27 Ocak 2022
The French Dispatch
01 Ağustos 2021
Merakla Beklediğim Filmler 2021
Yıl geldi 2021'e ne kadar güzel filmler gördü bu gözler. Harika yapımlar geçirdik; fakat ne yazık son 10 yıl içinde çıkıp da kült diye nitelendirebileceğimiz çok bir film yok. Durum insanın içini burkuyor elbette, 90'lı yıllara dönüp sinemaya gitmek isterdim bu bana büyük bir zevk verirdi eminim. Sıradan hayatım çok film izlemememe karşın filmleri çok severim. Çok film izleyememe sebebim ise seçicilik denebilir. Önüme gelen viral olmuş filmleri izlemek ne yazık ki keyif vermiyor bana. Filmi izleyebilmem için öncelikle içerik ve tarzını biliyor olmam gerekir. Tabii ki son zamanlarda kendime kural koyduğum Oscar olası adayı filmleri de listeme koydum. Bu filmleri izlerken içeriğe bakmayacaktım, sadece akademi ödüllerinde aday olarak görebileceğimiz tarzda olmaları yeterli şart idi. Bu kuralı benimsemiş olmamın sebebi daha fazla film izleyebilmekten başka bir şey değil. Böyle bir kuralım olmasa doğru düzgün film izleyeceğim yok.
Boşumuzu da yaptıktan sonra listeye geçelim, iki adet filmden kısaca bahsettim:
The French Dispatch
Babylon
23 Temmuz 2021
Son Zamanlarda Dinlediklerim #1
Merhabalar değerli okurlar. Bu yayın standart bir yayın olacak benim için. Blog için ne kadar standart olur bilemem fakat hemen her gün yaptığım "şarkı önermek" işini blog'da da gerçekleştirmeye karar verdim. Eminim ki bu yayın serisi okuyucuların hoşuna gidecektir.
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki paylaşacağım şarkılar (sadece) yeni çıkış yapmış şarkılar olmayacak. Bu şarkılar şimdinin veya geçmişin ürünü olabilir. Şarkı seçimine başlıkta da belirttiğim üzere son zamanlarda sıklıkla dinliyor olduğum şarkılar yön verecek. Şarkı seçiminde ise herhangi bir türe bağlı kalmayacağım. Rock, blues, jazz, klasik ve daha nice müzik türlerini paylaşacağım yayınımda.
Beğendiğiniz şarkılar olursa lütfen yorumlarda belirtin. İyi günler dilerim hepinize
Niccolò Paganini - Nel cor più non mi sento, MS44
Frank Zappa - Stink Foot
Talking Heads - Once in a life time
Men I Trust - Tailwhip
Men I Trust - Show me how
ABBA - Gimme! Gimme! Gimme!
Eric Clapton - Tears in heaven
Kurt Cobain - And I Love Her (Beatles Cover)
19 Mart 2021
93. Akademi Ödülleri
Merhaba değerli okurlar. Günler geçti aylar geçti ve 2020 yılını tamamladık. 2020 yılı diğer yıllardan o kadar farklıydı ki adeta dünyanın düzeni değişti bu yıl. İşte bizler evlere kapandığımızda yapılacak güzel aktivitelerden birini seçtik, film izlemeyi... Nedense geçen sene söylediğim gibi bu sene de filmler beni pek de memnun etmiş değil o kadar. Yani tabii ki çok beğendiğim filmler oldu fakat yine bir şeyler eksikti bu filmlerde. Yine de umudumu yitirmeden izlemeye devam ettim. Her neyse 2021 film sektörüne de olumsuzluklarla başlamamak gerektiğini düşünüp ve bu yılki Akademi Ödüllerinin adil bir şekilde sahiplerini bulmasını dileyerek başlayalım yayınımıza. Bu yıl pandemiden dolayı olan bir erteleme kararı ile de 26 Nisan tarihinde ödüller sahiplerini bulacak.
Benim geçtiğimiz yıl en beğendiğim film the Trial of the Chicago 7 filmi oldu. Kurgusu güzel hazırlanmıştı ve hikayenin işleyiş biçimi beni epey etkilemişti. Bu filmi izlemenizi gerçekten tavsiye ederim. Çok güçlü bir yapıda değil fakat tatmin etme açısından gerçekten başarılı buldum ben.
