayeye sahip ve halk tarafından beğeni görmüş oyunları oynayabilirsiniz. Blogumda paylaştığım oyunlardan başlayabilirsiniz mesela BURAYA tıklayarak blogumda paylaşmış olduğum oyunları inceleyebilirsiniz.

    Lafı fazla uzatmadan size Piyasaya çıkacak olan yapımları göstereyim. Çıkış tarihlerini her oyunun başlığında parantez ile belirttim.


In The Valley of Gods (Çıkış Tarihi: Duyurulacak)

    Uzun zamandır beklemekte olduğum bir oyun olduğu için Bu serinin ilk tanıtılması gereken oyunu olduğunu düşünmekteyim.
    Firewatch oyunu ile büyük bir beğeni kazanmış, Valve şirketine satılmasıyla da biraz üzmüş olan Campo Santo adlı şirketin çıtayı epey yükselten oyunu. Trailer'ı izlediğimizde göze çarpan piramitler ve çöller sanırım ortamın nasıl bir yer olduğunu gösterir nitelikte. Firewatch'taki sanatsal anlayışı bozmayıp aynı şekilde bu oyunda da benzer yöntemleri kullanmışlar. Tarzlarını bozmamaları açıkçası beni sevindirdi çünkü bu şekilde devam etmek, 3A oyunlara bir meydan okumayı çağrıştırıyor benim gözümde. Hikaye konusunda herhangi bir bilgim yok fakat, güzel bir macera oyununun bizi beklediği aşikar görünüyor.
    2019 yılının son aylarında çıkması planlanan oyunun 1 yıldır çıkmamış oluşu soru işaretlerini de beraberinde getirmedi değil, umarız ki ilerleme duraklamamıştır.



ROAD 96 (Çıkış Tarihi: 2021)

    Son zamanlarda karavan alıp uzaklara gitme hayalimin de desteklemesiyle birlikte çok beğenebileceğimi düşündüğüm bir oyun oldu Road 96. Oyunu bugün fark ettim, aralık ayında ilk fragmanlarını yayınladıkları için olsa gerek. Hikaye açısından güzel bir çeşitlilik olacağını düşündüğüm bir oyun Road 96. Sanırım hikaye oyuncunun seçimlerine göre yönlenecek ve birden fazla sonu olacak.
    Hikaye olarak anladığım kadarıyla sınırı geçmek için yollara düşen bir kişinin hayatını konu alıyor. Hikaye konusundan beni tatmin edebileceğini düşünüyorum. Eğer tatmin edici bir hikaye sunarlarsa yılın en iyi çıkış yapan oyunu şirketi olabilirler. Bafta'da ödül bile kazanabilir elbette. Oynamak için can atıyorum diyebilirim çünkü çok merak ediyorum bu oyunu. Göreller ve teknikler şahane görünüyor.



Twelve Minutes (Çıkış Tarihi: 2021)

    Bu oyun, son zamanlarda pek de alışık olmadığımız kamera açısıyla karşımıza çıkıyor. Üstten görünümü olan bir kamera açısıyla yönetiyoruz tüm oyunu. Bol bol hikaye göze çarpan oyunda sanırım asıl ön planda olan tür dram/gerilim olacaktır.
    Oyun, bir adamın başından geçenleri anlatmakta. Bu adamın sıkışıp kaldığı bir zaman döngüsünde neler yaptığını oyuncuya sunuyor. Anlaşıldığı kadarıyla seçimler, hikayenin işleyişi açısında büyük önem arz etmektedir. Hikayeyi işleyiş tarzları epey hoşuma gittiği için bu seride kendilerine yer ayırdım. Umarız planlanmış olduğu zamanda çıkar diyelim.