2020 yılının sonralına doğrı çok beklediğim bir film olan Nomadland gösterime girdi. Açıkçası gerçekten de hoşuma gitti bu film. Belki de bu film için çıtayı çok da yüksek tutmadığım için beni tatmin etmiş olabilir. Film karavan hayatını anlatıyor ve kurgusal olmayan karakterlere de yer verdiğinden realist bir yapıda karşımıza çıktı. McDormand bu film ile 3. kez en iyi kadın oyuncu ödülünü alabilir.
Sound of Metal filmi gayet başarılı bir filmdi. Bu yazıyı yazarken fark ediyorum, bu film ile ilgili bir post paylaşmamışım sizlerle. Bu film bir bateristin sağır olduktan sonraki yaşadıklarını anlatıyor kısacası. Kurgusu gerçekten çok başarılıydı filmin, özgün de bir hikayeye sahipti. En iyi Özgün senaryo ödülünü alabilir bu film. Fakat nedense diğer dallarda pek de başarılı olabileceğini sanmıyorum pek. Oyunculuklar da iyiydi fakat ödül alacak kadar iyi gördüğümü söyleyemem. Kendi adaylarımı açıklarken tabii ki bu yılki oyunculuklara bakarak en iyisini seçmeye çalışacağım.
Soul filmini yayınımda ne kadar yermiş olsam da en iyi animasyon filmi adayları arasında olmayı hak ediyor gerçekten de. Yani ne kadar gönlüm wolfwalkers'tan yana olsa da.
Wolfwalkers filmi hakkında da bir şeyler yazmamışım ama şunu söyleyeyim ki çok da basit sayılmayan mesajlar vererek basit olan konuları farklı bir şekilde işlemeye çalışmışlar. Filmin kalitesi harikulade, kurgusu harikulade, senaryosu da harikulade. Yani önden kimi desteklediğimi bilin istedim.
Ma Rainey’s Black Bottom Geçtiğimiz senenin gerçekten de başarılı bulduğum bir diğer film ise bu idi. Özellikle geçtiğimiz yaz aramızdan ayrılan Chadwick Boseman bu filmde harika bir oyunculuk
sergilemiş. Hikaye olarak her Türk insanının pek de sevebileceği bir hikaye değil açıkçası. Yani sıkıcı gelebilir ama eğer jazz müzik hoşunuza gidiyorsa ve bu kültüre az çok hakimseniz bu film sizin için çok akıcı olabilir. Tavsiyemdir.
Kısaca böyle notlar düşmek iyi oldu. İşte benim için ödüllerin verilmesi gereken adaylar:
en iyi erkek oyuncu : Chadwick Boseman - Ma Rainey's Black Bottom
en iyi film : Nomadland (Çok kararsız kaldım)
en iyi yardımcı erkek : Sacha Baron Cohen - the Trial of the Chicago 7
en iyi yardımcı kadın: Glenn Close - Hillbilly Elegy
en iyi animasyon : Wolfwalkers
en iyi özgün senaryo : Sound of Metal
en iyi görüntü yönetmeni : Phedon Papamichael - the Trial of the Chicago 7
22 Şubat 2021
News of the World
Merhabalar değerli okurlar. Son postlarıma baktığınızda genelde filmler ile ilgili yayınlarımı görüyorsunuz. İçerik bulmada zorlandığımdan değil sadece yazmak istediğimi yazmamla alakalı bir durum. Paylaşmak istediğim bir şeyler olduğu zaman bunu en iyi şekilde yapmaya çalışacağım.
80'li yılların başlamasıyla birlikte western dediğimiz vahşi batı film sektörü rafa kaldırılmıştı. İnsanlar artık çok sıkılmıştı bu tip filmlerin fazlalığından. Artık nadide eserler beyaz perdede seyircinin huzuruna çıkabiliyor. İşte bu filmlerden bir tanesi de elbette News of the World. Bildiğim kadarıyla Tom Hanks'in ilk western temalı filmi oldu bu. Başarılı bir oyunculukla filme tat katmış. Sadece Tom Hanks'in oyunculuğundan bahsetmeyeceğim elbette. İkinci başrol oyuncusu olan Helena Zengel, göstermiş olduğu doğal oyunculuk sayesinde izleyenlerin dikkatini önemli bir ölçüde kendi üzerine çekti. Helena'yı filmde izlerken gerçekten de filmdeki karakterin aynısına sahip olduğunu sanabiliyorsunuz. Bu küçük yaşta gösterdiği usta oyunculuğu ben takdir ediyorum.
Filmin hikayesi tahminimce 1850 sonu 1860 başı tarihlerinde geçiyor çünkü Konfederasyon Amerika'nın birlik olduğu dönemleri konu alıyor. İç savaş çıktı çıkacak dönemler elbette. Bildiğiniz üzere zencileri halen köle olarak kullanan amerika halkı ve köleliği kaldırmak isteyen amerika hükümeti arasında geçen kanlı bir savaş dönemi. İşte bu dönemde radyo gibi elektronik haberleşme cihazları bulunmadığından sadece gazete okuyarak dünyadan haberdar olunabiliyordu. Kasaba halkının yüksek çoğunluğu da okuma yazma bilmediğinden bu gazeteyi halka okuyan insanlar bundan para kazanıyordu. Baş rol oyuncusu Kidd, kasaba kasaba gezip insanlara ülkeden haberler okuyan eski bir yüzbaşı. Atıyla gezintiye çıktığı bir gün ağaca asılmış bir zenci ve korkudan gizlenmeye çalışan bir kızı bulmasıyla hareketlenir film. Kızı evine ulaştırmak için yola koyulurlar ve büyük macera bu şekilde başlamış olur.
Filmin çekim teknikleri epey yerinde göründü. Birkaç noktada hoşuma gitmeyen kısımlar oldu fakat kurgusu ve sinematografisi bu tip bir film için hatırı sayılır ölçüde kaliteliydi. Çevreleyi güzel bir şekilde aktarıp empati yapmamızı kolaylaştırdı diyebilirim. Senaryoya bakacak olursak elbette çok mükemmel bir hikayesi yoktu filmin. Gerçekçi yapıda olması gereken filmin, etkileyiciliğini arttırmak amacıyla olsa gerek bir takım şans eseri olayların gerçekleşmesiyle bir miktar üzebiliyor; Çünkü filmde olağanüstü bir durum yok. Sıradan sayılabilecek bir hikaye anlatıldığından izleyici karakterlerden fazla bir şey beklemiyor zaten. Filmi sıkıcılıktan kurtarmak için düşünüldüğünü sandığım bir takım senarist teknikleri hoş olmamış. Elbette bu tip hikaye bölümleriyle çok ufak kısımlarda karşılaşıyoruz ve kesinlikle filmi izlemeye engel olmayan noktalar.
İyi seyirler dilerim.27 Ocak 2021
Nomadland
Merhabalar değerli okurlar. Ne zaman harika bir film izlesem içimde bir heyecan olur. Öyle bir heyecan ki bu, filmi tanıdıklarıma önermek için sabırsızlanırım. Bu film de öyle bir filmdi gerçekten de. Adeta içimde her zaman yaşayan yola çıkma fikrini körükledi bu film. Şimdi diyeceksiniz ki: "Yola çıkmak kolay değil." evet biliyorum kolay olmadığını. Beni çeken de yolun kolay olmayışı zaten. Her gün kolay hayatlarımızda yaşıyoruz. Sabah sıcacık yatağımızdan çıkıp tuvalete gidiyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp temiz bir şekilde kahvaltımızı yapıyoruz ardından da çayımızı veya kahvemizi alıp işe koyuluyoruz. Akşamları sıcacık evimize dönüyoruz. Sanırım uzaktan baktığımızda yaşama sebebi hayatı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek olarak görünüyor. Ne yazık ki ben böyle bir hayatı istemiyorum ve istemedim de. Hayatta hedefler yoksa, başarımlar yoksa, hayaller sürekli erteleniyorsa ne anlamı kalıyor ki yaşamanın? hayata biraz zorluk katmak biraz daha iyi gelecektir diye düşünüyorum. Bu zorluk aslında büyük çoğunlukla bedensel bir zorluk. Bedensel olan terbiye zihinsel olarak da önem arz etmektedir. Platon, zeki olmak isteyen insanların aynı zamanda sporda başarılı olması gerektiğini savunurdu. Atatürk'ün söylediği "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." sözünü de es geçmeyeceğim elbette. Siz bu yazıklarımı düşünün yine de ve beni böyle uzun bir giriş yazısından ötürü affedin.