09 Aralık 2020

Köpegim Charley ile Amerika Yollarında


 

    Herkese merhabalar değerli okurlar. Sizlere güzel bir gezi yazısı paylaşmak istiyorum. Bu gezi yazısında yaşamın getirdiği yorgunluğun etkisiyle yollara düşen John Steinbeck adlı yazarın 1960 yılında çıkmış olduğu yolculuğunu kendi ağzından anlatıyor. Çıktığı yolculukta neler yaptığını güzel ve özlü bir şekilde anlatmaya çalışmış yazar. Gereksiz bilgilerden uzak durup ilginç bulduğu ve tespit yapmaya değer olayları anlatmaya çalışmış kitap boyunca. Bu yüzden kitabı bir macera-yolculuk kategorisine koyamıyorum. Tıpkı Evliya Çelebi gibi memleketini gezip, gittiği yörenin beşeri ve fiziki özelliklerini güzel bir dille anlatmış. 
    Kitabın ilk çeyreğinde güzel bir noktaya değinmiş Steinbeck. "Bu yazdıklarımı okuduktan sonra benim gibi bir yolculuğa çıkarsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır. Çünkü her bir yolculuk farklı hisler içerir." der. Yani bir yolculuğa çıkacaksanız kendi hedefleriniz olmalı. Bu düşünceye sebep olan bir yazarla olan anısını anlatır. Gerçekten desteklediğim bir düşünce oldu bu; Çünkü insanlar empatiyi derin bir şekilde yapabilen canlılardır. Kişi bir insanın anısını dinlediğinde, kendisini de o anının içinde mutlu görür fakat ne yazık ki kişinin karakterine pek de uymayan bir anıdır o. Bu bir filmdeki kötü karakteri sevmeye benziyor bence. Gerçek hayatta nefret edebileceği bir insanı sırf film güzel işledi diye seviyor; portresinin olduğu tişörlerle geziyor ortalıkta. Halk ağzında buna özentilik diyoruz, daha doğrusu toplum özentiliği dememiz gerek. Çünkü bir fisyon reaksiyonunda olduğu gibi çok hızlı yayılan bir özentilik bu. Pek düşüncesizce hareket edip, insan toplum ne dediyse ona uyup toplum özentiliği gerçekleştirilmiş oluyor.

    Ne zaman bir şeyler anlatmaya başlasam konudan epey sapmaya başlıyorum nedense. Beynim bir yönde çalışmayı reddediyor adeta. Bir konuyu düşünürken, o konudan kopmak çok kolay olabiliyor.

    Kitap ile ilgili yorumuma tekrar dönecek olursam; kitabı okumaktan zevk alacağınızı düşünüyorum. Steinbeck, sanırım karakterinden ötürü insanlarla tanışmak için bir çabaya girmiş. İnsanların gelip oturmaları için ikna edebilmek adına karavanını güzel içkilerle doldurmuştur. Hatta kendi kendine güzel bir yöntem de geliştirmiştir insanlarla tanışmak için. Kamp için durakladığı bir yerde yakınlarda insanlar olduğunu anladığında köpeğini o insanların olduğu bölgeye doğru salar. Biraz zaman geçtikten sonra o bölgedeki insanları köpeğin yarattığı rahatsızlıktan kurtarmak için yola koyulur ve insanlarla bu şekilde konuşacak bir şey bulup tanışmış olur. Kendince geliştirdiği yöntem epey iş görüyor, aklınızda bulunsun belki kullanırsınız bu yöntemi. 

    Steinbeck yolculuğunun ilk yarısından çok keyif alıyor, her anın tadını çıkarabiliyor fakat sonrasında siyaset ve halk ilişkileri canını sıkmaya başlıyor. İster istemez bölge halkının aptalca fikirleri onu karamsarlığa itiyor bir miktar. Yolculuktan aldığı keyif bir şekilde yarılanıyor. Kendisi de diyor zaten "belli bir yere kadar geçirdiğim her an hafızamda fakat bir yerden sonraki kısımlar bulanık hatırlayamıyorum". O yüzden kitabın %90 kadarı yolculuğun ilk yarısını anlatmakta.

    Kitabın çok hoşuma gitmesine karşın ben sanırım böyle bir yolculuğa çıkmış olsam insanlarla pek de muhatap olmazdım. Steinbeck ile aramızdaki en büyük fark sanırım bu. Bu konu dışında bu tip bir yolculuğun her zaman hayallerini kurmuşumdur. Umarım sizlere de nasip olur böyle güzel ve huzurlu yolculuk. Okuduğunuz için teşekkür ederim ve iyi günler dilerim.



İmkansız Coğrafyalar

      Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...