Film Amerika'da kocasını kaybettikten sonra ufak bir karavanda yaşamaya başlayan bir kadının hayatını anlatıyor. Aslında filmin hikayesi pek sıradan bir hikaye. Sanırım bu sıradanlık da benim ilgimi çekiyor. Daha önceki yazılarımda da durum hikayelerine bayıldığımı söylemiştim o yüzden bu film benim için güzel diyebilirim. Sizleri bilemem elbette, durum hikayelerini epey sıkıcı bulan insan bulmak çok da zor değil. Epey durgun ilerlediği için aslında hak da veriyorum elbette. Ama sıkıcı bulsanız da bir deneyin derim. Bu tip hikayeler sizlere mutlaka bir şeyler katacaktır.
Teknik açıdan film kaliteli bir yapım olmuş. Kurgusu harika öncelikle, sizi rahatsız edebilecek şeyleri görmeyeceksiniz bu filmde. Genelde soğuk renklerin kullanıldığı filmde her an yağmur yağacakmış hissi kaplıyor insanı. Çöle geçtiği sıralarda yani insanlarla iletişiminin sıklaştığı sıralarda renk seçimi biraz sıcak skalaya kaydığından bu tatlı sıcaklığı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Görüntü yönetimi de iyi diyebilirim.
Frances McDormand ablamız çoğu filminde olduğu gibi bu filminde de güzel bir oyunculuk sergilemiş. Akademi ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü bir kez daha kazanacağını tahmin etmekteyim. Oyunculuk yaparken, oynadığı karakterin ruh halini izleyiciye harika bir şekilde aktarmayı başarabildiğinden hak ediyor çoğu zaman övgüyü. 63 yaşında olmasına karşın aktifliğinden de bir şey kaybetmeyen McDormand'ı sanırım durum hikayelerinde sıkça görmek istiyorum.
Ekleme: Oyuncuların bir kısmı gerçekten de bu hayatı yaşayan insanlar. Aslen oyuncu değiller. Bunu duyduğumda daha da ısındım filme. Yani o gördüğünüz toplu buluşmalar kurgu değil gerçek diyebilirim. Karakterin tanıştığı insanların da gerçek isimleri kullanılmış filmde ve doğrusallık gösteriyor gerçek ile. Bob Wells karakteri de filmde gösterildiği gibi bir hayat sürmekte.
23 Ocak 2021
Soul
Filmin kurgusu ve sinematografisi harikaydı onu es geçemem ne yazık ki. Tabii ki söz konusu Disney Pixar olunca kurgu ve sinematografi harika olacak elbette. Adamlar bu işi iyi yapıyorlar. Özellikle detaylar bir hayli ilgi çekici idi. Öbür dünya kısmı kolaya kaçmışlar gibiydi ama dünya kısmı büyüleyici bir güzelliğe sahipti.
08 Ocak 2021
Yeni Yıl Tavsiyeleri 2021
Merhabalar sayın okurlar. 2021 oldu ve ilk haftayı sağ salim bir şekilde atlattık. Kayıplarımız oldu üzüntülerimiz oldu 2020'de; fakat biz yine de bu hayat dediğimiz yolculuğa devam ettik. Bazen ne kadar isyan etsek de seviyoruz bu hayatı. Bizi epey üzse de sevebiliyoruz bir şekilde bu hayatı. Hayatı sevmediğimizi iddia etsek de yaşamak için bir takım sebepler buluyoruz kendimize.
Hayatımın çok büyük kısmını depresif bir insan olarak geçirdim. Sanırım insan yaşlandıkça öz eleştirisinde çok daha acımasız olabilecek kıvama geliyor. Acımasız eleştiri derken duyguları kenara iterek yapılan objektif bir eleştiri. Bedensel yaşlanmak değil tabii ki bahsettiğim yaşlılık. Zihinsel yaşlılıktan bahsediyorum. Bireysel yargıları yok sayıp irdeleyebilmekten bahsediyorum. Böyle bir irdelemeyi başarmaya başladığınız zaman bilin ki zihinsel olgunluğa bir adım atmaya başlamışsınızdır. İnsan böyle bir özeleştiri sırasında depresifliğinin nedenlerini önüne serebiliyor. Mutlu olmak istemediğiniz sürece bu çok zor oluyor; fakat mutlu olmak istediğiniz an işler değişmeye başlıyor.
Evet 2021'e bu şekilde girdik ve bu post bir tavsiye postu olacak. 2021'de mutlu olmaya çalışmanız gerektiğinden ve mutluluğun kısa zamanlı değil de huzurla birleşip bakileşmesinden bahsedeceğim. Çoğu insan mutluluğun sadece gülümsemekten ibaret olduğunu düşünüp yanılmakta, bu kısa süreli mutluluk anlarına haz diyebiliyorum sadece. Hazlar kısa süreli olup insanı sadece bir nebze besleyen kısa süreli mutluluğu insana gösteren olgulardır. Huzur ise insana uzun süreli hatta daimi diyebileceğimiz bir rahatlıktır diyebilirim. Size tavsiyelerim de huzurlu bir mutluluğa yaklaştıracak nitelikte olabilir.
Öncelikle bahsetmek istediğim konu kendiniz olmanız elbette. Kişisel gelişim uzmanları her zaman sizi şekilden şekle sokmaya çalışarak ve sizlere sahip olmadığınız karakter özelliklerinin olduğuna inandırarak sahtekarlık yapmaya çalışmaktadırlar. Sizi bir kutunun içine sıkıştırmaya çalışıyorlar adeta. Bu kutuya sıkıştırma eylemini ise şişirilmiş umutlar vererek elde ediyorlar. Bu çok üzücü bir durum açıkçası. Siz kendinizde ne görüyorsanız onu yapabilirsiniz, sizi mutlu eden ve rahat hissettiren ne ise onu yapabilirsiniz. Toplum için utanç verici olarak görünen bir takım sevdiğiniz davranışlarınız vardır belki ama bence size zarar vermiyorsa çekinmeyin hiçbir şekilde.
Yani demek istediğim şey şu: Karakterinizi topluma göre şekillendirmeyin, olduğunuz gibi dilediğiniz gibi hareket edin. Bunu başarırsanız huzura bir adım daha yaklaşacaksınız. Elbet ki toplumda yer edinmek için bazı hareketleriniz onlara göre şekilleniyor fakat tabular öyle seviyelerde karşımıza çıkıyor ki insanları eğlendirmek şaklabanlık, felsefe yapmak ineklik, şarkı söylemek gösterişçilik halini alıyor. Hani bu saydıklarım elbette en ufak tabiri sanırım toplumun dayattıklarının. Bir eylem gerçekleştirecekken insanların bunu komik bulacağı korkusu sizi mutsuzluğa sürükler yavaş yavaş. Elbette alıştığınız bir durum olduğundan toplumun ne düşündüğünü umursamamak epey zorlayacaktır sizi ama bence bir yerden başlamadığınız sürece hiçbir zaman olmayacaktır.
Hayatınızı sadece para kazanmak için çalışmak ve hayatınızı idame ettirmek için gerekli olan şeyleri yapmak sizi sadece toplum yapar. Toplumdan bireye dönmek ise sadece siz isteyince ve çabalayınca olacaktır.
İmkansız Coğrafyalar
Son zamanlarda okumuş olduğum ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başaran bir kitap oldu. Çok sevdiğim ve saydığım gazeteci olan Coş...
-
Hayatımda ilk defa bir ders videosu çekmiş olmanın mutluluğuyla yazıyorum satırları. İlk videomda burun çekmesiyle tamamlamışım cümle...
-
Herkese merhabalar değerli okurlar. Son zamanlarda sosyal medyada, izlediğim video ve filmlerde gördüğüm ve halka sadece bir yönden bakmay...
-
Merhabalar değerli okurlar. Bu yazımızda çok güzel bir ütopyaya gidiyoruz, Patronus’ların, Expelliarmus’lar...


















